EVRİM KURAN: Z KUŞAĞININ OTOKRATİK, ÜSTTENCİ DİL VE YAPMACIKLIKLA İŞİ OLMAZ

Ana Sayfa » GÜNCEL » EVRİM KURAN: Z KUŞAĞININ OTOKRATİK, ÜSTTENCİ DİL VE YAPMACIKLIKLA İŞİ OLMAZ

06.07.2020 - 8:46

EVRİM KURAN: Z KUŞAĞININ OTOKRATİK, ÜSTTENCİ DİL VE YAPMACIKLIKLA İŞİ OLMAZ

 

20 yıldır kuşaklar üzerine araştırma yapan Evrim Kuran Türkiye nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan Z kuşağından 6.5 milyon gencin 2023’te ilk kez sandığa gitme hakkı kazanacağını söylüyor. Kuran’a göre, bu kuşak kolay ikna edilemiyor, özellikle seçim öncesi gençleri hatırlayan, -mış gibi yapan liderlerin, organizasyonların işi çok zor.

 

Cumhuriyet’ten İpek Özbey Evrim Kuran’la konuştu:

“Bir ülkenin belirli bir kuşağını anlamak istiyorsanız çözülmesi gereken dertlerine bakmalısınız. İddia edildiği gibi bireysel değil, ama birey oluşuna saygı isteyen bir kuşak. Liderlikle ya da otorite ile meselesi yok; otokratik ve üsttenci dille ve en önemlisi tutarsızlık ve yapmacıklıkla işi olmaz” diyen Kuran, Z kuşağı için politik olmak, siyasal bir partinin üyesi olmak ya da siyasal örgütlenme içinde yer almak değil” görüşünde: Öyle bir direnecekler ki direndiklerini bile anlamayacak eski kuşaklar. Sessiz ve çok güçlü bir kuşak olduklarını ve politik olduklarını düşünüyorum.

– Z kuşağını tanımlayarak başlayalım; kimdir Z kuşağı? 

83 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 30’u Z kuşağı. Bir başka deyişle ülkemizde 25 milyondan fazla 20 yaş ve altında birey var. Farklı ülkeler, farklı bağlamlarda kuşağın başlangıç tarihleriyle ilgili uzlaşmazlıklar olsa da esas meselenin bu olmadığını düşünüyorum. Tüm toplumlarca üzerinde uzlaşılmış kesin tarihlerden bahsetmek mümkün değil. Benim Türkiye için yaptığım çalışmalarda kullandığım aralıklar, Türkiye’nin hem sosyokültürel hem de politik geçişlerine en uygun aralıklar diye düşünüyorum. Bu sebeple 2000-2018 arası dünyaya gelen kuşak olduğunu varsayıyorum. Bugünün Z kuşağı dünün gençlerinden farklı. Bu farklılıklar, tek bir kimlik tanımlamayı reddedişleri, diyaloğa açık ve gerçekçi oluşları ile açıklanabilir. En önemlisi Z kuşağı kendini tek bir yolla tanımlamıyor; belirgin biçimde dahil edilme yanlısı, daha az çatışma yanlısı ve hayatı pragmatik yaşıyor. Dünyanın doğal kaynaklarının en hoyratça tüketildiği dönemde dünyaya gelmiş bir nesil olarak çevresel temalara hassasiyetleri yüksek.

– Z kuşağı deyince sanki tek tip bir insan prototipinden bahsediliyor. Öyle mi?

Özellikle son dönemlerde, konuyu derinlemesine çalışmamış, popüler etiketlerin ötesine geçememiş çeşitli kişilerin ve yayınların tek tip bir Z kuşağı varmış yanılsamasına düşmesini şaşkınlıkla izliyorum. Antropolog Claude-Levi Strauss, bütün toplumları tek bir cetvel üzerinde sıralamaya imkân tanıyacak ölçütler bulmanın mümkün olmadığını söyler. Yıllardır benim de dahil olduğum pek çok küresel araştırma, kuşakları değerlendirirken bilinçsiz önyargı tuzağına düşmemek için bilinçlenmemiz gerektiğini işaret ediyor. Bir başka ifadeyle, bütün Z kuşakları aynı özelliklere sahiptir düşüncesi yanıltıcıdır. Dünyanın 61 ülkesinde genç kuşak araştırmaları yapan bir grubun parçası olarak, her sene 1.5 milyondan fazla gencin datası elimize ulaştığında benzerliklerin yanı sıra, ülkeden ülkeye ne denli önemli farklılıklar olduğunu da gözlemliyoruz. Kuşakları değerlendirirken, bulundukları coğrafyanın sosyoekonomik yapısını, kültürünü ve değerlerini göz ardı edemeyiz. Hatta, bırakın ülkeden ülkeye olan farklılıkları ya da bir ülkenin farklı bölgelerini, aynı kentin farklı semtlerinde bile birbirine taban tabana zıt Z kuşakları ile karşılaşmak mümkün. Kısaca, tek tip bir Z kuşağı yok. Önceki yıl Türkiye’nin üç büyük kentinde, Ankara, İzmir ve İstanbul’da, düşük gelir grubu ve yüksek gelir grubu Z Kuşakları ile yaptığımız araştırmalarda benzerlikler kadar farklılıklarla da karşılaştık. Belli ki her grup için bir diğeri ötekiydi. Ve belli ki her grubun en çok istediği kendi kuyusundan çıkmaktı.

– Önümüzdeki seçimlerde oy potansiyeli yüzde 20’lerle ifade edilince siyasetçilerin de odak noktası oldular. Siyasetçilerin kolay ikna edeceği bir kuşak mı? Mış gibi yaparak onları tavlamak mümkün mü?

2023’te olası bir seçimde Türkiye nüfusu 87 milyona yaklaşacak, ortalama yaşımız biraz daha yükselecek ve 33,5 olacak. Toplam 7.7 milyon Z kuşağı oy kullanacak -aslında kullanacak mı emin değilim- ve bunların 6.5 milyonu ilk kez sandığa gitme hakkı kazanacak. Türkiye’de 20-40 yaş arası 25 milyondan fazla seçmen var. Bunu da ekleyelim. Sorunuzun yanıtı bende çok net ve kısa. Kolay ikna edilebilecek bir kuşak değil. İkna etmeye çalışılması gereken bir kuşak değil her şeyden önce. Seçim öncesi gençleri hatırlayan, -mış gibi yapan liderlerin, organizasyonların işi zor. Çok zor.

– Onları diğer kuşaklardan ayıran özellikler neler?

Türkiye’nin gençlerini önceki kuşaklardan ve Türkiye’nin Z kuşağını önceki genç nesilden (Y kuşağından) ayıran özellikler durduk yere ortaya çıkan ve sadece teknolojiyle tanımlanabilen unsurlar değil. Bir ülkenin belirli bir kuşağını anlamak istiyorsanız çözülmesi gereken dertlerine bakmalısınız. Türkiye’nin Z kuşağı kaygılı, ama önceki kuşaklara göre tavrında daha net. Süper kahraman beklemenin anlamı yok; iş başa düştü deme gerçekçiliğinde bir kuşak. İddia edildiği gibi bireysel değil, ama birey oluşuna saygı isteyen bir kuşak. Liderlikle ya da otorite ile meselesi yok; otokratik ve üsttenci dille ve en önemlisi tutarsızlık ve yapmacıklıkla işi olmaz.

– Siyasetle araları nasıl? Kendilerini siyasal bir kimlikle tanımlıyorlar mı?

Yeni bir politik dile tam da şimdi ihtiyacımız olduğunu hissediyorum. Z kuşağı için politik olmak siyasal bir partinin üyesi olmak ya da siyasal örgütlenme içinde yer almak değil. Bu kuşak için yıllardır şunu söylerim: Öyle bir direnecekler ki direndiklerini bile anlamayacak eski kuşaklar. Sessiz ve çok güçlü bir kuşak olduklarını ve politik olduklarını düşünüyorum.

– Siyasetçileri beğeniyorlar mı?

Dönemsel araştırmalarımızda (örneğin sonuncusunu sokağa çıkma yasağına tabi oldukları dönemde yaptık) liderlikle ilgili tavırlarına eğiliyoruz. Şunu gözlemliyorum: Öyle adil bir kuşak ki politik yakınlık duymasa da doğru tavırda bir siyasi liderin hakkını verebiliyor. Bunun için sahici liderler lazım ki Türkiye siyasetinin en büyük eksikliklerinden. Siyasiler ya da kural koyucular, Z kuşağı ile ilgili çalışmaları seçim olmadan da yapsalar keşke. Türkiye, ne zaman seçim atmosferine girse genç bir ülke olduğunu hatırlıyor. Bu taktiksel hareketler, gençlerini sevmeyen bir genç ülke olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Şu ana dek iktidardan muhalefete, Türkiye siyasetinde gençleri doğru okuyan bir liderlik anlayışına rastladığımı söyleyemem. Üsttenci, didaktik ve otokratik bir ses tonuyla gençlere konuştuğunuz müddetçe, iletişim kurduğunuz mecranın dijital olmasının pek bir esprisi yok.

– En önemli talepleri ne?

Milenyum çağı gençleri ile yaptığımız çalışmalarda uzun zamandır karşımıza çıkan önemli bir temel değer: Adalet. Y kuşağının adalet ve eşitlik söylemlerini öncül kuşaklara göre çok daha fazla ve yüksek sesle talep ettiklerine yakın tarihimizde şahit olmuştuk; ancak Z’ye gelindiğinde bu talep daha da belirgin bir hal alıyor. Türkiye’nin farklı mahallelerindeki Z kuşağı ile yaptığımız ve Z: Bir Kuşağı Anlamak kitabıma konu olan araştırmamızda her iki mahallenin çocukları da dünyada tek bir şeyi değiştirebilseydin o şey ne olurdu sorusuna ilk sırada adaletsizlik ve eşitsizlik yanıtını verdi. Araştırmada her iki mahallenin gençlerine de Türkiye’de yaşamak denince akıllarına ilk gelen çağrışımları sorduğumuzda aynı sözcükte buluştuklarını gördük: Zor. Z kuşağı araştırmalarımız gösteriyor ki genç beyin göçünün mayası erken öğrencilik döneminde atılıyor. Gençlerimizin güvenli bir iklime ihtiyacı var. Ve sanırım en çok da gençliklerine yakışır biçimde umuda.

YKS’DE MABEL MATİZ SORUSU

– Ailelerinden etkileniyorlar mı? Aile kavramıyla araları nasıl? 

Evet, hem de çok. Anne ve baba önemli rol modelleri. Aile kavramını önemsiyorlar. Bu kuşak değerlerine önem veren bir kuşaktır. Kural koyucunun bu konuda panik olmasına gerek yok. Üzülerek görüyorum ki yeni neslin milli ve manevi değerlerini korumak adına çok yıkıcı ve mantıkdışı kararlar alınıyor. Geçen hafta sonu yapılan YKS’de Türkçe bölümünde öğrencilere Mabel Matiz’in “Maya” albümündeki “Fırtınadayım” şarkı sözlerinin yer aldığı YKS sorusunda, adaylara şarkının sözlerinde ne ifade edildiği sorusu yöneltilmişti. Bugün öğrendim ki bu sorunun içeriği hakkında inceleme başlatılmış ve sorumlu kişiler soru hazırlama süreçlerinden çıkarılacakmış. Gerekçe: ÖSYM’nin milli, manevi değerlerimiz ve toplumsal değer yargılarımız konusundaki hassasiyeti. Bunlar çok kritik hatalar.

– Kahramanları, idolleri var mı?

Evet, var. Üstelik daha ziyade tarihsel karakterler. Çağdaş yönetim dünyasından, siyasi arenadan ya da bilim ve sanattan idolleri daha az.

– Paylaşmayı biliyorlar mı, benciller mi, sosyaller mi? 

Çok çeşitli mecrada var olmanın paylaşmakla mümkün olabildiği bir dünyaya doğdular. Bencil olmaları mümkün mü? Sosyaller. Ama kendi bağlamlarına uygun bir biçimde sosyaller. Bilgisayarın başından hiç kalkmıyor dediğiniz gence, bu yeni dünyada asosyal diyemezsiniz. Kavramlara 19. – 20. yüzyıldan kalma öğretilerle bakmaktan vazgeçmeli.

– Yaşadıkları yere göre değişiyor mu davranış biçimleri?.. Örneğin siz Kanada’da yaşıyorsunuz, oradaki Z kuşağıyla Türkiye’deki Z kuşağı aynı şeylere üzülüp aynı şeylere mi seviniyor?

Elbette ciddi farklılıkları var. Ama küresel kaygıları da ortak. Bu sebeple onlara küresel köyün kaygılı çocukları diyorum. Sadece Kanada ve Türkiye değil, dünyanın 61 ülkesinde genç kuşak araştırmaları yapan bir grubun parçası olarak yıllardır gözlemleme şansına sahibim. Şunu gördüm: Türkiye’nin gençleri Kuzey Amerika’da, Avrupa’da, Asya’da dünyanın dört bir yanındaki pek çok gençten belli konularda ciddi biçimde ayrışıyor; çünkü dertleri farklı. Covid-19 özelinde baktığımızda, bu virüsün de herkesi, tüm insanlığı, eşit ve adil biçimde sarstığına inanmıyorum. Kanada’nın gençleri pandemi süreci boyunca ek işlerde çalışamayacakları varsayılarak finansal destek alırken, bizim gençlerimiz pandemi etkisi çok kuvvetli olan bir ülkede LGS, YKS salonlarında geleceklerini arıyorlar. Ezcümle, daha karamsarlar. Çünkü geleceksizler.

– Milliyetçilik, dindarlık gibi ideolojilerle araları nasıl?

Son sekiz yıldır Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce üniversite öğrencisi ile yaptığımız araştırmalarda uluslararası iş fırsatları ile karşılaşmak ve ülkeden ayrılmak temalarını artan bir trend olarak gözlemliyorduk. 2020 yılında bu profildeki öğrenciler ilk sıraya yerleşti. En önemli gelecek hayali ülkeden ayrılmak olan gençlerin milliyetçiliğinden ne derece bahsedebiliriz? Ama tekrar altını çiziyorum, değerleri olan ve değerlerine bağlı bu kuşak, özgür olmak ve birey oluşuna saygı görmek istiyor. Bunun için de bir milliyete ve bir dine ihtiyacı olmayabilir. KONDA’nın bu alanda çok kıymetli bir araştırması var: Son 10 yılda kendisini dindar-muhafazakâr olarak adlandıranlar gençlerin oranı yüzde 28’den yüzde 15’e geriledi.

– Muhafazakâr Z kuşağının belli bir hareket biçimi var mı?

Bilimsel bilgiye, dünyaya ve toplumsal çeşitliliğe bu denli hızlı ulaşabilen bir jenerasyonda muhafazakâr kesimin Z kuşağı da yeni dünya gerçekliklerinden payını alır elbette. Buna ek olarak, bu kuşağa neyi dayatırsanız, bu kuşak ondan kaçar.

SOSYAL MEDYA YASAKLANIRSA YENİ BİR DİL YARATIRLAR

– Sosyal medya yasaklanırsa Z kuşağı ne düşünür?

Şu anda farkında bile olmadığımız yeni bir iletişim kanalı, yeni bir protesto dili ve biçimi yaratırlar. Ben Türkiye’de sosyal medyanın yasaklanabileceğine ihtimal vermiyorum. Çok çağdaş bir yönetim anlayışımız olduğu için değil, rakamsal olarak seçmen gücünün kime geçtiğini artık fark ettiğimiz için.

– Özgürlüğüne düşkün insanlardan söz ediyor olmalıyız. Bir yandan da şu konuşuluyor: Bunlar Tablet çağı çocukları… Aslında farklı bir özgürlük anlayışından mı bahsediyoruz?

Sorunuz üzerinde çok düşündüm, çünkü özgürlüğü sizin nasıl tanımladığınızı anlamaya çalıştım. Yani tablette özgürlük olmaz diye mi düşündünüz? Evet özgürlüğüne düşkün bir nesil. Düşünce özgürlüğüne. Seçme özgürlüğüne. Seçmeme özgürlüğüne. Okulu kafasında, mabedi kalbinde bir nesil. İyi ki geldiler.

– Çok haklısınız, her şeyi kendi zamanımızın kodlarıyla düşünüyoruz. Peki, eğitim onlar için ne kadar önemli, “okumuyorlar” deniyor, doğru mu bu?

“Z kuşağı kitap okuyor mu” sorusu yetişkin sohbetlerine sık konu olan varsayımlar içerir. Aslında doğru soru şu: Türkiye kitap okuyor mu? UNESCO verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride. Hindistan’ın okuryazar oranı Türkiye’ye göre hayli düşük olsa da Hintliler haftalık 10 saatin üzerinde okuyor. TÜİK’e göre ise Türkiye’de kitap, ihtiyaç listesinin 235’inci sırasında yer alıyor. Bu bilgiyi verdikten sonra ve bunca dijitalleşen dünyada “Z Kuşağı okumayı seviyor mu” sorusuna dönelim. Hem arka mahalleli gençlerde hem de yüksek gelir grubu Z kuşağında kitap okuma oranları yüksek değil. Yüzde 5 ile yüzde 10 arasında gidip geliyor. Okuma zevkleri ise tamamen farklı. Keşke, her iki grupta da okuma oranları daha yüksek olsa. Bunun ancak Z kuşağının evde ebeveynlerini, otobüste, trende, sokakta insanları akıllı telefonlarla değil de kitap ve dergilerle haşır neşirken görmeleriyle mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bir de izleyerek öğrenme konusuna çok yatkın olduklarını da unutmayalım. Yani mecra kaydı. Ama öğrenmeye açıklar. Hatta bu en belirgin özelliklerinden.

ÖNCELİKLERİ PARA DEĞİL

– Parayla, pulla ilişkileri nasıl?

Türkiye’nin Z kuşağı dünyanın gelişmiş ekonomilerinde yaptığımız araştırmalara kıyasla ve önceki kuşağa da kıyasla paraya daha az düşkün. Önemli ve gerekli olduğunu biliyor ama öncelikleri farklı. En büyüğü 20 yaşında olan bir kuşak olduğunu yine de hatırlayalım. Çünkü gençlerin iş yaşamının ilk üç yılında parayla ilişkisini ölçtüğümüzde parayı daha çok önemsediklerini görüyoruz. Bekleyelim, görelim.

– Başarıyı tanımlama biçimleri?

Hayal ettiği geleceğe, işe, hayata sahip olmak. Yani kendini gerçekleştirmek.

– Etik değerlerin önemi?

Etik değerler dünya genelinde çok önemli bu kuşak için ama Türkiye ölçümlerimizde dünyanın gerisinde olduğumuz bir konu. En önemli konuları etik olmasa da dahil edilmek çok değerli. Bunun etik uzantıları olduğunu düşündüğüm için bahsetmek isterim. Farklılıkların kabul görmesi, benzemezlerin dahil edilmesi ve uzlaşı kültürü bu kuşak için önemli.

– Bu kuşağın neye ihtiyacı var?

Fırsat eşitliğine, özgürlüğe ve Türkiye’de elbette işe. Türkiye ne eğitimde en istihdamda olan gençler ortalamasında OECD ikincisidir. Genç işsizliğinde ise geçe sene Cumhuriyet tarihinin rekoru kırılmıştır.

– Bir siyasal partiye danışmanlık verseydiniz, tavsiyeniz ne olurdu?

Siyasetin amacının gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuz olduğunu hatırlayın. Davanızı bir cümleyle açıklayın. Az konuşun. Çok dinleyin. Gençlere bir şey yapmayın; gençlerle bir şey yapın. Üsttenci dili bırakın. Bünyenizde durmuyorsa, sırf sempatik olmak için şaka yapmaya da çalışmayın. Başkası olmayın, kendiniz olun. Siyasi partiler kanunundaki en saçma şeylerden biri olan gençlik kolu gibi yan kuruluşlardan vazgeçin ve MYK’nizde, parti meclisinizde ve tabii ki Meclis’te mutlaka 30 yaş altı, 40 yaş altı bireylere yer verin. Onları süs olsun diye oturtmayın; proje liderliklerine izin verin. Otonomi verin.

NEDEN EVRİM KURAN? Hacettepe Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı, Sabancı Üniversitesi’nde Executive MBA bölümlerinde öğrenim gördü. 2000’den bu yana kuşak araştırmaları yapıyor. 2006’dan beri de çalışmalarını kurucu ortağı olduğu Dinamo Danışmanlık’ta sürdürüyor. Dünyanın önde gelen araştırma şirketi Universum’un Ortadoğu Direktörü Kuran, çalışmalarına Toronto ve İstanbul ofislerinde devam ediyor. Türkiye’nin beş kuşağını anlatan “Telgraftan Tablete” ve Z kuşağını farklı değerlendirmelerle mercek altına aldığı “Z: Bir Kuşağı Anlamak” başlıklı iki de kitabı var.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :