ÇANAKKALE’DEN UYARI: KÜÇÜK ÇİFTÇİYİ MAYIS’TAN İTİBAREN BİR TEHLİKE DAHA BEKLİYOR

Ana Sayfa » YURTTAN » ÇANAKKALE’DEN UYARI: KÜÇÜK ÇİFTÇİYİ MAYIS’TAN İTİBAREN BİR TEHLİKE DAHA BEKLİYOR

20.02.2019 - 10:16

ÇANAKKALE’DEN UYARI: KÜÇÜK ÇİFTÇİYİ MAYIS’TAN İTİBAREN BİR TEHLİKE DAHA BEKLİYOR

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Çanakkale Şubesi Yönetim Kurulu tarafından son dönemdeki tarım politikaları ve küçük çiftçinin durumu ile ilgili açıklama yapıldı. “Küçük çiftçimizi önümüzdeki Mayıs ayından itibaren bir tehlike daha beklemektedir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada; “Girdi fiyatlarındaki artış ve verimde meydana gelecek düşüş, borcunu ödeyemeyecek çiftçinin tarlasına, traktörüne haciz olarak geri dönecektir” denildi. 

ZMO Çanakkale Şubesi Yönetim Kurulu tarafından, son dönemdeki tarım politikaları ve küçük çiftçinin durumu ile ilgili açıklama yapıldı.  Ülke ekonomisinin zor günler yaşadığı belirtilen açıklamada, hükümetin tarımsal ürün ithalatı politikalarının ülke tarımını kırılma noktasına getirdiği belirtildi. Banka kredileriyle geçimini sürdüren küçük çiftçinin, kredi karşılığında tarlasını ipotekletmek zorunda bırakıldığı ifade edilen açıklamada;  “Küçük çiftçimizi önümüzdeki mayıs ayından itibaren bir tehlike daha beklemektedir. Girdi fiyatlarındaki artış ve verimde meydana gelecek düşüş, borcunu ödeyemeyecek çiftçinin tarlasına traktörüne haciz olarak geri dönecektir” denildi. “İthalat politikaları derhal terk edilmelidir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, çiftçinin tarımsal üretimde kalması için her tür önlemin alınması gerektiği belirtildi.  Son günlerde sık sık çiftçilerin ‘feryadının’ haberlere konu olduğu belirtilen açıklamada; “Aslında sıkıntılar özel sohbetlerde uzunca bir süredir dillendiriliyordu. Ancak bu derece ayyuka çıkmamıştı. Bunun yanı sıra buğday ithalatına ilişkin haberler konunun vahametini artırıcı bir etki yaratmıştır. Ülkemizin ekonomisi, inşaata ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle çok zorlu günler yaşamaktadır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak uzunca bir süredir iktidarı, tarımsal ürün ithalatı politikalarından vazgeçmeye çağırıyorduk. Ancak bu politikalardaki ısrar ülkemizin tarımını kırılma noktasına getirmiştir. Türkiye’de neredeyse yalnızca tarım sektörünün gerçek üretici olduğunu söyleyebiliriz. Sanayi dediğimizin de genellikle tarıma dayalı sanayi olduğu malumunuzdur. Bu ülkenin çalışır nüfusunun hala yüzde 20’si doğrudan tarımda istihdam edilmektedir. Ancak yine nüfusumuzun çok büyük bir kısmı tarıma bağımlı olarak kendisini sürdürebilmektedir. Altının çizilmesini gerektiren önemli bir bilgi ise tarımsal ürünlerimizin yine yüzde 85-90’ının küçük aile çiftçileri tarafından üretildiğidir. Yani sermaye düşük, yoğun emek bir üretim söz konusudur. Bu insanlar emeğine acımaz. Ancak bu insanlar artık çiftçilik ile karınlarını doyuramaz hale gelmişlerdir. Bırakın doyurmayı, girdi fiyatlarındaki astronomik artış nedeniyle bu yıl topraklarını ekemez, biçemez duruma gelmişlerdir” denildi.

“Geçen yıl üretilen ürünler ile bu yıl maliyetlerin karşılamasına olanak kalmadı”
Çiftçinin, geçen yıl ürettiği ürünler ile bu yıl maliyetleri karşılamasına olanak kalmadığının ifade edildiği açıklamada; “Buğdaydan örnek verelim. Bu insanlar buğday ekimi için dekara en az 500 TL masraf etmek zorundalar. Üstelik bu rakamın içinde, ekonomistlerin maliyet hesaplarındaki işçilik, kira, amortisman gibi kalemler yoktur. Üretimin olmazsa olmazı olan sadece gübrede geçtiğimiz yıla oranla amonyum sülfat fiyatlarında yüzde 227 DAP ve 20.20.0 fiyatlarında yüzde 214 oranında artış gerçekleşmiştir. Düşünün, 2018 hasat dönemi buğday fiyatlarına göre dekardan 476 kg buğday aldıysanız, bu yıl ekim masraflarınızı çıkardınız demektir. Geçtiğimiz yıl buğdayda Türkiye ortalaması dekara 343 kg’dır. Çiftçinin geçen yıl ürettiği ile bu yıl maliyetleri karşılamasına olanak kalmamıştır. Bu neredeyse tüm ürünlerde benzerdir. Bu durum nedeniyle 2019 rekoltesinde önemli bir düşüş olması kaçınılmazdır. Banka kredileriyle geçimini sürdüren küçük çiftçi, kredisi karşılığında tarlasını ipotekletmiştir. Küçük çiftçimizi önümüzdeki mayıs ayından itibaren bir tehlike daha beklemektedir. Girdi fiyatlarındaki artış ve verimde meydana gelecek düşüş, borcunu ödeyemeyecek çiftçinin tarlasına traktörüne haciz olarak geri dönecektir. Kırsalda meydana gelecek sarsıntı çiftçimizin yok olmasına neden olacaktır. Ancak olumsuzluk bununla kalmayacak, çiftçimizin erimesi yıkılan iskambil kartları gibi şehirlere ve tüm ülkemizi etkisi altına alacak bir tsunamiye dönüşebilecektir” denildi.
 
“Kendimize yetecek kadar üretemiyoruz”
Ülkenin, kendine yetecek kadar ürün üretemediği belirtilen açıklamada; “Üretim düşerse, yani arz düşerse fiyatlar yükselir. Bu artış üreticiye yansır mı? Ne yazık ki üretici ile tüketici arasındaki uzun zincir nedeniyle buna evet demek mümkün değil. Çiftçilerin feryadı uzunca bir süredir duyuluyordu ancak tüketicilerin feryadı da arşa yükselmiştir. Mutfaklarımızın vazgeçilmezleri patateste fiyat artışı yüzde 300, kuru soğanda yüzde 200, havuçta yüzde 128! Tarım ülkesi olarak tanımladığımız Türkiye’de gıda fiyat enflasyonu geçtiğimiz yılın her ayında, dünya gıda enflasyonunun üzerinde seyretmiştir. Nedeni basit, kendimize yetecek kadar üretemiyoruz. Bunun da nedeni yukarıda da anlattığımız gibi, üretim maliyetlerinin yüksekliğidir” denildi.
“İthalat politikaları terk edilmelidir”
“İthalat politikaları derhal terk edilmelidir” ifadelerinin yer aldığı açıklamada; “Artık kendimize yeterli tarımsal üretimi gerçekleştiremiyor olmamızda tarımsal ithalat politikalarımız birinci derecede rol oynamaktadır. Bunun dışında tarımsal desteklerin yetersizliği ve doğru yönlendirilemiyor olması da diğer önemli bir sorundur. İthalat politikaları derhal terk edilmelidir. Çiftçimizin tarımsal üretimde kalması için her tür önlem alınmalıdır. Mevcut önlemler, planlamadan yoksun ve denetimsiz oldukları için işe yaramamaktadırlar. Örneğin projeye dayalı desteklerden daha ziyade tarımsal şirketlerin yararlanabildiğini bilmekteyiz. Halbuki, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ülkemiz tarımsal üretimi küçük aile çiftçiliğine dayanmaktadır. Uzun vadede dahi Türkiye küçük çiftçi ailelerinin tarımsal üretimine muhtaçtır. Tarım ve Orman Bakanlığı küçük çiftçiyi üretimde tutabilmek için elinden geleni yapmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı artık ithalat lobisine kulaklarını tıkamalıdır. Bu ülkenin çiftçisinin ve tarım sektörünün tarımsal üretimi kendi kendimize yeterli olabilecek düzeye çıkartabilecek potansiyeli vardır. Bu ülkenin ziraat mühendisi tarımsal üretimi artırmak için gerekli teknik bilgi donanımına sahiptir” denildi.
“Tarımın varlığı bizim de varlığımız demektir”
Açıklamada son olarak; “Ziraat Mühendisleri Odası olarak tarımsal üretimin tüm sorunlarına vakıfız. Nitekim geçtiğimiz aralık ayında, pazarlama sorunu için neredeyse yegâne çözümün kooperatifçilik olduğunu düşündüğümüz için Çanakkale’de konuya ilişkin ses getiren bir panel düzenledik. Sorunların tanımlanması ve çözüm önerileri ile yardım etme istencimiz yüksektir. Zira tarımın varlığı bizim de varlığımız demektir” denildi. Çanakkaleolay.com (Eren Aşnaz)

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :