CUMHURİYET’E UYANMAK

Ana Sayfa » GÜNCEL » CUMHURİYET’E UYANMAK

29.10.2018 - 8:08

CUMHURİYET’E UYANMAK

Cumhuriyet Gazetesi- Nazmi Kal- Türkiye Cumhuriyeti’nin 95. kuruluş yılını yaşıyoruz. Cumhuriyet’in ilanına tanık olmuş kişileri bulabilmek artık olanaksız. Cumhuriyet’in 50. yılında TRT’de hazırladığım programda İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu ve gazeteciler Mecdi Sadrettin Seyman ile Münir Müeyyet Bekman 29 Ekim 1923’ün öncesi ve sonrasını anlatmıştı. Biz şimdi biraz daha gerilere gidelim ve olayları kısaca hatırlatalım.

Atatürk Cumhuriyeti ilan edecekti. Ancak uygun zaman ve zemin arıyordu. 2 Ağustos 1923’te ikinci TBMM çalışmalarına başladı. İşgal kuvvetleri İstanbul’u terk etti. Artık Türk topraklarında hiçbir yabancı asker kalmamıştı. Bu ayın en önemli olayı Ankara’nın başkent oluşudur. 9 Ekim’de İsmet İnönü ve 14 arkadaşının verdiği önerge kabul edildi. Ekim ayında önemli başka olaylar gelişiyordu. Zaman bir şeylere gebeydi.

50 yıl sonra…

Cumhuriyet fikri genç subaylık döneminde oluşmasına rağmen Kurtuluş Savaşı’nın zafere ulaşmasına kadar bu düşüncesini açıkça ifade etmeyen Atatürk, 28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü’ndeydi. O gece yakın arkadaşları Kemalettin Sami, Halit Paşa ve Milli Müdafaa Vekili Kazım’ı (Dirik) yemeğe davet etti. Her zaman olduğu gibi İsmet İnönü de davet edilenler arasında idi. Atatürk ’ün “Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dediği o geceyi 50 yıl sonra İnönü şu sözlerle aktaracaktı:
“ Atatürk bizi Çankaya’da toplamıştı. Yemek hep beraber yendi. Atatürk ertesi günü Cumhuriyet ilan olunacağını söyledi. Bunu söyledikten sonra herkes ayrıldı. Bana kalmamı söyledi. Hiçbir konuşma olmadan masanın başına yan yana oturduk. Evvela kanun metnini görüştük. Her madde üzerinde tabiatıyla eski ve yeni arasında bir mukayese yapıyordu. Atatürk neticeyi dikte ediyordu bense yazıyordum. Bu suretle çerçeve tamamlandıktan sonra tekrar okudum. Atatürk dikkatle dinledi, düşündü. ‘Hazırlık tamam’ dedi. Ertesi sabah metni bir kere daha gözden geçirdik ve beraberce Meclis’e gittik.”

Ankara’nın önemi

Atatürk kesin kararlıydı. Mutlaka çıkaracaktı. Cumhuriyet herkesin zihninde olmuş bir haldeydi. Cumhuriyetin ilanı büyük bir rejim değişikliğidir. Tabii eski rejimin taraftarları mutlaka vardı. Çaba sarfetmişlerdir. Uzun emek sarfetmişlerdir. Cumhuriyetin imparatorluk idaresinden esaslı farkı, yalnız hükümet teşkili değil, memleketin idaresi şekli değil, memleket idaresinin merkezinin Ankara’ya gelmesidir. Onun için Ankara’nın merkezi idare olmaktan kurtulması İstanbul hükümetleri için ümit olarak beklenebilirdi.

Tarihi uyarı

Yalnız 50 seneyi o şartlar içinde idrak ediyoruz ki artık her fikir, gerek yazıyla gerek sözle çok partili siyasi hayatta söylenebilecek devreye geldik. Burada, muhtelif cereyanlar zaman zaman söylenebilir mi? Söylenme daha ileri teşebbüslere varır mı? Bu yüzden memleketin huzuru ve idaresi temelinden sarsılır mı? Bu endişeleri, idare edenler kafalarında bir ihtimal olarak bulundurmaları lazımdır.

‘MUSTAFA KEMAL PAŞA,  PADİŞAH MI OLDU?’

HIFZI VELDET VELİDEDOĞLU:

Cumhuriyetin ilanı Meclis’te çalışanlar olarak bizi sürpriz olarak yakalamadı. Fakat etrafta sürprizli olmadı dersem hakikati söylememiş olurum. Mesela Cumhuriyet’in ilanından bir süre sonra memleketim olan Çorum’a babamı ziyarete gittiğim zaman oradan benim Meclis’te çalıştığımı bilen babamın arkadaşları, eski okul arkadaşlarım “Mustafa Kemal Paşa padişah mı oluyor” gibilerden sorular yöneltmişlerdi, hiç unutmam.

Memleket buna hazırlıklı mıydı meselesi düşünülebilir. Bence hazırlıklıydı. Mustafa Kemal Paşa’dan başkası Cumhurbaşkanı seçilseydi belki millet tamamen yadırgardı. Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı oldu, denildiği zaman bu bir reaksiyon uyandırmadı. Yalnız bir noktayı daha o zamanki anılarıma dayanarak söylemek isterim. Bazıları Mustafa Kemal Paşa diktatör olacak mı, diye bir endişe  duyuyorlardı. Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı olmakla diktatör olmak bir yana hukuken elindeki yetkileri bırakıyordu. Eski duruma göre hem meclis başkanı, heyeti vekili başkanı yani parlamentonun başkanı, icra kuvvetinin başkanı, devletin başkanı vesaire vesaire. Şimdi yetki ayrılığı oluyordu. Sonuç olarak Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı olmakla diktatör olmak şöyle dursun elindeki yetkilerden bir kısmını da bırakıyordu.

Paşa itiraz etmedi

Cumhuriyetin ilanından sonra1924 anayasası yapılırken bu yetki meselesi mevzuunda yaşadığım bir anımı anlatayım. Milletvekilleri başta Mahmut Esat (Bozkurt) olmak üzere bu anayasa üzerinde çalışanlar müzakerelerde Cumhurbaşkanının yetkilerini en çok kısmak için ne lazımsa yaptılar, her şeye itiraz ettiler. Hakikaten 1924 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının yetkileri kısıldı. Mustafa Kemal Paşa buna hiçbir suretle herhangi bir şekilde itiraz etmedi ve bunu gayet tabii buldu, kabullendi. Hatta daha sonra Mahmut Esat’ı adliye vekili bile yaptı yani şunu söylemek istiyorum. Atatürk’ü Batılılarda da bizde de birçokları diktatör olarak tanımlarlar ve öyle tanımlamak isterler. Atatürk bir diktatör değildi. Otoritesi vardı ama bu otorite kendisinin dikta eğiliminden değil milli mücadelenin başı ve milli mücadele kahramanı olmasından ileri geliyordu.

‘YAŞASIN CUMHURİYET’ SESLERİ 

MÜNİR MÜEYYET BEKMAN:

Basın mensupları 28 Ekim gecesi Çankaya’da bir toplantı olduğunu biliyordu. Ancak o gece Cumhuriyetin ilanına karar verildiğinden haberleri yoktu. Onu ancak ertesi günü yani Halk Fırkası’nın öğleden evvel ve öğleden sonra yaptığı toplantı neticesinde öğrendik. Meclis’te hararetli konuşmalar oldu. Bazı muhalif mebuslar müzakerenin acele yapılmamasını istiyordu. Bu teklif rağbet görmedi. Cumhuriyetin ilanını isteyen hatiplerin hepsi konuşmalarını “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ile bitiriyordu. Cumhuriyet alkışlarla “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri ile gerçekleşti.

[Haber görseli]

Haberi ilk veren gazeteci

MECDİ SADRETTİN SAYMAN:

Çankaya Köşkü’nde Büyük Millet Meclisi başkanına ait tahsis edilmiş istasyondaki binada çeşitli temaslar ve toplantılar oluyordu. Haber alamıyorduk, her şey gizli tutuluyordu.

Viyana’da intişar eden Neue Pres’in temsilcisi Mösyö Lazar benden türlü konulara ait bilgi istemişti. Bu arada ve söz arasında aynı gün öğleden sonra Gazi Paşa tarafından kabul edilmek şerefine nail olacağını da söylemişti. Bana ısrarla paşaya hangi meseleler üzerinde sualler sorayım, bilgi rica edeyim diye sormuştu. Gazi Paşa’ya sorabilirsiniz demiştim; Türkiye’nin idare şekli kati suretle tayin etmiş midir? Yoksa bir tekamül bahis konusu mudur? Hükümet merkezi neresi olacaktır? Sonra Büyük Millet Meclisi’nde Gazi Paşa’nın odasına gitti. Meclis toplantı halindeydi. Hararetli konuşmalar salon dışına aksediyordu. Yarım saat kadar geçmişti. Kapı açıldı, önde Viyanalı gazeteci, arkasında görüşme sırasında tercümanlık yapan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) üstadımız çıktılar. Mösyö Lazar Meclis bahçesinde koluma girerek heyecanla aldığı beyanatın ana çizgilerini bana anlatmaya başlamıştı. Bir aralık cebinden notlarını çıkarmak ihtiyacını duydu. Ve adımlarını kısaltarak bilhassa hükümet merkezine dair Gazi Paşa’nın söylediğini aynen okudu.

Türkiye’nin merkezi

Beyanat şöyle bağlanıyordu. “Ankara Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezidir.” Bu ifadenin önemi beni cezbetmişti. Sordum demek Cumhuriyeti telaffuz etti. Cevap aldım hem de kaç defa ısrarla hem de kaç defa. Meclis’e koştum Hamdullah Suphi Bey’i bularak sordum. Konuşmalarda Gazi Paşa Cumhuriyetten bahsetti mi? O da tekrarladı hem de kaç defa kaç defa. İçim rahatlamıştı öğrenmek istediğim tamamlanmıştı. Postaneye koştum. Telgrafımı yazmaya başladım.

Telgrafımda bugünlerde mühim kararların verileceğini tebaruz ettirmiştim. Ve Cumhuriyet ilan edilmesi ihtimalini bilhassa işaret ettim. Fakat düşündüm benim bu telgrafım gece yarısı İkdam’a varacak. İkdam’da gece sekreterliği yapan arkadaş belki bunu neşretmekten çekinecek, patronu uyandıramayacak Yazıişleri müdürünü bulamayacak ve ertesi güne talik edecek diye bir endişeye kapıldım. Mösyö Lazar’a Gazi Paşa’nın verdiği beyanattan bir iki canlı cümle kattım. “Bugün Viyanalı gazeteciyi kabul eden Gazi Paşa muhtelif mevzulara temas ederken ez cümle demiştir ki” diye beyanattan 5-10 satırı ekledim.

Yusuf Efendi’yi unutmam

Telgrafı Yusuf Efendi’ye verdim kelimeleri saymaya başladı. Hiç unutmam hâlâ gözümde canlanır. Yusuf Efendi Cumhuriyet kelimesine gözü takılınca gözlüğünü biraz oynattı, kalemi elinden bıraktı. Gişenin ufak deliğinden yüzüme bakmaya başladı. Bir şey söylemeye cesaret etmedi. Yani bir iftihar bir sual hayır hiçbir şey fakat ifadesinde hepsi vardı bunların sonra anladı ki ben bunları düşünerek, bilerek kâğıda döktüm kelimeleri saydı ve makbuzu hazırladı. O gün cebimde o telgrafın parasını ödeyecek kadar para yoktu. Bu Telgraf buradan 22 Eylül’de çekilmişti. Avusturyalı gazeteciyi Atatürk o gün kabul etmişti ve İkdam’ın 23 Eylül 1923 tarihli nüshasında bu haber intişar etmişti. Cumhuriyetin ilan edileceği haberini ilk defa veren gazeteci olarak mutluyum.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :