CANİP SEVİNÇ YAZDI- ENERJİ KOOPERATİFÇİLİĞİ

Ana Sayfa » EKONOMİ » CANİP SEVİNÇ YAZDI- ENERJİ KOOPERATİFÇİLİĞİ

10.05.2020 - 20:42

CANİP SEVİNÇ YAZDI- ENERJİ KOOPERATİFÇİLİĞİ

 

 

 

ENERJİ KOOPERATİFÇİLİĞİ

 

Canip SEVİNÇ

Mak.-End.Yük.Müh.-Ekonomist

OAP-YET Gurubu Başkanı

 

 

 

OAP-TGO Gurubu Bşk.’nı  Sn.Prof.Dr.Aziz EKŞİ’nin  “ Yurtseverlik.Com” sitesinde yayımlanan  kooperatif konulu  mükemmel makalesi bence okuyan herkesi heyecanlandırdı ve umutlandırdı.

Türkiye  kooperatifçilik alanında dünyada en son sırada olan ülkelerden birisi.

Burada dünyada örnekleri olmakla birlikte bizde henüz  uygulama da yeni  olan yeni bir tip  kooperatifçilik anlayışından “Enerji Kooperatifçiliğinden” bahsetmek istiyorum.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı gittikçe artmaktadır. Ülkemizde 2018 yılı sonu itibarı ile kurulu gücün kaynaklara dağılımına baktığımızda Yenilenebilir kaynaklar olarak sınıflandırdığımız enerjilerin ;

Hidroliğin payı       %  31,9

Güneş Enerjisi        %   5,7

Rüzgar Enerjisi        %   7,9

Jeotermal                %    1,4

Biokütle                    %   1.08

Atık Isı                       %   0,3

Toplam                      %  48,0

Toplam dağılımı % 48’ler seviyesine ulaşmış , linyit ,yerli taşkömürü ve asfaltit gibi yerli  fosil yakıtların   kurulu enerji gücümüz içindeki payı % 12.4 ‘te kalmıştır. Böylece Yenilenebilir Enerjilerin 2018 itibarı ile leektrik üretimindeki payı da  % 32,3 seviyesine çıkmıştır.

Dünya içinde yeni olan bu gelişmelerin paralelinde  kooperatifçiliği daima üçüncü sektör olarak algılamış ve uygulamış bir çok ülkede  alt  gelir ve sermaye gruplarının da  enerji sektöründen pay alabilmeleri , üretici olarak  küçük yatırımlarla işe başlayıp sektörde yer alabilmeleri için enerji kooperatifleri oluşmaya başlamıştır. Üçüncü sektör; kamu ve özel sektör yanında sosyal ekonomi bakımından kar makzimizasyonundan ziyade fayda maksimizasyonunu amaçlayan kuruluşlar olarak tanımlanan kuruluşlardır. Veya kar maksimizasyonu yerine ortalama maliyetin minimize edilmesini amaçlayan kuruluşlardır.

Şüphesiz bu minimizasyon, kazancı da beraberinde getirmektedir. Bu kazançtan kooperatif masrafları, ihtiyat fonları ve yeni yatırımlar için ayrılacak paylar çıkarılarak kalan fark, ortakların kooperatiften yaptıkları alışveriş tutarının dikkate alınmasıyla risturn olarak ortaklara dağıtılır.

Birbiri ile alakasız görünse de  enerji ve kooperatif  gibi iki ayrı kavramdan  bir çok bakımdan gerek üretim,gerek demokrasi  açısından çok önemli sonuçlar alınabileceği de görülecektir.

Ancak daha öncesinde Cumhuriyet dönemi ile birlikte maddi ve beşeri sermaye yetersizliğinin en üst düzeyde olduğu bir dönemde büyük önder M.Kemal ATATÜRK’ün  kooperatifçilik alanındaki vizyonu üzerinde biraz daha durmak istiyorum.Atatürk’ün uyguladığı karma ekonomi modelinde devlet-özel kesim ve kooperatifler birlikte var olduklarından  dönemin kalkınma oranı % 10 gibi bir daha  ulaşılmamış bir seviyede olmuşve bu dönem ekonomisi büyük başarılara ulaşmıştır.Birçok değerlendirmede karma ekonomik modelden bahsedilirken kilit konumdaki Kooperatifçilikten bahsedilmemesi Atatürk’ün ekonomik modelinin gerçeğini   unutturabilmek amaçlıdır. Oysaki;” Mustafa Kemal Atatürk, 1936 yılında Silifke Kazası Tekir Çiftliğinde 35 köylüyle ortaklaşa, kendisinin de 1 numaralı kurucu ortak olduğu Tarım Kredi Kooperatifi’ni kurmuştur.Atatürk’ün Kooperatifçilik konusunda Türkiye’de yaptıklarını ülkesinde   döneminde yapan başka bir  devlet adamı yoktur. Bu tarihi anmak için Dünya Kooperatifçilik Günü haricinde Türkiye’de her yıl 30 Haziran günü “Kooperatifçilik Bayramı” olarak  az bilinse de kutlanılmaktadır.

Diğer taraftan  Atatürk’ün ; Gazi Çiftliğinde ülkemizde olduğu kadar dünyada da  belki bir ilk olarak   tarım taktörleri için   yenilenebilir enerji kaynaklarından olan bioyakıt  üretimi yaptırdığınıda Ankara Zıraat Fakültesinin emektar hocaları anılarında rapor etmişlerdir.

Yani hem yenilenebilir enerji ve hemde kooperatifçilik Atamızın  bıraktığı örnek teknik ve ekonomik  bilgi miraslarından vede önemli bir hedeftir.

 

Şimdi  ülkemizin  günümüz  yenilenebilir enerji politikalarına dönebiliriz.

Ülkemizin ;

Küçük kapasiteli ancak verimli,

Ulaşılması zor sahalardaki,

Kaynaklarının elektrik üretimine kazandırılması için,

 

5346 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği  18.05.2005 tarihinden sonra işletmeye girmiş ve 2020 yılı sonuna kadar işletmeye girecek olan;

  • Hidrolik ve Rüzgar kaynakları için 7,3 $cent/kWh,
  • Jeotermal kaynağı için 10,5 $cent/kWh,
  • Güneş ve Biyokütle gibi yenilenebilir enerji kaynakları için 13,3 $cent/kWh satın alma fiyatı belirlenmiştir.

 

 

Kanun ile tanımlanan teşviklerden yararlanma süresi 10 yıl ile sınırlandırılmıştır. Ayrıca lisanslı tesislerde kullanılan ve aynı kanun ekinde tanımlanan yerli üretim aksamlar için işletmeye giriş tarihinden itibaren 5 yıl süre ile ek teşvikler tanımlanmıştır.

Bu teşvikler özel kesime verilince kar hırsı ile  teşvik alabilmek için sorumsuzca uygulamalar  yapılmış ve Doğu ve Orta Karadeniz başta olmak üzere  bir çok bölgemizde dereler,ırmaklar tüneller içerisine alınarak suları kurulan Hes’lere taşınmış doğaya can suyu bile bırakılmamıştır.Tüm bölgelerden bu vahşi uygulamaya büyük tepki gelmiş insanlar yerlerinde yurtlarında mağdur edilmişlerdir.Birçok olay Mahkemelere taşınmış ancak her zaman adalet  sağlanamamıştır.

 

Oysaki bu yenilenebilir teşvikler işin başında  özel sektöre değil de yasa ile o bölgelerde kurulacak Enerji  Kooperatiflerine  verilmiş olsaydı bu sıkıntılar kooperatifçiliğin  özü ve anlamı nedeniyle  ortaya çıkmayacak  verilen teşvikler kişilere değil tabana yayılmış, yatırımın her süreci demokratik bir katılımla yürüyebilecekti.

Oysaki 2011-2019 arasında  bu teşvikler özel sektöre verilince ; 7 yılda elektrik üreten yenilenebilir enerji  santralleri sayısı 2011 yılında  toplam 20 adetten 2019’da toplam 777 adete yükselmiştir.Yenilenebilir  ( HES,JES,RES,GES,BİOKÜTLE )  bu santrallerdeki  toplam kurulu güçte  713  MW’tan  20921 MW’a   çıkmıştır.

 

Talebin yatırımın daha müteahhitlik iş olması nedeni ile  büyük bölümü HES’lere olmuş teşviklerin 12588 MW’lık kısmı bu yatırıma ,6495 MW’lık bölümüde RES’lere gitmiştir.

Elektrik üretim değeri olarak ifade edilecek olursa  2019 yılı itibarı ile toplam elektrik üretimimiz 300 TWh değerinde olup bunun 81 TWh’lik kısmı yenilenebilir elektrik olarak üretilmiş ve bu üretim  için özel sektör YEK-DEM  mekanizması ile teşvik edilmiştir.Bu toplam üretiminde % 30’una yakınının teşvik edilmesi demektir.

 

YEK-DEM Mekanizması ile özel sektöre 2015 yılında 4 ;2016 yılında 11;2017 yılında 15 ve 2018 yılında 26 milyar TL olmak üzere toplam 56 Milyar TL teşvik sağlanmıştır.

Bu destekler santrallerin  kuruluşundan  itibaren 10 yıl  daha sağlanacaktır.

Bu destek mekanizması ile sağlanan desteklerden  777 santral sahibi veya ortağı yararlanmıştır. Bir gurup veya kişinin birden fazla santrali de teşvik almış ise sayı  777’den daha da azdır.

Bu  kişi veya guruplar arasında  bir şekilde formüle edilerek teşvikten yararlanan çok büyük kuruluşlarda vardır.Cengiz İnş, Limak,Kolin,Özaltın gibi.

Cengiz-Kolin Gurubundan yapılan açıklamada, şirketlerince kurulan Yukarı Kaleköy Barajının YEK-DEM’e göre yıllık elektrik üretimi 1,5 Milyar Kwh ‘dir.Bu üretim gerçekleşince kasaya girecek net destek 110 milyon $  olacak ve şirketin açıklamasına göre bu baraj 6-7 yıl içerisinde yatırım maliyetinide çıkaracaktır ( TMMOB-MMO ).

Bir mühendis olarak  diyebilirim ki   HES’in ekonomik ömrünün 50 yıldan fazla olduğu da kesin. Ne güzel bir teşvik.Aynı teşvikler  demek ki  büyük bir kooperatifçilik birikimi olan ülkemizde  bir Enerji Kooperatifini mükemmel şekilde motive edebilirdi.

Şimdi  zenginlerden daha zengin yaratmak yerine sermayenin tabana yayılabilmesi için YEK-DEM Mekanizması ile  sermaye sahipleri teşvik edileceğine  Enerji Kooperatifi ile küçük birikim sahipleri teşvik edilebilirdi.Model Enerji Kooperatifi  kurulması ve desteklenmesine çok uygundur.Ancak siyasal yapı Kemalist , karma ekonomi ve kooperatifçilikten değil   liberal ekonomi adına ,liberal ekonomide liberal demokraside olduğunu da unutarak yürümektedir.

 

Diğer taraftan yenilenebilir enerjilerin iki büyük bileşeni olan güneş ve rüzgar enerjisi üretiminde yerli ve milli teknoloji ile PV Paneller ve Rüzgar Türbinleri  üretilmedikçe  bu enerjilerden   beklenilen ekonominin sağlanamayacağı gerçeğidir.

Bu amaçla   Pv İngot ve Panel ile Rüzgar Türbini üretmek üzere YEKA-GES-1  ve YEKA-RES-1 İhaleleri ile yerli üretim ve AR-GE zorunluluğu ile bu tesislerin kurulması da özel sektöre ihale edilmiştir.

Ancak bu ihaleleri kazanan firmalar bu tesislerin yerli ve milli olarak kurulabilmesinde  henüz  önemli   hiç bir şey yapamamışlardır.

Ayrıca GES ve RES  Tesisleri kuracak bu şirketlere birde kullanılavak  PV Panel ve İngotlar ile Rüzgar Türbinlerinin  imalat  yerli imalat fabrikalarının da kurulması bir ayrıcalık olarak verilmemelidir.

Bu sektördeki diğer yatırımcı oyuncuların aleyhine işleyecek imtiyazlı bir süreç olur.

Burada doğru olan bir özel sektörün kendi insiyatifi ile bu işe girmesi ,eğer girmek istemiyorsa bu önemli yatırımın  korkmadan bir kamu yatırımı olarak yapılması veya bu yatırımı  yapmak üzere  bir Enerji Kooperatifinin  teşvik edilmesi ve desteklenmesi gerektiği çok önemli bir karar ve sonuç iken bugüne kadar hiçbir şekilde gündeme getirilmemiştir.

Mesele ülkemizin ulusal çıkarları olunca yeni modeller aranmasının gerekliliğidir.

 

Geliştirilen politikalar ve verilen teşvikler sayesinde yenilenebilir enerji birçok

Girişimci  için cezbedici bir yatırım alanı olmuştur. Ancak ne var ki yenilenebilir enerji

üretimi tesislerinin başlangıç maliyetlerinin yüksekliği yatırım için caydırıcı bir unsur

olmaktadır. Bu yüzden yenilenebilir enerji yatırımları genel itibariyle birden fazla

girişimcinin sermayelerini birleştirerek gerçekleştirdikleri bir yatırım alanı

olabilmektedir.

 

Kâr amacı güdülen enerji yatırımlarının bile birden fazla yatırımcının ortaklaşa

gerçekleştirdiği yatırımlar olduğu göz önünde bulundurulduğunda kardan ziyade

bireysel ihtiyaçların karşılanması amacıyla nispeten daha küçük ölçekteki yatırımların

da birden fazla ortak tarafından gerçekleştirilmesi gayet beklenen bir durum olarak

yorumlanabilir.

 

Yenilenebilir Enerji Kooperatifi için, biz büyük sermaye şirketlerini finanse etmeye devam ederken sosyal demokrasi deneyim ve birikimi çok yüksekte olan  Avrupa ülkelerinde düşük gelirli kesimlerin de yatırım yapabilmelerine olanak sağlayan Yenilenebilir  Enerji Kooperatiflerinin  kurulmasını  gündeme getirilmiştir.

 

2013 yılında Avrupa Birliği Yenilenebilir Enerji Federasyonu (rescoop.eu) kurulmuştur.

Federasyon, ICA’nın Avrupalı kooperatifleri içerisinde yenilenebilir enerji sektöründe

faaliyet gösteren kooperatifleri temsil etmektedir. Gelinen noktada federasyon, 1500

Avrupalı Enerji Kooperatifi  ve bu Enerji Kooperatiflerinde  toplamda 1 milyon vatandaşını kapsayan bir ağa ulaşmıştır (www.rescoop.eu).

 

Diğer taraftan edindiğim bilgilere göre Enerji Kooperatifleri Avrupa’da   en çok ALMANYA ve DANİMARKA’da gelişmiştir.Her 2 ülkeden ALMANYA  1988’den itibaren  DANİMARKA 1993’ten  itibaren  FİT İN TARIFF denilen enerji serbestliği tarife garantili sistemi uygulamaktadır ki bu sistemde; Tarife-Yem (FiT) mekanizmaları, kWh fiyatının uzun vadeli garantili sübvansiyonunu sağlayarak, yatırım risklerini azaltarak ve sürdürülebilir elektriğin katkısını artırarak yenilenebilir enerjinin artırılmasında önemli  katkıları olan  bizdeki YEK-DEM Yerine kullanılan bir enerji destek ve  teşvik sistemidir.

 

Almanya Kooperatif ve Raiffeisen Konfederasyonu (DGRV) kaynaklı bilgilere

Göre; 2016 yılı sonunda Almanya genelindeki enerji kooperatiflerinin sayısı 853 olarak

Açıklanmıştır (www.dgrv.de).

 

Yani görülüyor ki ;ALMANYA gibi daha zengin ve gelişmiş  sosyal devletler işi  853 Enerji Kooperatifine verirken bizim gibi  insanları daha yoksul ve azgelişmiş ülkelerde  yenilenebilir enerji yatırımı işini  , 777 adet patrona vermeyi tercih ediyoruz.Bu çok büyük bir paradokstur.

 

Danimarka ; “Yenilenebilir Enerji Kanunu” ile de YEK’lerin yayılmasını teşvik etmiştir. Örneğin bu kanunda yer alan bir kota ile ülkede kurulacak yeni rüzgar enerjisi yatırımlarının minimum

%20’sinin yerel halka ait olma zorunluluğu getirilmiştir.”

Getirilen bu zorunluluk, halkın katılımı ile sermayenin tabana yayılmasına ve

dolayısıyla gelir dağılımında adalet sağlanmasına destek vermektedir. Gelinen noktada

bilhassa adından rüzgar enerjisinde geldiği noktadan bahsedilen Danimarka, bu alanda

kooperatifleşmenin en iyi uygulandığı ülkelerden biridir.

 

2004 yılında ülkedeki toplam rüzgar enerjisi kurulu gücünün %23’ünü kooperatifler

oluşturmaktaydı. Ülkede kooperatifler rüzgar enerjisinde olduğu  gibi diğer bir yenilenebilir enerji türü olan   biyogaz enerjisinde de etkindir.

Ülkenin biyogaz üretiminin %80’i çoğunluğunu çiftçi kooperatiflerine ait olan 20 merkezi biyogaz tesisi tarafından gerçekleştirilmektedir.

Geçmişte çok önemli  hayvancılık ülkesi olan  Türkiyede 2019 itibarı ile yanlızca 7 adet özel sektöre ait Biogaz santrali bulunmaktadır.

Şubat 2017’de Dünya Bankası tarafından yayınlanan 2016 yılı baz alınarak Hazırlanan

sürdürülebilir enerjinin ülkelerdeki durumuna ilişkin verilere göre Danimarka

111 ülke arasından 1. Olmuştur.

 

ABD’de  ise Enerji Kooperatifçiliğinin tarihi daha da eskidir. 1935 yılında Kırsal Elektrifikasyon İdaresi (REA) kurulmuştur. Bu yeni oluşumla birlikte 288 bin haneye hizmet veren 417 elektrik kooperatifi kurulmuştur.

1937 yılında REA tarafından eyaletlerin kar amacı gütmeyen şirket olan elektrik

kooperatiflerini benimsemesi amacıyla Elektrik Kooperatifi Şirketi Yasası tasarlanmıştır.

1942 yılında ülke genelindeki elektrik kooperatifleri, elektrik kooperatifleri üst birliği

olarak kabul edilen Ulusal Kırsal Elektrik Kooperatifleri Birliği’ni (NRECA) oluşturmuştur. Bugün gelinen noktada NRECA bünyesindeki 900’den fazla kooperatif, ülke genelinde 47 eyalette 18 milyon ev, 42 milyon insanla ülkenin yaklaşık %14’üne hizmet etmektedir (www.electric.coop).

 

Ülkemizde ; ilk kez tam yenilenebilir enerji yatırımlarını başlattığımız  yıllarda ” 2012 yılında GTB( Gümrük Ticaret Bakanlığı) tarafından yayınlanan Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi  Eylem Planı’nda belirlenen stratejik hedeflerden biri de “kooperatifçilik potansiyeli yüksek yeni alanlar tespit edilerek bu alanlarda kooperatif kurulması ve geliştirilmesine yönelik özendirici çalışmalar yapılacaktır” şeklindedir.

2012 yılında ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarına ilk yatırımların hızla başladığı bir ortamda  aynı iktidar hükümette olmasına rağmen  bu öneri rağbet görmemiştir.

 

2014 yılında ETKB tarafından yayınlanan Türkiye Ulusal Yenilenebilir Enerji

Eylem Planı’nda Türkiye’nin hedeflerine ulaşmasına yönelik atılacak adımlar arasında

Yenilenebilir Enerji Kooperatifçiliğinin hayata geçmesi” ifadesi   bu tarihte görev yaptığım ETKB’de   konuşulmuş  ve  eylem planında yer almışsa da  ilgililerce önemsenmemiştir.

 

Bu ifadeler birer temenniden ibaret kalmış yasalar  yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulması ve geliştirilmesinde çıkar guruplarının istek ve arzuları doğrultusunda kullanılmıştır.

 

İlk defa  2014 yılında  Türkiyenin ilk Enerji Kooperatifi Denizli İli Tavas ilçesinde kurulmuştur. Ancak bir gelişmede gösterememiştir.

 

Daha sonra GTB verilerine göre Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi

üretmek amacıyla kurulan 27 adet kooperatif  daha kurulmuştur.Bu kooperatiflerden herhangi birisinin  YEK-DEM Kapsamında teşvikte edilen bir üretim tesisi olup olmadığı bilgisine ulaşamadım.Yukarıda açıkladığım 777 adet şirket içinde olup olmadıklarını bilmiyorum.Hepsi yer almış olsa dahi bu enerji kooperatifçiliğini desteklediğimiz anlamına da gelmeyecektir.

 

Türkiyenin yenilenebilir enerji  gücü   olarak çok büyük bir potansiyele sahiptir. Bunun HES’ler hariç  %90’lık  büyük bölümü   henüz dereye alınmamıştır.

Bu nedenle gerek kooperatifçiliğimizin gelişmesi , gerek demokrasimizin gelişmesi ve gerekse yenilenebilir kaynaklarımızdan yararlanarak   halkın  tabanında ekonomik seviyesinin  gelişebilmesi  için temiz ve daha ucuz elektirik  üretilebilmesi   gibi hedeflere ulaşmak için  Enerji Kooperatifçiliğimizin gelişmesi şarttır.

 

Yenilenebilir enerji kaynaklarının  önemli bir bölümünün halkın refahı için  birçok gelişmiş endüstri  ülkesi ve liberal  ekonomilerde dahi   üçüncü sektöre bırakıldığını  ülkemiz  kamu oyuda  enerji sektöründeki oyuncularda bir şekilde  bilmemektedirler ve muhalefetinde bu yönde alternatif bir enerji üretim politikası yoktur.

 

Kemalist  kalkınma modelinde üçüncü sektöre Enerji Kooperatifçiliği   yeni ve güçlü bir kavram ve katkı  olarak girebilir.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :