18 Mayıs 2021 - Hoş geldiniz

CENGİZ ÖKSÜZ YAZDI- KÖY ENSTİTÜLERİ NİÇİN VE NASIL KAPATILDI?

Ana Sayfa » EĞİTİM » CENGİZ ÖKSÜZ YAZDI- KÖY ENSTİTÜLERİ NİÇİN VE NASIL KAPATILDI?

Eklenme : 17.04.2021 - 8:25

CENGİZ ÖKSÜZ YAZDI- KÖY ENSTİTÜLERİ NİÇİN VE NASIL KAPATILDI?

 

 

Köy Enstitüleri Külliyatı -3-

 

1936 yılının Temmuz ayında Eskişehir’in Çifteler ilçesine bağlı Mahmudiye köyünde Eğitmen Kursu ile başlayan Köy Enstitüleri süreci, 1946 yılının Ağustos ayında kurulan yeni hükümetle birlikte kesintiye uğradı ve bu tarihten sonra da Enstitüler kapanma aşamasına girdi.

Önce kısa bir özet yapalım.

İlk açılan Eğitmen Kursu başarılı olunca, 1937’de ülkemizin birçok yerine yeni Eğitmen Kursları açıldı. 1937 ile 1940 yılları arasında dört Eğitmen Kursu’nun bulunduğu yerde dört Köy Öğretmen Okulu da açıldı. Bunlar: Çifteler, Kızılçullu, Kepirtepe, Göl Köy Öğretmen Okullarıydı. 17 Nisan 1940 tarihinde TBMM’den Köy Enstitüleri Yasası çıkınca bu Köy Öğretmen Okulları Köy Enstitüsü adını aldı. Bunlarla birlikte o yıl 10 Köy Enstitüsü daha açıldı. 1944 yılına geldiğimizde, ülkemizdeki Köy Enstitülerinin sayısı 20 olmuştu. Ayrıca 1942’de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü de açıldı. Yüksek Köy Enstitüsü, Enstitülere öğretmen ve yönetici yetiştirmek için açılmıştı.

1940’tan önce öğretime başlayan Köy Öğretmen Okulu öğrencileri bulundukları sınıftan itibaren Köy Enstitüsü öğrencisi oldular. Onlar 1942 yılında okullarından mezun oldular ve içlerinden başarılı olanlar Yüksek Köy Enstitüsü’ne alındı.

29 Mayıs 1944’te Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, şu bilgileri veriyor:

“ 1- Köy Enstitülerinin sayısı 20’ye çıkmıştır. Bu kurumların kız ve erkek öğrenci sayısı 16.400’ü bulmuştur.

2- Bunlardan 2000’i bu ders yılı başında Enstitüyü bitirerek, köy okullarına öğretmen tayin edileceklerdir.

3- Enstitülerin dershane, yatakhane, mutfak, işlik, ahır, depo, garaj, öğretmen evi gibi türlü ihtiyaçları için 306 bina yapılmıştır.

4- Bu kurumlarda 15.000 dönüm yer işlenip ekildi. Bu kurumlara ait topraklara meyveli meyvesiz 250.000 fidan dikildi. Bazı Enstitüler çevrelerinde ormanlar meydana getirdiler. 1.500 dönümlük yer, sebze ziraatine elverişli duruma getirildi. 1. 200 dönüm bağ yapıldı. Enstitülerde 9.000 baş hayvan vardır.

5- Enstitülerin işlikleri 16.400 öğrencinin giyeceklerini, yapıcılık, demircilik ve ziraat işleriyle ilgili her türlü işleri yapabilecek duruma getirildi. Bu işlikler yer yer dolaylarındaki köylerin ihtiyaçlarına cevap vermeye başladılar.

6- 16 Enstitü öğretmen ve öğrencilerin emeğiyle elektriğe kavuştu.

7– Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek üzere Hasanoğlan’da bir Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.

8- Köy Okulları ve Enstitüleri Teşkilat Kanunları Büyük Millet Meclisi’ne sunularak çıkarıldı. Enstitülerde sağlık memurları kolu açıldı.”

9- Enstitülerden mezun olacak öğretmenler için 2.000 köyde hazırlıklar başladı. Bu köylerde okullara arazi tahsisi, okul binası ve öğretmen evi yapma işlerine girişildi. 29 Mayıs 1944)” ( Mehmet Başaran, Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri, s.52-53)

 

1940-1946 yılları arasında yapılanları Sayın Niyazi Altunya’nın Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bir Bakış adlı kitabının 73. Sayfasından öğrenelim.

“ 1000-6000 dekarlık çorak ya da bataklık arazi üzerine kurulan enstitüler, buralarda kısa zamanda kendi ürünlerini üretmeye başladılar. 1937- 1946 arasında 20 enstitüde 723 bina yapıldı, belli merkezlerde 100 kilometre yol açıldı. Öğrenci ve eğitici emeğiyle 8-10 kilometreye varan uzaklıklardan su getirilip dekarlarca bağlar, bahçeler kuruldu. Kurak arazilerde tarla tarımı yapılıp binlerce ton buğday, arpa, baklagiller vb. üretildi. On binlerce baş hayvan yetiştirildi. Beşikdüzü ve Arifiye köy enstitülerinde yüzlerce ton balık tutuldu. Tüm bunlar, enstitülerin bütçesine, devletin ayırdığı payı çok aşan katkılardı.” ( Balkır,1974, s.249 vd./ Arman, 1969, s. 350 vd./ Gedikoğlu, 1970, s. 245)

1936-1947 yılları arasında devlet bütçesinden bu okullara verilen ödenek 51 milyon liradır. Sayın Niyazi Altunya yukarıda sözünü ettiğimiz yapıtında, Akçadağ Köy Enstitüsü Müdürü Şerif Tekben’den şu bilgileri aktarıyor.

“ ….Bu süre içinde ‘kazan mevcudu’ yaklaşık 501 bin olup sadece yiyecek masrafı yaklaşık 45 milyon liradır. Tekben’e göre, enstitülerde, klasik öğretmen okullarının hazır yiyici parasız yatılılık sistemi uygulansaydı, bu süre içinde devlete yüklenen sadece yiyecek masrafı 45 milyon lira tutardı. Oysa 51 milyon lira ile her şeyi içinde 20 köy enstitüsü kurulmuştur. Buna 5.6 milyon lira öğretmen ve diğer personelin aylık ücretleri de dahildir.” ( Tekben, 1962, s.29-30)

Sonuç olarak, bu süre içinde öğretmen, altı binden 20 bine; okul, 5 binden 17 bine; öğrenci, 380 binden 1.5 milyona çıkmıştır. Bu kurumlarda 1599 sağlıkçı ve 8.765 eğitmen yetiştirilmiştir.

Köy Enstitüleri kapatıldıktan sonra da süren eleştirilere Hasan Ali Yücel 17 Nisan 1955’te şu yanıtı veriyor: “

…..Bizim karşımızda ancak şu mesele vardı:  Türkiye’de yurttaşların %25’i şehir ve kasabalarda, %75’i köyde yaşıyordu. Halbuki ilköğretim çağında bulunup okul ve öğretmen bulabilen çocuklarımızın %75’i şehir ve kasabalarda, %25’i köyde idi. Bu oranı ters orantısından kurtarmak ve normal hale getirmek lazımdı.

…… Uzun lafın kısasını söyleyeceğim. Bugün Türkiye ilkokullarında 1.822.498 öğrenci var. Yukarıda söylediğim orana vurursanız bunun 1.300.000’i şehirlerde, 500.000’i köylerde olmak lazım. Halbuki değil!..

1.289.547 köylerde, 563.051 öğrenci şehirdedir. O eski oran, 15 yıl içinde nasıl tersine döndü? Nasıl dengesini buldu? Kimler bu doğru denklemi kurabildi? Soruyorum: O ‘nalbant’ denilen memleket evlatları, yani Köy Enstitüleri mezunları sayesinde değil mi?”

1936-1947 döneminde yapılanların çok kısa özetidir verilen sayılar. Yapılanların ayrıntılarına girmek için birkaç yazı yazmak gerekir. Bu yazının konusu Enstitülerin kapatılışı olduğuna göre şimdi bu süreci yazabiliriz.

Bilindiği gibi Köy Enstitüleri Birinci Dünya Savaşı yıllarında kuruldu ve gelişti. Türkiye savaşa girmedi, ancak savaş Türkiye’yi birçok yönden etkiledi. 1938’de Atatürk öldüğünde ülkemiz bir barış gölü gibiydi. Kuzey’de Sovyetlerle Kurtuluş Savaşı’ndan gelen bir dostluğumuz vardı. Balkan ve Sadabat Paktlarıyla çevrelenmiştik. Tüm komşularımızla barış içinde yaşıyorduk. Lozan’da tam egemen olamadığımız Boğazlara 1936’da Montrö Antlaşmasıyla egemen olmuştuk. Hatay sorununu Atatürk hasta yatağında çözmüştü. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın savaştığı Batılı ülkelerle Lozan Antlaşması imzalamış ve bağımsızlığımızı kazanmıştık. Geçen süre içinde o ülkelerle herhangi bir olumsuzluk yaşamamıştık. Türkiye 1930’lu yıllarda uluslararası anlaşmazlıklarda hakem olarak çağrılıyordu.

Atatürk, ölmeden kısa bir süre önce Ali Fuat Cebesoy’u, Dolmabahçe’ye çağırmış ve yakında savaş çıkacağını, tarafsız kalmamız gerektiğini adeta vasiyet etmiştir. Bilindiği gibi Türkiye bu savaşa katılmadı, ancak savaş süresince iki taraf da Türkiye’yi savaşa sokmak için büyük çaba gösterdi. 1940’da Köy Enstitüleri Yasası çıktığında, savaş Avrupa’yı sarmıştı. Savaş süresince Türkiye yokluk ve yoksulluk içindeyken bir eğitim devrimini gerçekleştirdi. Avrupa savaşla yanar, yıkılırken, Türkiye Köy Enstitülerinin ışığıyla parlıyordu.

1945 yılında Cumhurbaşkanı İnönü Toprak Reformu Yasası’nı Meclis’e getirdi. Bu yasa, tartışmalara neden oldu. Ülkede tek parti yönetimi vardı. Kurtuluş Savaşı’nda milletçe savaşılmıştı. Bağımsızlığımızı kazandıktan sonra bazılarının hoşuna gitmese de Atatürk sayesinde devrimler arka arkaya yapılmıştı. Toprak reformu Atatürk’ün büyük hayaliydi. O, son Meclis konuşmasında da topraksız köylü kalmasın, demişti. Cumhurbaşkanı İnönü biraz da baskı ile Toprak Reformu Yasası’nı Meclis’ten çıkardı. Ancak bu kez işitilen yalnızca homurtu değildi; bu yasaya tepkiler de gelmeye başladı. Yasa 1950’ye dek yürürlükte olduğu halde uygulanamadı.

Savaş 1945’te bitti. Dünya iki kutuplu oldu. Türkiye Batı bloku içinde kaldı. Batı blokunda ülkeler çok partili demokrasilerdi. Bazı uluslararası kuruluşlara girebilmek için çok partili yaşama geçme zorunluluğu vardı. İçeride de durum savaştan önceki gibi değildi. Tek parti içindeki çıkar grupları ile devrimden zarar görenlerin dirsek teması başlamıştı. Parti içinde de güç dengeleri değişmişti. Yönetimde tek parti vardı ama partinin içinde her sınıf ve tabakadan insan vardı. Cumhurbaşkanı İnönü Batı dünyasının da istediği biçimde bir an evvel çok partili yaşama geçmeyi uygun buldu. 1945 yılında çok partili yaşama geçileceğini duyurdu. 1946’nın Temmuz ayında ilk kez iki partili bir seçim yapıldı. 1946’nın Ağustos ayında yeni hükümet kuruldu. Bu hükümette Köy Enstitülerinin destekçisi, Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanı olarak yer almadı. Hasan Ali Yücel Atatürk öldükten sonra kurulan ilk hükümette –aralık ayında- Milli Eğitim Bakanı olmuştu. Bu görevi 7 yıl, 7 ay sürdürmüştü. Kırılma bu tarihte başladı.

1945-1950 tarihleri arasında Türkiye Batı dünyası ile çeşitli anlaşmalar yaptı. 1945’te Amerika ile Silah Anlaşması yaptı, Truman ve Marşal Planları aynı dönemde uygulandı. Dünya Bankası ve IMF üyelikleri bu tarihler arasında oldu.  Konumuzla yakından ilgili başka bir anlaşma,1949 yılının Aralık ayında yapılan ABD ile“ORTAK EĞİTİM ANLAŞMASI” idi.  Bu anlaşma ile ABD,  eğitim sistemimizin düzenlenmesinde tümüyle yetkili oluyordu. ( Ortak Eğitim Anlaşması başka bir yazının konusudur.)

CHP içindeki genç milletvekilleri son yıllarda toprak ağalarıyla birlikte Köy Enstitülerine karşı çıkıyorlardı. Bu genç milletvekilleri partiyi gençleştirmek amacıyla CHP içine alınmıştı. İçlerinde yurtdışında eğitim görmüş olanları da vardı. Tümü eğitimliydiler. Parti içinde sayıları 35’i buluyordu. Nihat Erim bu genç, eğitimli milletvekillerinin lideriydi. Muhalefetteki DP gibi onlar da köylerde yapılan okulları köylülere yaptırılmasına karşı çıkıyorlardı. CHP içindeki aydınlar ve Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları da ilköğretim devrimine karşıydı.  CHP Genel Sekreterliği de yapmış olan Memduh Şevket Esendal gibi aydınlar, “ Ne gerek var, köylünün okutulmasına” diyordu. Ülkedeki aydınların çoğu ilköğretimde olanların ayırdında değildi. Bazı sol aydınlar ise Köy Enstitüleri uygulamasını CHP’nin köylüyü köye hapsetme planı olarak görüyordu. Atatürk döneminde sinen gericilik, savaş döneminde coşmuştu. Sağ görüşlü yazarlar, gazeteciler, okumuşlar Köy Enstitülerine her tülü karalamayı yapıyor, iftirayı atıyorlardı. İnönü’nün kesin tavır koymasıyla Köy Enstitü uygulamasına ses çıkaramayan Bakanlık bürokratları çok partiye geçiş süreci içinde seslerini yükseltmeye başlamışlardı.  DP,  daha önce söz vermesine karşın, tüm propagandasını Köy Enstitüleri üzerinden yürütüyordu. Köylülere zorla okul yaptırmak demokrasiyle bağdaşmaz, diyorlardı. DP, iktidara gelince köylünün okulunu devlet yapacak, diye propaganda yürütüyorlardı.

1946’dan sonra kurulan CHP hükümetlerinin önceliği devrimlerden taviz verip seçimleri kazanmaktı. Bunun için işe Köy enstitülerinden başladılar. Hasan Ali Yücel’in yerine atanan Reşat Şemsettin Sirer’in Köy Enstitülerine karşı olduğu biliniyordu. Reşat Şemsettin Sirer daha Bakan olarak atanmadan DP ileri gelenleriyle bu konuda toplantılar yapmıştı. Nitekim DP iktidara geldiğinde, Menderes Köy Enstitüleriyle ilgili yaptıkları için kendisine teşekkür etti. Reşat Şemsettin Sirer, ilk iş olarak,  eylül ayında Köy Enstitülerinin kuramcısı ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç’u görevden aldı. Onu Talim Terbiye Kurulu Üyeliği’ne atadı. 1947 yılı içinde Hasan Oğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kapattı. Köy Enstitülerinin 1943 programının yürürlükten kaldırdı. Yeni program işe önem vermeyen, bildiğimiz ezberci bir programdı. Köy Enstitüsü müdürleri değiştirildi. Enstitü öğretmenleri iki yıl içinde çil yavrusu gibi dağıtıldı. Eğitmen Kursu kapatıldı. Bazı eğitmenlerin işlerine son verildi. Sağlık Kolları kapatıldı. Tüm öğrenciler Hasanoğlan’da toplandı. Karma eğitime son verildi. Kız öğrenciler Kızılçullu ve Beşikdüzü Köy Enstitüsünde toplandı. Enstitülerle mezun öğretmenlerin bağı koparıldı. BÖLGE OKULU açma uygulamasına son verildi.  Özellikle eğitmenli yörelerde BÖLGE OKULLARI açılıyordu. Bu okulların sayısı 200’ü geçmişti. Eğitmenli okulları bitirenler bu okullarda meslek öğreniyordu. Program kesintisiz sürseydi, tüm Türkiye’de yatılı ve gündüzlü BÖLGE OKULLARI açılacaktı. Böylece köy çocuğu hem okuyacak hem de bir meslek öğrenecekti. Okullaşma şimdiki gibi ezberci Ortaokul ve Lise gibi yürümeyecekti. 1946’dan sonra iktidara gelenler köy çocuklarının okuma olanaklarını yok etmişlerdir. Bu konuda CHP’nin genç, okumuş milletvekilleri ve çıkar çevreleri ile DP birlikte davranmıştır. Köy çocuğunun okuması, meslek sahibi olması söz konusu olduğunda parti ayrımı gözetilmiyordu. Kentli, eğitimli, milletvekilleriyle, toprak ağaları ve devrim karşıtları değişik partilerde de olsa hemen birleşiyorlardı. Bu milletvekilleri sözde köylüye iyilik ediyorlardı. Köye okulu devlet yapacak, imece usulü okul yaptırmak köylüye angaryadır. Angaryanın demokraside yeri yoktur, diyorlardı. CHP’nin genç, eğitim görmüş milletvekilleri İnönü’ye, biz köye sandıkla gideceğiz, mekteple gitmeyeceğiz, diyorlardı. Demokrasiye geçiyorduk, köylüye imece usulüyle okul yaptırmak demokrasiye aykırıydı(!)

1948’de Milli Eğitim Bakanlığı’na atanan Tahsin Banguoğlu, Almanya’da eğitim görmüş bir profesördü. Daha önce Gazi Eğitim Enstitüsü’nde ve Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmıştı. Atatürk Devrimlerinin karşısında yer alan bir gericiydi. Reşat Şemsettin’in bitiremediği işlere hemen el attı. İlk işi İsmail Hakkı Tonguç’u Talim ve Terbiye üyeliğinden alıp bir liseye Resim- İş Öğretmeni olarak atamak oldu. İlköğretim Genel Müdürü’nü Resim- İş Öğretmeni olarak atayarak kendince onu aşağılıyordu. Gerçi daha sonra 1950 seçimlerine yakın, Tonguç’u Kayseri’ye de sürdü. DP iktidara geldi de Tonguç Kayseri’ye gitmedi. Banguoğlu İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nu da kapattı. Çünkü ona göre öğretmeni üniversite yetiştirirdi. Enstitülere gerek yoktu. Kuran Kursları ve İlahiyat Fakültesi açtı. Okullara Din Dersleri koydu. CHP, DP ile yarışıyordu, muhalefetin tüm kozlarını elinden alıyordu(!)

1950 yılının Mayıs ayında seçimler yapıldığında Köy Enstitüsü’nün adı vardı, kendi yoktu. Enstitülerin programı artık 1943 programı değildi. Enstitülerde serbest okuma kaldırılmıştı. Cumartesi toplantıları ve eğlenceler yapılmıyordu.  Öğrencinin okul yönetimine katılması ve görüşünün alınması uygulamasına son verilmişti. İş içinde, iş aracılığıyla, iş için ilkesi yok edilmişti. 1947 programı ile uygulama temrine dönmüştü. Her şey yapmacıktı. İş ve meslek eğitimi bir tarafa bırakılmıştı. 1948-1949 tarihlerinden sonra Köy Enstitülerinden mezun olan öğrencilerin öğrendikleri bir meslek yoktu. Demircilik, marangozluk, dülgerlik, duvarcılık, kooperatifçilik… öğretilmiyordu. Öğretmen yeniden karatahta, tebeşir öğretmeni olmuştu. Köy Enstitülerin mezunlarla bağı koparılmıştı. Mezun öğrencilere verilen damızlık hayvanlar, iş aletleri ellerinden geri alınmıştı. Köylerde öğretmenlerin işlemesi için verilen bahçe, tarla alınmıştı. Öğretmen köyde yapayalnız bırakılmıştı. Milli Eğitim ilköğretim planlamasını rafa kaldırmıştı. Artık köylere okul yapma programı uygulamadan kaldırılmıştı. Planlama sürseydi, 1955 yılında okulsuz köy kalmayacaktı.

1947’den sonra Enstitülerin öğrenci sayıları azaltıldı. Daha önce 1000-1200 öğrencili okullarda öğrenci sayıları 200-250’ye indirildi. Köylü kızların okuma olanakları tamamen yok edildi. İzmir Kızılçullu ve Trabzon Beşikdüzü birçok yöre için çok uzaktı. Bu nedenle köylü kızlar yol parası ve diğer nedenlerle artık okula gidemiyordu. Yüksek Köy Enstitüsü’nün kapatılması ise köy çocuklarının yüksek öğretim okuma olanağını tamamen yok ediyordu.

1950 yılının Mayıs ayında seçimler yapıldı. DP iktidara geldi. 1953’te Köy Enstitüsü’nün programı İlköğretmen Okulu programıyla birleştirildi ve Köy Enstitüsü tabelası indirildi. Yeni tabelada İLKÖĞRETMEN OKULU yazıyordu.

Köy Enstitülerinin kapatılış süreci bir yazıda ancak satırbaşlarıyla anlatılabilir. Bu süreci işlemeyi sürdüreceğiz. Ayrıntılar daha sonraki yazılarda.

 

CENGİZ ÖKSÜZ

YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLÜLER DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ BAŞKANI

TÜRKÇE ÖĞRETMENİ

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları