AVRUPA PARLAMENTOSUNA İLİŞKİN HER ŞEY VE DAHA FAZLASI BU MAKALEDE. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ AVRUPA RUHUNU KORUYABİLECEK Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » AVRUPA PARLAMENTOSUNA İLİŞKİN HER ŞEY VE DAHA FAZLASI BU MAKALEDE. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ AVRUPA RUHUNU KORUYABİLECEK Mİ?

02.03.2019 - 11:25

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
AVRUPA PARLAMENTOSUNA İLİŞKİN HER ŞEY VE DAHA FAZLASI BU MAKALEDE. SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ AVRUPA RUHUNU KORUYABİLECEK Mİ?

AP-AVRUPA PARLAMENTOSU SEÇİMLERİ

AVRUPA RUHUNU KORUYABİLECEK Mİ?

Bilindiği gibi AP Parlamentosu üyeleri, bu yılın 23-26 Mayıs tarihleri arasında 27 üye ülke vatandaşlarının doğrudan seçimi ile belirlenecek. Bu seçimde UK (Birleşik Krallık), Brexit nedeniyle yer almayacağı için, önceki 751 üye yerine 705 üye seçilecek.

AP-Avrupa Parlamentosu, AB üyesi ülkelerde beş yılda bir yapılan seçimlerle, halk tarafından doğrudan seçilen üyelerden oluşuyor. Üye devletlerin vatandaşlarının çıkarlarının ve siyasi görüşlerinin temsil edildiği bir AB organı olan parlamentonun üye sayısı, ülkelerin nüfuslarına göre belirleniyor.

Seçilen üyeler, ülke farkı gözetmeksizin  temsil ettikleri siyasi görüş doğrultusunda, diğer ülke parlamenterleriyle gruplar oluşturmakta. Günümüzde parlamentoda, yedi siyasi parti grubu ve bunların dışında kalan bağımsızlar yer alıyor.

Merkezi Brüksel’de olan Avrupa Parlamentosu, genelde danışma organı niteliğinde olup, üye devletleri bağlayacak hukuki düzenlemeler içeren yasama yetkisini, Avrupa Konseyi (European Council) ile paylaşıyor.

Bu Konsey, üye ülkelerin devlet veya hükümet başkanları ile, Konsey Başkanı ve AB Komisyonu Başkanından oluşuyor.

İngiltere’nin Brexit süreci nedeniyle dışarıda kalmasından ötürü, Konseyin günümüzdeki üye sayısı başkan dahil 28 kişi.

Bu Konsey, Türkçe’de aynı adla, Avrupa Konseyi ( Council of Europe) olarak anılan ve ülkemizin de kuruluşunda yer aldığı, merkezi Strazburg’da olan ile karıştırılmamalıdır. 

2. Dünya Savaşı sonrası, Avrupa’da insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü korumak üzere 1949 yılında kurulmuş olan, bizim de dahil olduğumuz bu  Avrupa Konseyi’nin en önemli işlevi, AİHM eliyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerinin yürütülmesidir.

Bu tanımları kısaca hatırlattıktan sonra; gelin şimdi, seçimlere yaklaşık üç ay kala Avrupa basınında ve düşünce merkezlerinde neler yazılıyor, neler söyleniyor; birlikte bir göz atalım. 

Bu seçimlerin AB’nin geleceği için önemini kavrayabilmek açısından, en baştan şu hususu tesbit etmekte yarar var.

1990’lardan itibaren, başta ABD olmak üzere, Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri lehine çalışmış gibi görünen neoliberal düzenin, 2008 finans krizi ile birlikte, aslında sosyo-ekonomik göstergeler açısından, Almanya dahil birçok Avrupa ülkesinin dengelerini bir hayli sarstığı anlaşılıyor.

Bu sarsılmayı körükleyen bir başka önemli unsurun da, son yıllarda; savaşlar, açlık vb nedenlerle yoğunlaşıp, Avrupa kapılarını zorlayan göç olgusu olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Başka unsurların yanında, bu iki olgu, AB’de eşitsizliğin ve işsizliğin tolere edilebilir sınırların ötesine geçmesinin, dolayısıyla popülist siyasi oluşumların güçlenmesinin ana nedenleri olarak kabul ediliyor. 

İşte ‘ Avrupa Ruhunun Korunması’ vb soyut, ama anlamlı söylemlerin ardında, söz konusu popülist oluşumların tehditlerinden duyulan büyük kaygı yatıyor.

Avrupa Ruhu İçin Savaş

AP’daki PES-Avrupa Sosyalistleri lideri Hollandalı Frans Timmermans geçen Aralık ayında parti kongresinde yaptığı konuşmada, bu seçimlerin Avrupa Ruhu’nun korunması için çok önemli olduğunu söyledi.

Benzer doğrultuda bir açıklama da, aralarında Nobel Ödüllü edebiyatçımız Orhan Pamuk’un da olduğu 30 kişilik Avrupalı tarihçi ve yazarlardan oluşan aydın grubundan geldi. Bu grubun, The Guardian Gazetesinin 28 Ocak sayısında yayınlanan bildirisinde; ‘Avrupa gözlerimizin önünde parçalanıyor; Avrupa için savaşın; yoksa yıkıcı güçler onu mahvedecek’ şeklinde hayli sert bir uyarı yer aldı.

Yayınlanan Seçim Manifestoları

Bu arada, siyasi spektrumun sağından soluna kadar bazı kuruluşlar seçim manifestolarını yayınlamaya başladılar.

Bunlardan bazılarına kısaca değinmenin, süreci anlamakta yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

Değineceğim ilk manifesto, AB üyesi ülkelerden 73 saygın STK’nun bir araya geldiği ve 28 STK’nın da gözlemci statüsü ile katkıda bulunduğu, SDG WATCH EUROPE ( Sürdürülebilir Kalkınma-Avrupa) adındaki kuruluşun manifestosu . Bu manifestoyu AB ülkeleri yanında, üye olmayan ülkeler STK’larının da aralarında olduğu 200+ dolayında kuruluş imzalamış.

Söz konusu manifestoda, Avrupa’daki toplumların güvenini tekrar kazanmak amacıyla,    ‘Nasıl bir Avrupa İstiyoruz?’ şeklinde bir soru yöneltiliyor ve “Başka bir Avrupa Mümkün’ sloganı ana başlığı altında sıralanan 12 alt başlıkla, yeni parlamentodan, AB Komisyonundan ve üye ülkelerden talepler dile getiriliyor.

Taleplerin en önemlisi olarak, BM Genel Kurulu tarafından, ‘Sürdürülebilir Kalkınma 2030 Ajandası ‘ olarak düzenlenip 25 Eylül 2015’de kabul edilmiş olan, doğanın korunması ve bütün insanlığın refahı yanında, daha da genişlemiş özgürlük içinde, evrensel barışa yapılan vurgu yer alıyor.

Bir diğer ilginç manifesto ise, 2014 yılında iki Alman entelektüel tarafından kurulan Avrupa Demokrasi Laboratuvarının ürünü Avrupa Balkon Projesi adı altında yayınlanmış. Bu proje ile Avrupa ülkelerinin yurttaşlarından, yaşadıkları yerlerin tiyatrolarından, kamu alanlarından, binaların balkonlarından 10 Kasım 2018 tarihinde “Avrupa Cumhuriyeti’nin İlanı”nı talep etmeleri istenmiş. 

İki aydının kurduğu bu oluşum, günümüzde 170 dolayında STK vb kurumun üye olduğu bir hareket haline gelmiş. Kullandıkları sloganlardan bazı ilginç olanlar şunlar.

“Ulus devletler Avrupa’sı çökmüştür. Avrupalıların birleştirilmesi rüyasına ihanet edilmiştir. Çünkü Avrupa demek, insanların birleştirilmesidir; ulus devletlerin entegrasyonu değil.” 

Bu manifestoda göç konusundaki yaklaşım da, diğerleri gibi son derece gerçekçi ve ilginç bir şekilde ortaya konmuş.

Diyorlar ki; “Avrupa’daki refah, diğer kıtalardaki doğal kaynakların ve insanlarının, yüzyıllar boyunca süren sömürüsüyle yaratılmıştır. O yüzden, o insanlara kapımızı açmalı ve onlarla topraklarımızı paylaşmalıyız. O ülkelerden kim arzu ederse, Avrupalı olabilmelidir. Sadece bu nedenle bile, önerilen Avrupa Cumhuriyeti küresel barışa giden yolda ilk aşamadır.”

İlk bakışta şaka gibi gelebilir; ama değil! Avrupa toplumunun bazı ‘avant garde’ denilebilecek öncü kesimlerinde, böylesi uç görüşler dile getirilmesinden öte, şimdilik az da olsa destek bulabiliyor olması çok ilginç. 

Önerilerinin süren krizler ortamında ütopik olduğunun onlar da farkındalar. Ancak, amaçlarının bir taraftan teknokratik söylemler, diğer taraftan ona karşı büyüyen  milliyetçi sloganlar arasında sıkışan siyasi retoriğe bir alternatif yaratmak olduğunu söylüyorlar. Yani bütün o sıkışıklığın dışında ‘Avrupa için bir B-Planı var!’ demek istiyorlar.

Sol liberal kanattan son görüş olarak, 1968 Devrimci Genç Hareketi liderlerinden Kızıl Dany olarak bilinen Daniel Cohn-Bendit’in başkanlığında 2010’da kurulan The Spinelli Group adlı STK’nın manifestosuna da değinmek isterim.Bu gruba göre, Avrupa Ruhunu korumanın yegane yolu federalist bir yaklaşımdan geçmektedir.

Kanımca galiba en gerçekçi yaklaşımlardan biri, Politico Europe Dergisi’nin sitesinde yer almış. Buradaki yoruma göre; yeni seçilecek AP, öncekilerden daha genç ve daha Euroseptik milletvekillerinin yer aldığı bir parlamento olacak.

Şimdiye kadar 190 milletvekilinin isteyerek emekli olacakları dikkate alındığında, AP’nin en az 400 üyesinin değişmesi sürpriz olmayacak. Çok sayıda yeni üyenin de, AB aleyhtarı popülist partilerden gelme ihtimali ayrı bir endişe konusu. Bu durumda AP’nin en hızlı büyüyen grubunun aşırı sağ İtalyan League ve Fransız National Rally partilerinin desteğindeki Avrupa Uluslar ve Özgürlükler Hareketi olması sürpriz olmayacak gibi görünüyor.

Eğer İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, dört gruba dağılan Euroseptikleri bir araya getirmekte başarılı olabilirse, Avrupa aleyhtarları, AP’nin en büyük grubu haline bile gelebilir ki; liberal ve sol grupların korkulu rüyası da budur.

Ayrıca geçmişinde olmadığı kadar çok parçalı olması muhtemel olan bu parlamentoda, benzer her kurumda eksik olmayan bazı düzenbazların da yer alacağı düşünüldüğünde, parlamentonun, komisyon ve konsey ile ilişkilerinde ciddi çatışmalar çıkması beklenebilir.

Öyle görünüyor ki; her durumda ” at pazarlığı” üslubunun gündeme gelmesi beklenen yeni AP’da,  Euroseptikler AB’nin geleceği hakkında gerçekten söz sahibi olabilecek görünüyorlar. 

Son söz:

Yarım yüzyılı geçen bir süredir üyesi olmaya çalıştığımız AB’nin en önemli organlarından biri olan AP-Avrupa Parlamentosu için yapılacak seçimler öncesindeki görüntüyü, anladığım kadarıyla özet olarak yansıtmaya çalıştım. 

Kanımca, yakın gelecekte üyesi olsak da, olmasak da; AB’deki gelişmeler birçok açıdan ülkemiz ve toplumumuzu yakından ilgilendirmekte. O yüzden yurtseverlik.com olarak gelişmeleri izlemeyi sürdüreceğiz.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :