18 Mayıs 2021 - Hoş geldiniz

ASLI GÜMÜŞÇEKİÇCİ YAZDI- İÇİNDEN BİR ŞEHİR TUT!

Ana Sayfa » GÜNCEL » ASLI GÜMÜŞÇEKİÇCİ YAZDI- İÇİNDEN BİR ŞEHİR TUT!

Eklenme : 11.04.2021 - 18:50

ASLI GÜMÜŞÇEKİÇCİ YAZDI- İÇİNDEN BİR ŞEHİR TUT!

 

 

Şehir denince akla gelen ilk üç kavram ne olur?

Ya da Türkiye’de ilk üç büyük şehri düşününce akla gelenler?

Benim için, özellikle İstanbul şu üç kavramın etrafında şekilleniyor: Sistemsellik, yapaylık ve akılcılık.

Hepsi kuşkusuz içinde yaşandığında, şehirde var olduğunda sürdürülebilirlik açısından vazgeçilmez kavramlar.

Bunlar günlük hayatın her alanından, bireyin iç dünyasına kadar sirayet etmiş bir güce sahipler.

Üstelik, birbirinden kopuk kavramlar değil, birbirine sıkı sıkıya bağlılar.

Biri olduğu için diğeri var ama, bir yandan da hepsi olduğu için ‘’şehir’’ var.

 

Sistemsellik

Bir şirket misali. Kimine göre başarılı, kimine göre başarısız olabilir ama her şeyin bir kuralı, adabı, doğrusu vardır. Bu doğru şaştığı an sistem şaşar, kaos çıkar.

Büyük şehirlerde sistemin yaratıcısı, orada yaşayan bireyler değil, devlet yapıları ve aklıdır.

Bireyler tercihleri dışında, farklı güçlerin kurguladığı bir sistemde kendilerini var etmeye çalışsalar da…

Bu yüzden bu sistemlerde, yaratıcılık sınırlıdır, hatta belki de yoktur.

Yani, şehrin sunduğu imkanlar neyse birey o kadardır. Potansiyel, yaratıcılık, günlük hayatı şekillendiren bu sistem içerisinde belirlidir, belirlenmiştir.

Sistemsellik, ‘’her şeyi kolaylaştırmak’’ amacına hizmet etmeye çalışıyor olabilir. Dünya şehirlerinde belki ama bana kalırsa İstanbul ele alındığında tam tersi. Çok çeşitli kültür yapısına sahip insanlar, yaşam biçimleri, ‘metropol’’ olma durumu ve neticesinde ‘’bütün’’ü tanımlayamadan yaratılmış sistemsel problemler.

 

Yapaylık

Kurulmuş, tasarlanmış koskoca güvenlikli bir site olan şehir bir yana dursun; duyulara hizmet eden, dile yerleşen ve hissedilen kavramların yapaylığı…

En basitinden ‘’sessizlik.’’

Sessizlik şehre ait, kaçışa ait bir kavram.

Sessizlik dendiği an bir huzur ve şehirden kaçış canlanıyor kişilerin hayalinde.

Bu doğayla bağdaştırılıyor.

Halbuki gece gündüz demeden yaşamın aralıksız sürdüğü doğada hep ses varken, nasıl oluyor da bu iki kavram birbirine böylesine yakın olabiliyor?

Rüzgar uğultusu, fırtına, yağmur, yaprak hışırtısı, kuşlar, böcekler, kurtlar, horozlar, dalga sesleri ve dahası…

Sessizlik ise tamamen yapay ve şehir varlığının getirdiği bir kavram.

Kapıyı pencereyi kapattığın anda kesilen tüm sesler: Sessizlik.

Hayat yokmuşçasına, yaşamayan; bağdaştırılan doğa kavramının tam aksine.

 

Akılcılık

Bireyden bağımsız kurulmuş ve işleyen sistem içinde var olmaya çalışan birey, akılcı hareket etmek zorunda; insan doğasının ve ‘’insan’’ olmanın gerektirdiği duyguları bir kenara bırakıp elbette… Yönetilmesi gereken bir zaman, akıp giden ve yakalanması gereken sistem çarkları varken, ön planda akıl olmak zorunda.

Duyguların yolunu kesmesine izin vermeden her daim bir şeye yetişme, kovalama, en önemlisi de ön görme arzusu.

Yol ve süreç değil, sonuç odaklı.

Yani yolun karşına çıkaracaklarını ön görmek, bunlara karşı planını yapmak ve sonuca odaklanarak ilerlemek.

Peki ya ön göremediğin ama yolda karşına çıkacak olanlara karşı tutum?

Duyguları bir kenara bırakıp etrafına bakmadan sadece sonuca gözlerini dikmiş bir şekilde ilerlemek ve akıllı davranmak.

Yolda yardıma ihtiyacı olan biriyle karşılaştıysan duygularını bir kenara bırakıp hissizce geçip gitmek ya da bir tanıdık gördüysen kalabalığın arasında görmemiş gibi yapmak…

İnsan olmanın ön koşulunu bir kenara bırakmak kısacası.

Kızacak yargılayacak hiçbir şey yok, sistem içinde var olmak için yapılması gereken.

Mecburiyetten…

 

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları