4 Temmuz 2022 - Hoş geldiniz

DOÇ. DR. KURTULUŞ GEMİCİ YAZDI- ÇİN’İN BÜYÜMESİ EKSEN DEĞİŞTİRİRKEN (3)

Ana Sayfa » DÜNYA » DOÇ. DR. KURTULUŞ GEMİCİ YAZDI- ÇİN’İN BÜYÜMESİ EKSEN DEĞİŞTİRİRKEN (3)

Eklenme : 14.04.2022 - 11:28

DOÇ. DR. KURTULUŞ GEMİCİ YAZDI- ÇİN’İN BÜYÜMESİ EKSEN DEĞİŞTİRİRKEN (3)

 

 

Doç. Dr. Kurtuluş Gemici (*)

 

Çin’in yakın ve orta vadede büyümesi Ukrayna’nın uluslararası hukuku hiçe sayan işgali ve Şanghay’ın kapanması ile daha da çetrefil ve her dönemeçte başka bir tehlikenin kol gezdiği bir patikaya girdi. Bu yazı serisi bütün dünya için çok büyük önem taşıyan bu konuya, Çin’in nasıl büyümeye devam edebileceğine odaklanıyor. Yazı serisinin ana temasını kısa bir şekilde özetlemek mümkün. Artan belirsizliklere rağmen Çin son 40 yılda olduğu kadar hızlı olmasa da birçok gelişmekte olan ülkenin gıpta edeceği hızda büyüme kapasitesine sahip. Fakat Çin’in ekonomik kalkınmasının devamı kalkınma modelinin dönüşümünü gerektiriyor. Serinin üçüncü yazısı bu dönüşümün yapısal özelliklerine bir giriş sunacak.

Tarih bize kalkınma modellerinin ancak ve ancak onları besleyen ekonomik ve toplumsal dinamikler değiştiği zaman dönüştüğünü gösteriyor. Çin göz önüne alındığında bu ekonomik dönüşüm üretime ve yatırıma dayanan büyümenin yerini tüketime dayalı bir büyümeye bırakması demek. Böyle bir ekonomik dönüşüm ne üretimin ne de yatırımın ihmal edilmesi anlamına geliyor. Olması gereken üretimin ve yatırımın Çin ekonomisi içindeki payının küçülmesi ve niteliklerinin değişmesi. Çin’in ucuz işgücüne yaslanan üretim yerine katma değeri yüksek alanlarda üretime ağırlık vermesi gerekiyor. Aynı zamanda konut ve fiziki altyapı yatırımlarının payı küçülürken eğitim, sağlık ve hizmet sektörlerine yatırımların artması lazım. Bu ekonomik dönüşüm gerçekleşirken de iki farklı dengenin gözetilmesi gerekiyor: (1) yatırımın payının azalması ile istihdam üzerinde oluşacak baskının artan tüketimle karşılanması, (2) hâlihazırda gayrisafi millî hasılanın üç katını aşmış olan borç stokunun eritilmesi.

Bu yukarıda sıralanan kalemlerin birbiri ile çelişmeden gerçekleştirilmesi ilk bakışta imkânsız görünebilir. Fakat Çin’in bu adımları atmasını mümkün kılan bazı toplumsal ve siyasi özellikleri var.

Bu serinin daha önceki yazılarında Çin’in son 40 yıllık kalkınmasına dair en önemli sayılabilecek bir unsurun altı çizilmişti. Çin’in büyümesi yakın zamanda dünyanın başka hiçbir ülkesinde olmadığı kadar yatırıma dayalı bir şekilde gerçekleşti. Nasıl bu kadar yüksek bir yatırım oranının 40 yılı aşkın bir süre boyunca sürdürüldüğünü anlamak Çin’in bu dinamikleri nasıl değiştirebileceğini çözümlemenin de anahtarını sunuyor.

Çin yirminci yüzyılda kalkınmayı başaran Japonya ve Güney Kore örneklerinde olduğu gibi üretimde yaratılan yüksek katma değeri sistematik bir şekilde yatırıma yönelterek kalkındı. Yani seneler boyunca Çin ekonomisinde yaratılan gelirler hane halkı malvarlığına, tüketime ve ithalata değil fakat ağırlıklı olarak devlet kurumlarına, kamu iktisadi teşebbüslerine ve özel sektör şirketlerine transfer edildi.

Bu gelir transferi birçok mekanizma ile gerçekleşti. Fakat en önemli mekanizmalar ücretler, döviz kuru ve tasarruf faizleri olarak sıralanabilir. Bunlara 2008’den sonra konut-arsa piyasasının işleyişini de eklemek gerekli.

Mesela tasarruf faizlerini ele alalım. Çin’in kalkınmaya başladığı 1980’lerden günümüze kadar hane halkı tasarruflarını nemalandırmak için kısıtlı olanaklara sahip oldu. Mevduat faizleri hâlâ gayet düşük ve Çin borsalarının oynaklığı sıradan yatırımcı için hisse senetlerini riskli hale getiriyor. Çin’in sermaye hesabının kontrol altında olması ise bu tasarrufların Çin dışında daha yüksek gelir aramasını engelliyor. Sonuç olarak hane halkının bankalardaki tasarrufları Çin’in büyüme hızından çok daha düşük faizler ile nemalanmak zorunda. Fakat aynı tasarruflar tam da bu nedenle yine düşük sayılabilecek faizler ile kamu iktisadi teşebbüslerinin ve özel sektör yatırımlarının finansmanını sağlamakta. Yani hane halkı kaybettiği tasarruf gelirleri ile finansal sektör kârlarına katkı sağlamanın yanında hem kamu hem de özel sektör yatırımlarını finanse ediyor.

Bu finansal mekanizmanın önemi 2013 yılında faizlerin serbestleştirilmesi ile azalmaya başladı, fakat hâlâ bir oranda işlerliğini korumakta. Ayrıca bu finansal gelir transferinin ufak bir rakam olmadığının da altını çizmek lazım. Bir tahmin 2000 yılı ile 2013 yılı arasında faizlerin kontrolü ile yaratılan gelir transferinin senelik gayrisafi millî hasılanın %5’ine denk geldiği yönünde.

Finansal getirilerin düşük olması ise Çin hane halkının gelirlerin ciddi oranda tırmanışa geçtiği 2000’li yıllardan itibaren tasarruflarını emlak piyasasında değerlendirmesine yol açtı. Daha önceki yazılarda belirtildiği üzere emlak varlıklarının değeri özellikle 2010’larda müthiş bir şekilde arttı. Bu varlık değerlenmesinden bir kısım hane halkının yararlandığı muhakkak. Fakat hem konut hem de ticari emlak piyasasında oluşan kazançlarda aslan payı hane halkına değil, inşaat sektöründeki özel şirketlere ve en büyük oranda da arsa satışı yolu ile çok büyük oranda gelir kazanan yerel yönetimlere gitmiş durumda. Örnek vermek gerekirse bir araştırma büyük şehirlerde 2004 ve 2017 arasındaki arsa değeri artışını ortalama %685 gibi muazzam bir rakam olarak belirledi.

Bu gelir transferlerinin bir sonucu olarak Çin gayrisafi millî hasılasının içinde özel tüketimin oranı 1980’lerin sonundan beri gerilemekte ve son yıllarda biraz artmış olsa da halen %40 civarında seyrediyor. Bu rakam Türkiye’de zirve noktasını 2000 yılında %73 ile gördü ve son yıllarda %60’ın da altına inmiş durumda. ABD’de ise %70’e yaklaşıyor. Nereden bakarsanız bakın Çin’in rakamları dünya ekonomilerinin ortalamasının çok altında kalıyor.

Eğer Çin tüketime dayalı bir büyümeye geçecek ise bunun yolu tam da hane halkı gelirlerini kısıtlayan mekanizmaların tersine çevrilmesinden geçiyor. Yani gelir dağılımı konusunda kapsamlı bir dönüşüme ihtiyaç var. Bu dönüşümün gerekliliği Çin yönetimi tarafından da 15 sene öncesinde bile dile getirilen bir olgu. Fakat resmi bir politikaya dönüşmesi ancak son yıllarda gerçekleşti. Bu serinin bir sonraki yazıları “ortak refah” adı verilen bu politika konusuna eğilecek.

 

(*) Doçent Dr., Yüz Yetenek Programı

Sosyoloji ve İdari Bilimler Fakültesi, Zhejiang Üniversitesi

Hangzhou, Zhejiang

Çin Halk Cumhuriyeti

@kurtulus

kaynak: Dünya Gazetesi

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları