CUMHURİYETİ KURANLARIN VERDİKLERİ MÜCADELEYİ ANLAMAK İÇİN..GÜLDAL OKUDUCU YAZDI- ”DEVRİMİ BAŞLATAN BİTİRİR”

Ana Sayfa » GÜNCEL » CUMHURİYETİ KURANLARIN VERDİKLERİ MÜCADELEYİ ANLAMAK İÇİN..GÜLDAL OKUDUCU YAZDI- ”DEVRİMİ BAŞLATAN BİTİRİR”

29.10.2020 - 10:19

Güldal Okuducu

Güldal Okuducu

yazarın tüm yazıları
CUMHURİYETİ KURANLARIN VERDİKLERİ MÜCADELEYİ ANLAMAK İÇİN..GÜLDAL OKUDUCU YAZDI- ”DEVRİMİ BAŞLATAN BİTİRİR”

 

 

”DEVRİMİ BAŞLATAN BİTİRİR”

 

Koridorlar insan almıyor…

Giriş, kilit gibi… Bahçe, hınca hınç…

İstasyon caddesinde iğne atılsa yere düşmeyecek…

O günün deyimiyle binlerce halk, sımsıcak yüreğiyle içerdekileri kucaklamış…

Gözler görsün görmesin Meclis kürsüsünde…

Kulaklar duysun duymasın, kürsüdeki fısıltının yankısına hazır…

Ve Yüce Meclis’in küçücük salonu, her zamanki doluluğuyla, kırkını henüz çıkmamış Fırka toplantısını kapatıp Meclis oturumunu açıyor…”

Başkan vekili İsmet Bey yerini alır ve Meclis’e ;“Anayasa Komisyonu, Anayasa değişikliği yapılmasıyla ilgili tasarının, öncelikle ve derhal görüşülmesini teklif ediyor” bilgisini verir.

İlk söz Mustafa Kemal’indir. Kürsüye çıkarak, Kanuni Esas-i’de yapılan değişiklikleri içeren taslağı sunar.

Teklifin niteliği anlaşıldıktan sonra tartışmalar başlar…

Abdurrahman Şeref Bey’in sözleri toplantıyı noktalar:

“… Hükümet şekillerinin teker teker sayılmasına gerek yoktur. Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur… Kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin…”

Saat 18.00’de, Kanun teklifi Anayasa Komisyonu tarafından, incelenip, tutanağı hazırlanır.

“Kabul” sesleri arasında tutanak okunur.

“Türkiye Devleti’nin şekl-i hükümeti cumhuriyettir”

Kabul…

Kabul…

Oy birliğiyle kabul…

“Yaşasın Cumhuriyet” sesleriyle alkışlanan konuşmalarla, teklif kabul edilir. Ardından Mustafa Kemal gizli oyla ve katılan 158 üyenin, 158 oyuyla Cumhurbaşkanı seçilir. Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk hükümetini kurmak üzere İsmet Paşa’ya görev verilirken, Meclis Başkanlığı’na da Fethi Bey seçilir.

Meclis patlar…

Ankara patlar…

Ve Türkiye Edirne’den Ardahan’a kadar 101 pare topla birlikte gürler!

Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Mustafa Kemal!

 

Erol Toy Meclisler ve Partiler kitabında böyle anlatır cumhuriyetin ilanını.

Kurtuluş destanını yazanlar kuruluşa da imza atmış, 29 Ekim 1923 günü, Halk Fırkası Mustafa Kemal’in önderliğinde yeni bir tarihi başlatmıştır. Bundan sonra; uluslaşma, aydınlanma, laikleşme, çağdaşlaşma el ele yürüyecek, emsalsiz bir savaşı kazananlar emsalsiz Türk Devrimini yaratacaktır.

 

 

*

 

Dünyayla yaptığı meydan savaşının ardından, yeni bir ulus devletin tarih sahnesinde yer alışının ilan edildiği 29 Ekim’in öncesine gitmek istiyorum. Birkaç örnek, cumhuriyetimizin kuruluş zorluklarının yanı sıra, Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyet karşıtlarının-düşmanlarının hangi köklerden geldikleri konusunda hatırlatıcı olacaktır.

 

 

 

Tarih 1922’nin Aralık ayıdır. Mustafa Kemal’e muhalefet yapan grup, yeni seçimlere yönelik olarak, Mustafa Kemal’i Meclis dışında bırakmayı amaçlayan bir kanun teklifi verir.

 

Teklifin 14.maddesi; “’Büyük Millet Meclisi’ne üye seçilebilmek için Türkiye’nin bugünkü sınırları içindeki mahaller ahalisinden olmak zorunludur. Veya daire-i intihabiye dâhilinde mütemekkin olmak zorunludur. Ondan sonra göçle gelenlerden Türk ve Kürtler iskân tarihinden itibaren beş sene geçmişse seçilebilirler” demektedir.

 

Mustafa Kemal bu tasarıya tepki gösterir: “Benim doğum yerim bugünkü sınırların dışında kalmıştı. Herhangi bir seçim bölgesinde de 5 yıl oturmadım. Bu nedenle bu önerinin beni ilgilendirdiğini belirterek söz istedim” diye başlayan bölümde Nutuk’ta da dile getirir: “Ben sanıyordum ki bu çalışmalarımdan dolayı ulusumun sevgisini kazandım. Yurttaşlık haklarından yoksun bırakılacağım hiç aklıma gelmezdi. Dış düşmanlar canıma kıyarak beni yurdumdaki işimden ayırmaya çalışacaklar. Ama hiçbir zaman düşünüp düşleyemezdim ki, yüce mecliste iki üç kişi bile olsa aynı düşüncede bulunabilsin”

 

Bugünkü Atatürk düşmanlığının dayanaklarının, akıl ve vicdan yoksunluğunun ve köhnemiş-gerici bir düzene bağlılığın boyutlarının anlaşılabilmesi için bu bölüm bütünüyle Nutuk’tan okunmalı.

 

*

 

1923’ün 2 Ekiminde, Dolmabahçe Alanı’nda Türk bayrağını selamlayan işgal güçlerinin, gemilerine binip İstanbul’u terk edişiyle, başkentin neresi olacağı tartışmaları hız kazanmıştır. Daha Nisan ayında, İttihatçılar İttihat ve Terakki’nin geleceğini tartışmak amacıyla yaptıkları iki günlük toplantıdan sonra; Halk Fırkasının “Dokuz Umde”sine karşılık dokuz maddelik bir program belirlemiştir.  Bu programda İstanbul’un başkent kalması gerektiği dile getirilmektedir. Ülkenin ağırlık merkezini Ankara’ya kaymakta olduğunu gören İstanbul basını harekete geçmiştir. Halk Fırkası Grubu da 9 Ekimde başkentin Ankara olmasını teklif eden önergeyi Meclise sunmuş, 13 Ekimde önerge oy çokluğuyla kabul edilmiş, bu olay hükümete yönelik şiddetli eleştirilere neden olmuştur. Lozan görüşmeleri öncesinde ortaya çıkan görüş ayrılıkları, Ankara’nın başkent ilan edilişine verilen tepkiler, bu konular etrafında yaşanan çatışmalar derinlemesine incelendiğinde, karşı devrim saflarının değerlendirmesini daha geniş bir bakış açısıyla yapmak olanaklı olacaktır.

 

*

 

Bu süreçte, İçişleri Bakanlığını da yöneten Fethi Bey bu görevi bırakmış, Ali Fuat Bey de TBMM ikinci başkanlığından ayrılarak ordudaki görevine dönmüştür. Üç ay önce Halk Fırkasının ilkelerini, 9 Umde’yi kabul ederek seçilen milletvekillerinin başlattığı muhalefet, TBMM ikinci başkanlığına Rauf Bey’in, İçişleri Bakanlığı’na da Sabit Bey’in seçilmesi kararını aldırmayı başarmıştır. Bu seçimleri doğru bulmayan Mustafa Kemal’in isteği üzerine de hükümet 27 Ekimde istifa etmiştir.

 

Bu milletvekilleri kimdir?

Birinci Meclis savaş boyunca ülkeyi yönetmiş, saltanatı kaldırmış, tartışmalı bir dönemin sonunda çalışamaz hale gelmiş veseçimlerin,1 Nisan 1922’de yenilenmesini talep eden 126 imzalı bir önergeyi Meclise vermiştir. Aday seçimleri bu koşullarda titizlikle yapılmış, ARMHC başkanı olarak seçimle ilgili kurulun başkanı olan Mustafa Kemal, 8 Nisanda seçim kararının nedenlerini, ulusal egemenlik çerçevesinde siyasi bir teşkilatın kurulacağını, Meclisteki ARMHC’nin Halk Fırkası’na dönüşeceğini belirterek, 9 Umde’yi yayınlamıştır.72 seçim bölgesinden, 270 ARMHC adayı milletvekili seçilmiş, halk 9 Umde’yi kabul etmiş, yeni bir siyasal döneme geçişi onaylamıştır.  Meclisteki muhalefet, bu yöntemle seçilmiş milletvekilleri tarafından yapılmaktadır.

 

*

 

Mustafa Kemal’e göre ulusal egemenlik yolunda atılan adımların sonuna gelinmiştir. Sivas Kongresi’nde verilen, altına “zamanı değil, okunmasın” notunu düştüğü önergenin, Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’nin sözünü ettiği, kendisinin “vicdanında milli bir sır” olarak sakladığı rejimin zamanı gelmiştir.

 

28 Ekim günü akşam yemeğinde, yeni rejimin niteliğini “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz cümlesiyle ifade eden Mustafa Kemal, aynı gece İsmet Paşa’yla bir kanun tasarısı taslağı hazırlar. Bu tasarı ile hükümet şekli Cumhuriyet olacak, Cumhurbaşkanı Meclis tarafından seçilecek, Başbakan’ı T.B.M.M üyeleri arasından cumhurbaşkanı atayacak, Başbakan da bakanlar kurulunu oluşturacaktır. 29 Ekim 1923 günü saat 10.00’da Halk Fırkası Grubu toplanır. Saat 13.30’da da Mustafa Kemal kürsüye çıkarak gruba anayasada yapılacak değişiklikleri içeren taslağı sunar. Abdurrahman Şeref Bey’in sözleri, grubun toplantısını noktalar.

 

… Hükümet biçimlerinin teker teker sayılmasına gerek yoktur. Egemenlik kayıtsız ve şartsız ulusundur… Kime sorarsanız sorunuz, bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin…

 

Amasya Genelgesi ile başlayıp Erzurum, Sivas Kongrelerine ulaşan, Misakı Milli’nin kabulü, TBMM’nin kuruluşu, Halkçılık Programı, 1921 Anayasası’nın kabulü, saltanatın kaldırılması aşamalarını içeren tarihi bir sürecin sonuna gelinmiştir.

 

İzleyen günlerde İstanbul basını büyük bir tartışma başlatır. 1 Kasımda Rauf Bey, Vakit ve Tevhidi Efkâr gazetelerine “cumhuriyetin ilan biçimini” eleştiren bir demeç verir. Basında; “Cumhuriyet yönetimiyle gerçek ihtiyaçların tatmin edilmiş olacağını zannetmek büyük hata olur”, “Efendiler, devletin adını taktınız, işleri de düzeltebilecek misiniz?”, Cumhuriyet bir tılsım değildir. Bundan sonra her işi kendiliğinden düzelecek, her derdin çaresi kendiliğinden bulunacak değildir” vb birçok yazı çıkar. Rauf Bey bu sorunu Meclise getirmek için girişimlerde bulunur. Halifeyi de ziyaret etmiş olan Rauf Bey, İsmet Paşa’dan; “Bir halife zihninden bu ülkenin kaderine karışmak hakkını geçirirse, o kafayı mutlaka koparacağız” karşılığını alır. Tartışmalar serttir. Rauf Bey fırka içinde kalarak yıkıcı faaliyetlerini sürdürecektir.

 

Aynı Rauf Orbay 1924’de, cumhuriyetin ilanı ve hilafetin kaldırılması dışında bir şeyin yapılmadığı günlerde “Devrimler bitmiştir, Devrim sözü sermayeyi ürkütüyor” diyecek, Mustafa Kemal’in en yakınındaki arkadaşları Rauf Orbay, Fethi Okyar, Refet Bele, Kazım Karabekir gibi arkadaşları devrimleri kavrayamayacak karşı çıkacaktır. Bu süreçler incelendiğinde, bugünlere bizi getirenin, taşeron dincilerin mafyatik tarikat ortaklığı olmadığını görmek kolay olacaktır.

 

Meclis içinde gerici muhalefetin arttığı günlerde 3 Mart 1925’de Parti Grubunda yaptığı konuşmasını  “Devrimi başlatan bitirir” cümlesiyle tamamlar.

 

Bir siyasi bilinç cumhuriyeti olan Türkiye’ye yapısal bir değişimi dayatan, sosyal yapısını, ekonomisini, hukukunu, huzurunu, barışını yok eden,  karar mekanizmalarını kuşatıp rejimi değiştiren, ulusal egemenliği yerle yeksan eden, eylem ve tasarruflarıyla devlet ve toplumu karşı karşıya getiren

Ilımlı İslamcılar, din kisvesi altında palazlanan taşeron sömürgenler cumhuriyeti yıktı-yıkıyor…

 

Devrimi başlatan ve tamamlamakla yükümlü olan güç nerede?

 

ABD, Büyük Britanya İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Rusya, Ermenistan ve Yunanistan’dan oluşan bir dünya gücüne karşı verilen antiemperyalist bir savaşın siyasal örgütü ve öncü gücü olan, devlet ve rejim kuran, laikliğin ve aydınlanma devrimlerinin önderi emsalsiz parti nerede?

 

Mustafa Kemal Atatürk diyor ki; “Devrimi başlatan bitirir!”

 

EN BÜYÜK BAYRAM BU BAYRAM HERKESE KUTLU OLSUN!

YAŞASIN CUMHURİYET!

YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK!

 

Güldal Okuducu

 

NOT:

1924’de Mustafa Kemal devrim anlayışını şöyle anlatıyor:

… Uysal bir halk kitlesi, Doğu geleneklerine bağlı kalmışsa, yanlış ve köstekleyici alışkanlıklar sonunda bir takım kuvvetlerin tekelci vesayeti altına sürüklenebiliyorsa… Bu kitle adına, milli iradeyi temsil eden aydınlar harekete geçerler, kitleyi çağdaş bir düzene kavuşturmak için, geri düzenle, batıl hurafelerle savaşırlar. Devrim yaparlar. Geri düzeni değiştirirler. Bunun için plebisite başvurulmaz. Bugün iki kere sekiz on altıdır. Bunu on kişi böyle dese, yüz kişi de on diye ısrar etse, yüz kişinin dediğini mi kabul edeceğiz…(Tarık Zafer Tunaya-Devrim Hareketleri İçinde Atatürk ve Atatürkçülük)

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :