24 HAZİRAN SONRASI CHP’YE DERİNLEMESİNE BİR ANALİZ- SAMİ DOĞAN

Ana Sayfa » İÇ ve DIŞ SİYASET » 24 HAZİRAN SONRASI CHP’YE DERİNLEMESİNE BİR ANALİZ- SAMİ DOĞAN

07.08.2018 - 18:39

24 HAZİRAN SONRASI CHP’YE DERİNLEMESİNE BİR ANALİZ- SAMİ DOĞAN

 

24 Haziran 2018 de yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili genel seçimlerinde CHP ,beklenen sonucu alamamış  ve parti tabanında hayal kırıklığı yaratmıştır.

Kemal Kılıçdaroğlunun Genel Başkanlığında 9. Kez yenilgi alan CHP’nin hem genel merkez yönetimi kadrolarını, hem de il, ilçe yönetim kadrolarını gözden geçirerek seçimin neden kaybedildiğini objektif bir şekilde tartışması gerekmektedir.

CHP Ankara 2. bölgeden milletvekili adayı olarak görev yapan bir sosyal demokrat olarak ,kampanya süresince karşılaştığım ve bende hayal kırıklığı yaratan bazı konuları sizlerle paylaşmak istiyorum.

  • CHP ilçe örgütleri çok dağınık ,politik çizgi örgütlenme ve mücadele yetersizdir.
  • CHP ilçe örgütlerinde kişisel beklentilere, hemşericiliğe, bölgeciliğe, mezhepçiliğe ve etnik kökene dayalı bir anlayış söz konusudur. Bu durum örgütlenmeyi olumsuz etkilemektedir.
  • CHP ilçe örgütleri, ilçelerdeki meslek odakları, ziraat odaları, demokratik kitle örgütleri, sendikalar gibi diğer toplumsal örgütlerle ilişki kuramamakta, dolayısıyla etkili çalışma yapamamaktadır.
  • CHP ilçelerinde parti programı doğrultusunda, inanç ve ilke düzeyinde bir örgütlenme söz konusu değildir.
  • CHP ilçe örgütleri hem kampanya öncesinde, hem de kampanya sonrasında sonuç alıcı bir çalışma programı ortaya koyamamışlardır.
  • Bazı CHP ilçe başkanları ve yöneticileri inançlarını kaybetmiştir.

 

Genel Bir Değerlendirme

CHP Türkiye’de diğer partilerden biraz daha farklı olarak, tarihi boyunca ve özellikle 1960’lardan sonra bir lider ya da kadro partisi olmaktan çok bir ”ideoloji partisi” olarak kendini tanımlamıştır. Bunun anlamı yöneticinin, örgütün ve seçmenin  bu ideolojinin en anlamlı  ve başarılı profiline göre kendini konumlandırması, parti ideolojisini en iyi temsil edenin, en çok hizmet edenin öne geçmesini sağlayan bir mekanizmanın partiyi yaşatan kaynak olmasıdır. Bu ideoloji partinin programında yer alır ve temel dayanağı demokrasi, çoğulculuk ve eşitliğe dayalı toplumsal düzen istemidir.

1965’lerde  siyasi yelpazedeki yerini ” sosyal demokrat” olarak belirleyen CHP dünyadaki değişime ayak uydurarak, emek ağırlıklı kesimlerin (işçi, köylü, esnaf ,dar gelirli) yanında yer almış; bu değişimin etkisiyle sendikaların, örgütlerin, kooperatiflerin, demokratik kitle örgütlerinin desteğini alarak 1977’deki seçim başarısını elde etmiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar CHP ülkenin en güçlü iki siyasi hareketinden (AP-CHP) biri olmayı başarmış, hatta 1977 seçimlerinde aldığı %42’lik oyla Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükselmiştir. Partinin 12 Eylül’den sonra izlediği yanlış örgütlenme anlayışı nedeniyle başlayan erime, 24 Haziran 2018 seçimlerinde hezimet olarak nitelenebilecek bir başarısızlıkla noktalanmıştır.

CHP’nin 12 Eylül’den sonra izlediği yanlış örgütlenme anlayışının kökenlerini 12 Eylül Anayasası’nın siyasal partilerin örgütlemesine karşı olumsuz bakışında aramak gerekir. Askeri yönetimin siyasal partilerle birlikte sendikaları, demokratik kitle örgütlerini de  kapatması CHP’nin emekçi kesimlerle yeni yeni kurulmakta olan toplumsal ve örgütsel bağlarını onarılması güç bir biçimde yaraladı. Sendikaların, meslek odalarının, sivil örgütlenmelerin, öğrenci örgütlerinin , üniversite mensuplarının siyasal partilerde siyaset yapmasının yasaklanması bu kopukluğu daha da pekiştirdi.

1983 sonrasında yeniden kurulmasına izin verilen parti yapıları, askerlerin belirlediği çerçevede  ve yeni yasal koşullara uygun bir parti sistemini kurumlaştırdı. Kolay yoldan siyasette başarı elde etmek isteyen çevrelerin etkisiyle parti örgütlenmesindeki çarpıklıklar belirginleşti. CHP gibi  emek ağırlıklı toplumsal kesimlerin temsili ile kendi ideolojik kimliğini oluşturması gereken bir parti için bu durum ciddi bir krizdi. Ortaya çıkan oluşum CHP’de ideoloji ve programa dayalı siyaset yapma anlayışı yerine, toplumda geleneksel cemaat örgütlenmesi içinde yaşayan etnik  gruplara, mezheplere ve hemşerilik örüntülerine dayalı bir toplumsal destek arayan siyaset yapma anlayışına uygun zemin hazırladı. Örgütlü sivil toplum desteğini yitiren parti bunun eksiğini geleneksel, toplumsal örgütlenmenin tipik yapıları olan hemşerilik, mezhepçi dayanışma ve etnik aidiyete dayalı siyasal kayırma ilişkileri içinde aramaya başladı.

Böyle bir anlayış, zaman içinde etnik, kültürel çoğulculuğa dayalı, demokratik bir parti örgütlenmesinin oluşumunu sağlayabilir miydi? Bunun oluşumu için, çeşitli etnik ya da yerel özelliklere göre oluşmuş geleneksel kimlikleri, demokratik bir dönüşüme zorlayacak bir üst-kimlik gerekiyordu. Bu üst –kimlik demokratikleşmeye, çok kültürlü çoğulculuğa ve evrensel değerlere dayanmak zorundaydı. CHP’nin 12 Eylül rejimiyle girdiği yozlaşma sürecinin baskılarını aşıp bu gelişimi yakalaması; 12 Eylül’ün otoriterleştirici etkilerini yok edebilmesi gerekiyordu. CHP’nin asıl başarısız olduğu nokta bu oldu. CHP yeni bir demokratik üst-kimlik geliştiremediği için alt-kimlik haline bile gelemeyen etnik kayırmacılığa, hemşericiliğe dayalı, çıkarcılığa ve mezhepçi gelenekçiliğe teslim oldu.

Bugün CHP örgütlerinde  niteliksiz üye yığılması vardır. Daha önce belirttiğim gibi parti içi yarışlarda hemşericilik, bölgecilik, mezhepçilik ve etnik köken ön plandadır. Hatta parti içinde belli çevreler bu konuları kazıyıp- kışkırtarak siyasi rant sağlamaya çalışmaktadır.

CHP gibi sosyal demokrat partilerde , ekonomik ve siyasi örgütlülüğün, bilginin, emeğin, erdem ve dürüstlüğün her türlü organa seçilmek için esas kriter olması gerekirken, özellikle 1983’lerden sonra CHP de egemen olan anlayış CHP’yi kendi kimliğinden uzaklaştırmış ve sağ partiler çizgisine çekmiştir.

 

O HaldeYapılması Gereken Ne?

 

CHP’nin kendini yeniden yapılandırma sürecinde örgütlenme ve seçim modelleri kadar önemli olan bu konu gündeme alınmadıkça iddia ettiği ideolojik çizgi ile buluşması olanaksız görünüyor. Her yeni örgütlenme ve seçim modeli  ne kadar modern ve “Avrupalı” olursa olsun etnikçi, hemşerici ve mezhepçi kayırmacılığın çarklarına yeniden takılmaya mahkum olacaktır.

 

Bu çarklar çoğulcu demokratik değerlerin egemen kılındığı süreçler içinde dönüşüme uğrayıp kendini yeniden tanımlamaya zorlanmadıkça, CHP ideolojisinin yaşama şansı giderek zayıflayacağa benziyor. Siyasal kariyer ve yeterlik yerini alan etnik / mezhepler aidiyetler , kendi kültürel özelliklerini yitirmeden üst kimliğe göre kendini yeniden tanımlamalı; Birer alt-kimlik haline dönüşerek demokratik ve sol bir üst kimliğin oluşumunu olanaklı kılmalıdır.

Demokratik ve sol olan bir  üst-kimlik , bir ülkedeki bütün etnik ,yerel , dine dayalı kültürel değerlerin yan yana getirilmesiyle oluşmaz; Bunların toplamı ise hiç değildir.Demokratik ve sol bir üst-kimlik etnik, yerel ve mezhebe dayalı özelliklerin bastırılmasıyla , dışlanmasıyla, görmezden gelinmesiyle de olanaklı değildir. Geleneksel etnik ve kültürel değerler, evrensel demokratik değerler ile yoğrulmadıkça; bu değerler ortak yaşam ilkelerine ve bunun kurallarına dönüştürülmedikçe  demokrasi önünde engeller haline gelirler. Çoğulculuğa dayalı demokrasi, ancak ortak ve evrensel sol değerleri benimseyerek, toplumun emekçi ve yoksul kesimlerinde örgütlenerek, ulusal gelişimden daha çok pay almayı sağlayacak politikaları üreterek olanaklıdır.Yalnız böyle bir demokratik ve sol üst-kimlik ile ilişkiye geçme şansı olabilir, aksi takdirde otoriter siyasal kültürlerin ve parti yapılarının egemenliğinden kurtulmak hayal gibi görünüyor. CHP yeni dönemde kendine bu şansı  tanımalıdır ve bundan da kimse ürkmemelidir.

Sonuç olarak CHP’nin ülkemizin sosyal , ekonomik ve siyasal sorunlarına sosyal demokrat düşünce doğrultusunda çözümler arayan bir parti haline, ortak dilden konuşan bir “Türkiye Partisi” haline dönüştürülmesi gerekmektedir.

CHP’nin yönetimlerine düşen en önemli görev budur.

Son söz:

CHP Genel Merkezi’nin 24 Haziran’dan sonra oluşan yeni koşullar karşısında hiçbir şey değişmemişçesine yola devam etme inadı, ülkeye ve topluma yapılabilecek en büyük kötülüktür. 24 Haziran’dan sonra Türkiye, öncesine göre çok daha ağır koşullarla kuşatılmış bir ortamın içine sürüklenmiştir. Böyle bir tablo karşısında partinin kendini yenileyerek, yanlışlarıyla hesaplaşarak silkinmesi ve bunun tek çözümü olarak görülen kurultay seçeneğini kullanması tarihi bir görevdir.

 

SAMİ DOĞAN- ESKİ ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL BAŞKANI

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :