AVA GİTMEYE HAZIRLANANLAR BİLSİNLER Kİ AVLANACAKLAR-ENİS TÜTÜNCÜ

Ana Sayfa » GÜNCEL » AVA GİTMEYE HAZIRLANANLAR BİLSİNLER Kİ AVLANACAKLAR-ENİS TÜTÜNCÜ

19.04.2018 - 20:50

AVA GİTMEYE HAZIRLANANLAR BİLSİNLER Kİ AVLANACAKLAR-ENİS TÜTÜNCÜ

 

 

16 Nisan referandum çalışmalarında CHP Ortak Akıl Platfomu’nun bir temsilcisi olarak 20 ili bizzat kendim dolaşmıştım.

Söz konusu iller 1 Kasım seçimlerinde, 7 Haziran’a göre AKP’nin en fazla oy artırdığı seçim bölgeleriydi.

Çalışmalarımızda CHP dışındaki partileri esas aldık. Yani komşu parti örgütlerini ve onların mahallelerini olabildiğince ziyaret ettik. Bu süreçte beni en fazla etkileyen nokta Saadet Partisi’nin seçmenleri başta olmak üzere, kapısını çaldığımız tüm komşu partilerin hem örgütleriyle, hem onlara gönül verenleriyle, Türkiye’nin bekası ile ilgili temel müştereklerde içtenlikle bütünleşmemizdi.

Referandumda aldığım en temel ders budur.

Geçmişin yanlış/bilinçsiz  siyaset manevralarıyla ayrıştırılan, hatta aralarındaki gönül bağları dahi kopartılan bu toprağın insanının, Türkiye’nin geleceği söz konusu olduğunda birbirlerinin değerlerini ve güzelliklerini sahiplendiklerine  tanıklık etmekten sonsuz mutluluk duydum.

İşte bunun içindir ki iktidardakilerin devlet olanaklarını acımasızca kullanmalarına ve milletimize dayanma sınırlarını zorlamanın ötesinde baskı yapmalarına karşın ‘’HAYIR’ oyları kesinlikle fazla çıkmıştır.

Ancak bilindiği gibi YSK’nın referandum gecesi son derece tartışmalı, vicdanlarda derin kuşkular uyandıran uygulamaları sonucu millet iradesi zorla, baskıyla harcanıp gitmiştir.

Referandumdaki ‘’Hayır Cephesi’’ bugün eskisinde daha büyük bir kararlılıkla aynen ayaktadır.

Öte yandan ‘’Evet Cephesi’’nde yer alan yurttaşlarımızın bir bölümü, AKP ve MHP ile olan gönül bağlarını çözmeye başlamışlardır.

Çünkü onlar hayır diyenlerin savundukları tezlerin doğruluğunu geçen süre içerisinde yaşayarak görmüşlerdir.

Peki bunu apaçık ortaya koyan uygulamalar nelerdi?

Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu anlayışının, TBMM’nin önemi ve ağırlığının, egemenliğin kullandığı erkler arasında zorunlu olan denge ve denetim mekanizmalarının hiçbir öneminin kalmadığı, sonuç olarak her şeyin bir kişinin iki dudağı arasına bırakıldığı gerçeği açıkça görülmüştür.

Türkiye OHAL koşullarında, kanun kuvvetinde kararnamelerle yönetilir olmuştur.

Millet aş ve iş derdindedir.

İşsizlik, yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizlik yaygınlaşmaktadır.

Millet gırtlağına kadar kredi kartları başta olmak üzere borca sokulmuştur.

İşçi, memur, emekli, dul ve yetimler iktidardakilerin insafına terk edilmişlerdir.

Tarım ve hayvancılık çökertilmiştir.

Küçük esnaf, sanatkar ve KOBİ işletmeleri ya iflas etmiş ya da iflas eşiğinde bocalamaktadır.

Sanayi ve ticaret erbabının önemli bir bölümü reel ekonomiden kopmuş, borç girdabında kapağı yurt dışına atmaya yönelmiştir.

Engelli yurttaşlarımız başta olmak üzere, bakıma ve korunmaya muhtaç tüm toplum kesimleri, büyük bir umutsuzluk ve sahipsizlik duygusu içine girmişlerdir.

Çünkü vergilerle toplanan halkın parasını yıllardır sanki kendi ceplerinden sadaka veriyormuş gibi dağıtan AKP’nin, esasen anayasal bir hak olan sosyal yardım ve hizmetlerdeki yetersizliği de gün ışığına çıkmıştır.

Devletin elinde avucunda ne varsa, çoğu yok pahasına yandaşlara satılmış; elde avuçta kalanlar da, şeker fabrikaları dahil, satış programına konulmuştur.

Talan ve yolsuzluk hemen hemen her alanda, organize olmuş bir çete anlayışıyla yurdun dört bir yanını kanser gibi sarmıştır.

Zorbalık, baskı, korku, hukuksuzluk akıl sınırlarını zorlayan noktalara ulaşmıştır.

Terörün yıktığı yuvaların çaresizliğine şimdi de yanlış dış politikalar nedeniyle Suriye’de şehit verdiğimiz evlatlarımızın acıları eklenmiştir.

Dış dünyadaki saygınlığımız sıfırlanmıştır.

Hiçbir devlet artık Türkiye’ye güvenmemektedir.

İşte bu koşullarda iktidar ya da Evet cephesi baskın seçim kararı almıştır. Neymiş efendim: 24 Haziran Yeni Türkiye’nin doğum günü olacakmış, ülkenin önünü açacaklarmış!

Sormazlar mı insana 16 yıldır bu devleti kim yönetti?

İş başına geldiklerinde terör var mıydı? Millet 2001 ekonomik krizinin maliyetini sineye çekerek, bunun faturasını Bahçeli’nin de ortak olduğu hükümete kesip, AKP iktidarına iyiye giden bir ekonomik yapı bırakmadı mı? Yani Türkiye’nin önü zaten açık değil miydi?

Diyelim ki bunların hiçbir önemi yok. Peki Cumhurbaşkanı’nın daha düne kadar “Erken seçim istemek vatana ihanettir.”  çıkışının da mı önemi yok?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi referandumdaki “Hayır Cephesi” dimdik ayaktadır.

Şimdi, önemli olan “Hayır Cephesinin” nasıl tahkim edileceği ve nasıl güçlendirileceği konusudur.

Bu bağlamda birinci önerimiz Hayır Cephesi’nin tüm siyasi partilerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve diğer tüm aktörlerinin öncelikle aralarındaki siyasi görüş farklılıklarının artık hiçbir öneminin kalmadığını görmeleridir. Bu noktada siyasi görüş farklılıklarının, ilkesel ayrılıkların ayrıştırıcı çekiciliğine kapılmamak gerekmektedir.

Tabii burada en ağır görev ve sorumluluk  CHP’nin üzerindedir.  CHP tüm zorluklara karşın, Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin Meclis’te kalan tek temsilcisidir ve en az 25’ler dolayında bir oy potansiyeline sahiptir. Yani misyonu ve gücü itibariyle kilit parti konumundadır. Bu itibarla CHP’nin kendi bağrından çıkaracağı Cumhurbaşkanı adayı hem partinin oyunu artıracak, hem de en azından seçimin ikinci turunda Hayır Cephesi ile bütünleşebilecek niteliklere sahip birisi olmalıdır.

İkinci önerimiz önceki dönemlerde özellikle Bayar ve Menderes’in Demokrat Partisi’nde, Adalet,  Anavatan, Doğru Yol, Milliyetçi Hareket Partisi ve Erbakan’ın kurduğu tüm partilerde milletvekilliği, senatörlük, belediye başkanlığı, il genel ve belediye meclis üyeliği, parti örgüt yöneticiliği yapmış hayatta olan ne kadar siyaset erbabı varsa, tümünün bir seferberlik anlayışıyla çalışmalara katılımının sağlanmasıdır.

Çünkü TBMM Başkanı Kahraman’ın söz konusu siyasetçileri de, II. Abdülhamit ile AKP iktidarı arasındaki gerileme döneminin sorumluları arasında göstermesi karşısında, her halde onların da söyleyecek bazı sözlerinin olması gerekir.

İbrahim Peygamber ateşe atıldığında tüm mahlukat içinde karıncalar, alevlerin söndürülmesi amacıyla nasıl bir inanç ve sabırla su taşıdılarsa, Türkiye’nin ortasına sürüklendiği yangının söndürülmesinde de herkes benzer bir çabayla çalışmalıdır.

Çünkü çok önceden hesaplanmış bu danışıklı baskın seçim, bunların yanına kâr kalmamalıdır.

 

Enis Tütüncü- 18. 22. Ve 23. Dön. Tekirdağ Mv.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :