4 Şubat 2023 - Hoş geldiniz

ALMAN TEOLOG DİETRİCH BONHOEFFER- APTALLIĞIN TEORİSİ

Ana Sayfa » DÜNYA » ALMAN TEOLOG DİETRİCH BONHOEFFER- APTALLIĞIN TEORİSİ

Eklenme : 16.01.2023 - 10:44

ALMAN TEOLOG DİETRİCH BONHOEFFER- APTALLIĞIN TEORİSİ

 

 

Almanya İkinci Dünya Savaşı sürecinde tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu. Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar zalimce sokak ortasında aşağılanıyordu.

Genç bir teolog Dietrich Bonhoeffer, zalimliğe itiraz etti ve bu nedenle hapse atıldı. Hapisteyken aynı konu üzerine uzun uzun düşündü. Sayısız filozof, şair, fikir ve bilim adamı çıkaran bir kültür, nasıl oluyor da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?

Bonhoeffer ”sorunun kökeninde kötülük değil aptallık yatıyor” dedi.

Hapisteyken yazdığı mektuplarda aptallığın yarattığı kötülüğün diğer tüm kötülüklerden daha tehlikeli olduğunun farkına vardı. Kötülüğü protesto edebilirdiniz, karşı argümanlarla kötülükle mücadele etmeniz mümkündü. Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu. Ne protestolar ne zorlama onlara etki etmiyordu. Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda da, önce reddediyor, reddedemeyecek hale geldiklerinde ise gerçeği önemsizleştiriyorlardı.

Aptal insanlar hallerinden memnundur ve saldırıya da hazır haldedirler. Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli olurlar.

Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı: Aptallık bir zekâ problemi değil ahlaki bir problemdi.

Entellektüel birikimi olduğu halde aptal olan insanlar vardı.

İlk etapta “aptallığın” doğuştan gelen bir maraz olduğu düşünülür, fakat bu da yanlıştı. İnsanlar belli şartlar altında aptallaşıyorlardı, daha doğrusu başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı. Buradan yola çıkarak aptallığın psikolojik değil sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı. Güçlerin birisinde toplanması arzusu, politik ve dini hareketlerde çok sık rastlanırdı. Aptallık hastalığının bulaştığı yerler böylesi gruplardı.

Ahmaklar- diktatörler arasındaki muazzam korelasyon, ikisini de birbirine ihtiyaç duyar hale getiriyordu. İnsanların ahlaki ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör gücünü arttırdıkça aptallar o gücün büyüsüne kapılıyor ve bağımsız düşünme yetisini kaybediyordu. Aptallar, gözlerine sokulan tüm gerçekleri inatla reddediyorlardı. Aptallarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla konuştuğunuz hissiyatına kapılıyordunuz. Büyülenmiş gibiydiler. Değil kötülük yaptıklarını, ne yaptıklarını bile bilmiyorlardı. Aptalları bu katatonik uykudan çıkarmanın tek yolu “bağımsız ve özgür olmalarını” sağlamaktı.

9 Nisan 1945 günü sabaha karşı Bonhoeffer’i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler.

Dolayısı ile politik ve dini hareketlerde rastlanılan, lidere ya da diktatöre vecd halinde tapınma aşaması ile döngü tamamlanmıştı. Kötülük yaptıklarının da ayırdına varamadan, liderlerinin emrinde, onların istekleri sorgusuz ve vicdan muhasebesi yapmaksızın yerine getirilmişti Bu toplumsal aura diktatörlerin varoluş yasası idi.

“Bonhoeffer” toplama kampında asılmadan hemen önce gardiyana “Yaptığımız Her şeyden Sorumluyuz. Bu bir sondur ama benim için hayatın başlangıcıdır.’’ demişti.

Sonuç olarak kurucular yenilgi sonrası intihar ettiklerinde cesetleri yakılıp bir nehirde yokluğun karanlığına dökülmüştü. Bonhoeffer ise, doğruluğu tarih boyunca defalarca kanıtlanan teoremi ile anılıp yüceltilerek, saygıyla anılmaya devam ediyor.

 

kaynak: Evren Bolgün’den alıntı..

 

 

Dietrich Bonhoeffer kimdir?

Bonhoeffer, 1933’te Nazilerin iktidara geldiği ilk günlerden başlayarak rejime, özellikle de antisemitizme karşı çıktı. Londra’da iki küçük Alman cemaatinin papazlığını yaptığı 18 ay (1933-1935) dışında, Nazi rejimine karşı Alman Protestan direnişinin odağı olan Bekennende Kirche’nin sözcülüğünü yürüttü. 1939’da ABD’ye sığınmayı düşündüyse de, New York kentinde 15 gün kaldıktan sonra geri döndü. Amerikalı ilahiyatçı Reinhold Niebuhr’a yazdığı bir mektupta ”Bu dönemin güçlüklerini halkımla paylaşmazsam, savaştan sonra Almanya’da Hristiyan yaşamının yeniden kuruluşuna katılma hakkını yitiririm” diyordu. 5 Nisan 1943’te tutuklandı ve Berlin’de hapsedildi. Hitler’e karşı 20 Temmuz 1944’te düzenlenen suikastın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Bonhoeffer’in suikastçılarla yakın ilişkide olduğunu kanıtlayan belgelerin ortaya çıkarılması üzerine soruşturma genişletildi ve Bonhoeffer’in idam edilmesine karar verildi.

 

Dietrich Bonhoeffer’in ”Birlikte Yaşam ve Mezmuzlar” kitabından açıklama:

I. Dünya Savaşı’nın bitimine az kalmışken Alman ilahiyatçı Dietrich Bonhoeffer, 9 Nisan 1945 sabahı henüz 38 yaşındayken Flossenbürg Nazi toplama kampında asılarak öldürüldü. Bonhoeffer, idam edilmeden önce bir gardiyana şöyle demişti: ‘Bu bir sondur, ama benim için hayatın başlangıcıdır.’

Adolf Hitler 1933 yılında Almanya’da iktidara el koyduktan sonra sadece devleti değil kiliseleri de kendi kötü ideolojisine ve planlarına dahil etmeye girişmişti. Protestan Kilisesi’nin bir kısmı ‘İnancını Beyan Eden Kilise’ (‘Bekennende Kirche’) adı altında Hitler’in ideolojisine boyun eğmedi. Bonhoeffer bu grup adına genç teoloji öğrencilerine ders vermeye başladı.

Bu ‘Vaiz Semineri’ kapsamında öğrencilere sadece ders verilmiyor, hocalar ve öğrenciler birkaç ay için hayatlarını da birlikte geçiriyorlardı. Bonhoeffer, işte bu tecrübelerden ilham alarak ‘Birlikte Yaşam’ kitabını kaleme alıp 1939 yılında yayınladı. ‘Birlikte Yaşam’ Bonhoeffer’in bugüne kadar en çok satan kitabı oldu ve dünyanın birçok diline çevrildi.

Bu cildin ‘Mezmurlar: Kutsal Kitap’ın Dua Kitabı’ adlı ikinci eseri Bonhoeffer’in ‘Vaiz Semineri’ndeki bazı derslerinden oluşur. Bu kitabı okurken o günün şartları ve Bonhoeffer’in Tanrı’nın kilisesi için verdiği mücadeleyi göz önüne alarak okumaya özen göstermeliyiz. ’Birlikte Yaşam’ aracılığıyla Bonhoeffer hala kilisenin birliğine katkıda bulunmaktadır. (Tanıtım Bülteninden)

 

Evren Bolgün kimdir?

Evren Bolgün, 1972 Ankara’da doğmuştur. Orta öğrenimini T.E.D.Ankara Koleji’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi İşletme, Yüksek Lisans eğitimini İ.T.Ü İşletme Fakültesinde, Doktora çalışmasını Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsünde, “Ticari Bankalarda Risk Yönetim Organizasyonun Oluşturulması ve Ölçümlenen Piyasa Riskinin Banka Stratejilerine Katkısı” başlıklı tez çalışması ile gerçekleştirmiştir. Bahçeşehir Üniversitesinde 2008 yılında Doçent ünvanına hak kazanmıştır.

Profesyonel iş yaşantısına 1994 yılından itibaren aracı kurum ve özel bankaların Hazine bölümlerinde sürdürerek büyük ölçüde “Spot ve Vadeli Finansal Türev Ürün Fiyatlama & Pazarlanması” konularında yoğunlaşarak, kariyerine 2002-2005 yılları arasında Yapı Kredi Bankasında “Risk Yönetimi” alanındaki çalışmaları ile devam etmiştir.

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları