9 Aralık 2021 - Hoş geldiniz

CENGİZ ÖKSÜZ YAZDI- OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME

Ana Sayfa » EĞİTİM » CENGİZ ÖKSÜZ YAZDI- OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME

Eklenme : 24.11.2021 - 7:16

CENGİZ ÖKSÜZ YAZDI- OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME

 

 

16 Mart 1948,  Erkek Öğretmen Okulu’nun ( Darülmuallimin) açıldığı tarihtir. Bu okul, yeni açılan Rüştiye’lere öğretmen yetiştirmek için açılmıştır. Bilindiği gibi Osmanlı’da mühendishanelerin açılışı daha öncedir. Mühendishane-i Bahr-i Hümayun( Deniz Mühendishanesi)  1773’te, Mühendishane-i Berr-i Hümayun ( Kara Mühendishanesi) 1795’te kurulmuştur. 14 Mart 1827’de ilk TIP Okulu, 1834’te de Harp Okulu, 1863’te ise Mekteb-i Mülkiye ( Siyasal Bilgiler Okulu)  açılmıştır. Kız Öğretmen Okulu’nun açıldığı tarih 1870’tir. 1870’te Darülfünun ( Üniversite)  açılmışsa da kısa süre sonra kapatılmıştır. Üniversitenin 2. açılışı ancak 1900’de yapılabilmiştir. 3 Kasım 1891’de Yüksek Öğretmen Okulu açıldı.

Galatasaray Lisesi’nin 1861’de, Robert Kolej’in 1863’te açıldığını, İstanbul dışında açılan ilk lisenin Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi ( 1885) olduğunu da ekleyelim.

Osmanlı’da 19 yüzyılda, özellikle de bu yüzyılın ikinci yarısında sıbyan mekteplerinden ve medreselerden başka Rüştiye( ortaokul) ve İdadi ( lise) gibi okulların sayısının arttığını görüyoruz.

Erkek Öğretmen Okulu’nun müdürlüğüne Cevdet Paşa atanmıştır. O dönemde medrese öğrencileri ramazan ayında cere çıkıyorlardı, yani bir ay boyunca köylere gidiyorlar ve gittikleri köylerden yiyecek topluyorlardı. Cevdet Paşa Öğretmen Okulu öğrencilerinin meslekleri yönünden cere çıkmalarını uygun bulmamıştır. Bu durum Ahmet Cevdet Paşa’nın öğretmenlik mesleğine verdiği önemin göstergesidir.

İlk Milli Eğitim Bakanlığı 17 Mart 1857’de kurulmuştur.  1869’da ise Genel Eğitim Tüzüğü( Maarif-i Umumiye Nizamnamesi) yayımlanmıştır.

Görüldüğü gibi Osmanlı’da okullaşma çok gecikmiş değildir, ancak matematik, fen, tarih, coğrafya bilgileri de vermek için açılan bu okulları medrese kafası rahat bırakmamıştır. Okullarda karatahta ve harita kullanmak bile sorun olmuştur. Bir okulda harita kullanıldığını duyan şeyhülislam padişaha şikayetçi olmuştur. Maarif Müdürü öğretmeni çağırarak uyarmıştır. Resim yapmak, müzik zaten yasaktır. Kız okullarında erkek öğretmenlerin ders vermesinin koşulu, bu öğretmenlerin yaşlıya da çok çirkin olmalarıdır. Erkek öğretmeni okulun kadın müdürü kapıda karşılar, sınıfa sokar; ders bittiğinde de okulun bahçe kapısından dışarı çıkarırdı.

1870’te açılan üniversiteyi de medreseliler kapattırmıştır. Canlıların havasız yerde yaşayamayacağını göstermek için,  Hoca Tahsin Efendi güvercini fanusun içine koymuş, güvercin havasızlıktan bir süre sonra ölmüştür. Bu deneyi duyan medrese ayaklanmış, üniversite hemen kapatılmış ve bir daha ancak 30 yıl sonra 1900’de açılabilmiştir.

Namık Kemal öğretmenlerin iyi yetiştirilmemesinden yakınıyor; bu durumu eleştiriyor.

“ Öğretmenlerin yetiştirilmesi asıl önemli olan iştir. Çoğu medrese kaçkını ya da taşralı öğretmenlerin, okuyup yazmaları yetersizdir. Tarih coğrafya bilmezler. Bir sınavdan geçirilseler, % 5’i başaramaz.  Gazete okuyup anlayanların oranı bundan da azdır.(…) Yetişenlere vatan millet sevgisinin aşılanacağı yer okuldur. Medrese bunu yapamaz. Her çocuk aynı tip okulda okursa Osmanlılık bilinci de eşit biçimde kökleşir.” ( Kaim Elvan, Çağdaşlaşma Sürecinde Öğretmen Okulları, s.67)

Başka bir yazar da öğretmenlerin içinde bulunduğu ortamı şu cümlelerle dile getirmiş: “ En ateş zeban ( sivri dilli, eleştirici) olanlar, öğretmenlikten uzaklaştırıldılar. Ağızları tutuldu, kalemleri kırıldı. Değerli muallimler yetişmesinin önünü almak için saati 60 paraya, aylığı 40 kuruşa muallimler tayin olundu. Bununla da yetinmeyip muallimleri sürekli gözetim altında tutmak için, ders sırasında müfettişler bulunduruldu. Talebeden casuslar yetiştirildi.” ( Kaim Elvan, s. 72)

Softalar, camileri dolduran dindarlara, ‘ çocuklarımıza Frenkçe okutacaklarmış, Kuran’ı kaldıracaklarmış’ diyerek sürekli yeni açılan okullar ve öğretmenler aleyhine propaganda yaparak halkın gözünden bu okulları düşürmeye çalışıyorlardı.

Ahmet Rıza Bey’in raporundan (1889): “ İlkokulları tekeline alan mahalle imamlarını bu hizmetlerinden çıkarmak kolay başarabilecek bir şey olmadığından, ilköğretmen okullarından çıkanlar, ilkokullara yerleştirilemiyor. Bu nedenle Bursa Darülmuallim-i Sıbyanı’na ( ilköğretmen okuluna) girmek isteyenler azalmış ve kişisel bir kin üzerine bu okul bir süre kapalı kalmıştır.”

1905-1906 yıllarında öğretmen okullarının sayısının 32’ye ulaştığını görüyoruz. Yalnız bu okulların pek çoğunda bir öğretmen var. Bu okulların giderleri bulundukları illerin bütçelerinden karşılanıyor. 1908’den sonra, Emrullah Efendi’nin Maarif Bakanlığı ( Milli Eğitim) ve ünlü eğitimci Satı Bey’in  İstanbul ( Çapa) Darülmuallimin’i ( öğretmen okulu) müdürlüğü döneminde ( 1909),  öğretmen yetiştirmede ileri adımlar atıldığını görüyoruz.  Satı Bey, Emrullah Efendi’ye Maarif Islahatı Hakkında Rapor sunuyor. Bu rapor doğrultusunda yetersiz öğretmenler görevden alınmış, yeni programlar yapılmış, resim, müzik, beden eğitimi dersleri öğretmen okullarının programında yer almıştır. Yabancı dil öğretimine önem verilmiş. Osmanlı’nın büyük kentlerine öğretmen okulu açılmış, yurtdışına öğrenci gönderilmiştir.

1914’te Kastamonu Milletvekili İsmail Mahir Efendi Osmanlı Meclisi’nde öğretmen yetiştirmek için çok önemli önerilerde bulunmuştur. İsmail Mahir Efendi, ülkemizi yetmiş bölgeye ayıralım ve her köyden bir kız bir de erkek öğrenciyi bu bölgelerde açtığımız köy öğretmen okullarında yetiştirelim; köylerde onlara arazi verelim, sonra da onları kendi köylerine öğretmen olarak gönderelim; bu öğretmenleri birbirleriyle evlendirelim; köyde doğan, büyüyen bu çocuklar öğretmen okullarında gördükleri modern tarım/ ziraat eğitimini köylülerine de öğretsinler, demiştir. İsmail Mahir Efendi’nin bu görüşü ileride kurulacak Köy Enstitüleri uygulamasına benzemektedir.

 

Cumhuriyet Dönemi

Cumhuriyet Osmanlı’dan neyi devraldı, önce ona bakalım.  Cumhuriyet’in devraldığı okur sayısı nüfusun %7’si 8’i kadardı. 1923-1924 öğretim yılında 4770 ilkokul ve 336 bin ilkokul öğrencisi vardı. İlkokul öğretmeni sayısı 10 bin 200’dü. Bunların yalnız %27’si öğretmen okulu çıkışlıydı.

Ortaokul sayısı 72, öğrencisi 10 bindi.

Lise sayısı 23, öğrencisi 1241’di.

Tek üniversitenin  ( Darülfünun) 2088 öğrencisi vardı.

Öğretmen okulları sayısı 18’di.

İl bütçelerinden para ayrılamadığı için öğretmen okulları parasızlıktan kapanıyordu. 1923’te sayı 15’e inmişti.

3 Mart 1924’te Eğitimin Birliği yasası çıkarıldı. Böylece tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı. Medreseler, sıbyan mektepleri kapatıldı.  İlköğretim tüm kız ve erkek çocuklar için parasız ve zorunlu oldu.

Musiki Muallim Mektebi Ankara’da 1924’te açıldı.

Mustafa Necati Aralık 1925- 1 Ocak 1929 tarihleri arasında Milli Eğitim Bakanlığı yaptı. Onun bakanlığı döneminde Cumhuriyet eğitiminin altyapısı hazırlandı. Okul binaları yenilendi, onarıldı; müfredatlar, programlar yeniden düzenlendi. Öğretmen okulları da öğretmen, bina, araç-gereç yönünden güçlendirildi. Bazıları kapatıldı, diğerleri gerçek anlamda öğretmen okulu oldu. İl Özel İdare bütçelerinden okullara kaynak aktarılması bir esasa bağlandı.

Mustafa Necati döneminde 1926’da Gazi Eğitim Enstitüsü açıldı. Kayseri Zencidere (1926)  ve Denizli’de( 1927)  iki Köy Öğretmen Okulu açıldı.

1928’de Yazı Devrimi yapıldı. Millet Mektepleri ( Ulus Okulları) bu dönemde açıldı, ancak Mustafa Necati’nin 1 Ocak 1929’da apandisit patlamasından yaşamını yitirmesi, eğitimdeki atılımın hızını bir süre kesilmesine yol açtı.

Dr. Reşit Galip’in 11 aylık Milli Eğitim Bakanlığı döneminde ( 1932-1933)  ise Darülfünun İstanbul Üniversitesi oldu.

1935 yılında yapılan CHP Kurultayında köylerin kalkınması ve eğitim sorunu masaya yatırıldı. Bu konu kurultayda çok tartışıldı. Atatürk yakın silah arkadaşı Saffet Arıkan’ı Milli Eğitim Bakanı olarak atadı. Saffet Arıkan da İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirdi.

Atatürk’ün, köy okulları için askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapmış köylülerin 6-7 aylık kurslardan geçirilerek, üç sınıflı okullara Eğitmen olarak atanmaları önerisi, Saffet Arıkan ve İsmail Hakkı Tonguç tarafından 1936 yılının Temmuz ayında, Eskişehir’in Çifteler yöresinde uygulanmaya başlandı. İlk uygulama çok başarılı olunca bir yıl sonra Eğitmen Kursları yurdun birçok bölgesinde açıldı.

1937-1940 yılları arasında Eğitmen Kursları’ın yapıldığı Eskişehir Çifteler, İzmir Kızılçullu, Trakya Kepirtepe ve Kastamonu Göl Köy’de dört Köy Öğretmen Okulu açıldı. Bu okullar 17 Nisan 1940 tarihinde çıkan yasayla Köy Enstitülerine dönüştürüldüler. 1940’ta ayrıca yurdun çeşitli bölgelerine on Köy Enstitüsü daha açıldı. 1946’ya dek bu okulların sayısı 20’ye çıktı. 1948’de Van Ernis’te yapılanla birlikte 21 Köy Enstitüsü, köy ilkokulları için öğretmen yetiştirmeye başladı.

10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk ölünce Saffet Arıkan bakanlıktan ayrıldı, yerine Hasan Ali yücel atandı. Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç görevde kaldıkları süre içinde (1946)  Milli Eğitim alanında çok önemli atılım yaptılar. 1940’lı yıllar savaş, yokluk, yoksulluk yıllarıdır; ancak bu yıllar Türk Milli Eğitimi’nin de altın yıllarıdır. Anılan dönemde öğretmen, okul ve öğrenci sayısından birkaç misli artış oldu. 1935 yılında kırk bin köyün otuz beş bininde öğretmen yokken ve köy çocuklarının %80’ni okula ulaşamazken 1950’lerin başında bu oran her yönden değişmiştir. Şöyle diyelim: Köy Enstitüleri beş yıl daha devam etseydi, 1955’te okulsuz köy kalmayacaktı.

1934’te Ankara’da Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, 1936’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, 1937’de Ankara teknik Öğretmen Okulu açıldı.

Hasan Ali Yücel’den sonra 1848’de Ankara Yüksek Erkek teknik Öğretmen Okulu, 1955’te Yüksek Ticaret ve Turizm Öğretmen Okulu, 1959’da İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu açıldı.

1953’te Köy Enstitüleriyle İlköğretmen Okulları birleştirildi ve Köy Enstitüleri tamamen kapatıldı. Bu okulların 1943 programı 1946’da yürürlükten kaldırılmıştı. Yani Köy Enstitüleri özgünlüğünü 1946’da yitirmişti. Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek için açılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü ise 1947’de kapatıldı.

1950’den sonra öğretmen yetiştirmede özellikle iki tür okul öne çıkıyor: İlkokul öğretmeni yetiştiren İlköğretmen okulları ve Ortaokullara öğretmen yetiştiren Eğitim Enstitüleri. Bunların dışında Ankara’da ve İzmir’de de Yüksek Öğretmen Okulu’nun açıldığını görüyoruz. Ayrıca üniversitelerin değişik bölümlerinden de Milli Eğitime öğretmen ataması yapılıyor.

1974’te çok yanlış bir kararla Öğretmen Okulları, öğretmen lisesi yapıldı. 1975’te bu okullar son mezunlarını verdiler. İlkokul öğretmeni yetiştirmek için iki yıllık eğitim enstitüleri açıldı. Eğitim Enstitülerinde 1975’te yatılılığa son verildi. 12 Eylül’den sonra bu okullar da kapatılarak, öğretmen yetiştirme görevi Eğitim Fakültelerine devredildi. 1990’lı yıllardan sonra Eğitim Fakülteleri eğitimin tüm kademeleri için öğretmen yetiştiriyor.

Ülkemiz öğretmen yetiştirme konusunda çok zengin deneyimlere sahipken, bugün geçmişle bağ tamamen kopmuştur.  Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Teknik Öğretmen Okulları deneyimlerinden hiçbir şey kalmamıştır. Öğretmen uygulamalı eğitimden geçmeden gerçek öğretmen olamaz. Eğitim fakültelerinde ne yazık ki ezbere dayalı bir eğitim yürütülmektedir. Geçen sürede “ Öğretmenlik formasyonu” adını verdikleri uygulama ile öğretmenin yetişmeyeceği kanıtlandı.  Öğretmen yetiştirmede deneyimlerden yararlanılmalıdır.

Türkiye’yi yönetecekler eğitim ve öğretmen konusunu gündemlerinin birinci sırasına  almalıdırlar. Uygulanan eğitim sistemi ülkemizi Ortaçağ’a sürükleyen bir araç durumuna gelmiştir.

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları