DR. ALİ TİGREL YAZDI- EKONOMİ NEREYE GİDİYOR?

Ana Sayfa » EKONOMİ » DR. ALİ TİGREL YAZDI- EKONOMİ NEREYE GİDİYOR?

28.01.2019 - 12:56

DR. ALİ TİGREL YAZDI- EKONOMİ NEREYE GİDİYOR?

 

 

 

EKONOMİ NEREYE GİDİYOR?

Dr. Ali Tigrel

 

 

 

 

2018 yılının Aralık ayı içinde yaptığım bir

değerlendirmede siyasi ağızlardan eksik olmayan

ekonomik krizi aşıyoruz”, “en kötüsü geride kaldı”, “ hızla

iyiye gidiyoruz” gibi söylemlerin pek de anlam taşımadığını

belirtmiş ve özellikle şu hususlara dikkat çekmiştim:

  • Ekonomik krizin ticari hayata etkileri durumum pek de

iç açıcı olmadığını göstermektedir. Türkiye Bankalar

Birliği (TBB) Risk Merkezinin verilerine göre 2018

yılının ilk 11 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre

bankalara ibraz edilen çekler ile karşılıksız çeklerin

sayıları ve miktarlarında, karşılıksız çeklerin ibraz

edilen çeklere oranında ve nihayet batık kredilerde

endişe verici artışlar göze çarpmaktadır.

  • Bloomberg’in yaptığı bir araştırmaya göre, Borsa

İstanbul’da BİST 100’deki şirketlerle MSCI Gelişen

Piyasalar Endeksi’ndeki şirketler arasındaki “borç/öz

sermaye oranı” farkı 2007 yılı sonrası en yüksek

değerine ulaşmıştır. Oran, Türk şirketler için yüzde

180’i bulurken MSCI Gelişen Piyasalar Endeksi’ndeki

şirketler için yaklaşık yüzde 100 seviyesinde kalmıştır.

TL’nin ciddi değer kaybı yanı sıra ticari kredi

faizlerinin aşırı yükselmesinin borçluluk oranlarındaki

bu ciddi bozulmanın arkasındaki temel dinamik

olduğu açıktır. Durumun bankacılık sektörü için de bir

risk yarattığını düşünmek gerekir. Takipteki kredi

oranının artış trendine girmesi ve önümüzdeki aylarda

artış hızının daha da yükseleceği beklentisi tedirginlik

yaratmaktadır.

  • Son yıllarda ekonominin itici gücü konumuna yükselen

inşaat sektöründe ciddi sıkıntı vardır. Konkordatolar

artarken satışlar ve yapı ruhsatları dip yapmış

durumdadır. Sektörde ciddi kur zararı bulunmaktadır.

Demir fiyatları aşırı yükselmiştir. İnşaat maliyetini bile

kurtarmayacak fiyatlara konut satıldığı ifade

edilmektedir.

  • Müteahhitlerin devlet garantili kredi borcu önemli bir

sorun niteliği kazanmıştır. Devlet, kamu-özel iş birliği

(KÖİ) yöntemiyle yapılan bu tür projelerde

müteahhitlere garanti paralarını dövizle ödemektedir.

Burada milyarlarca dolar kredi borcu söz konusudur.

Müteahhitler borçlarını ödeyemezse bunlar devletin

üzerinde kalacaktır.

  • İstihdam arayışında olmayan işsizleri de kapsayan

gerçek işsizlik oranı yüzde 18 olarak hesaplanmaktadır.

İşgücü piyasasına katılmayan ancak eğitim ve istihdam

arayışında olmayan atıl gençlerin oranının ise yüzde

29’a yaklaştığı anlaşılmaktadır.

  • Türkiye ekonomisi bir bütün olarak mevcut işgücü

potansiyelini değerlendirememektedir. İşsizlik oranı

artmaktadır. Ülkemize göç eden ve sayıları 4 milyona

yaklaşan Suriyeli nüfus içindeki belli bir bölümün de

işgücü piyasasına etkileri dikkate alınacak olursa ciddi

bir sosyal sorunla karşı karşıya olduğumuz izahtan

varestedir.

  • Reel ekonomideki öncü göstergeler ekonomide oldukça

sert bir inişin yaşanmakta olduğuna ve söz konusu

daralmanın daha da hızlanabileceğine işaret

etmektedir.

  • Elimizdeki veriler ışığında söyleyebiliriz ki ekonomideki

genel gidiş finans piyasalarındaki gidişle

örtüşmemektedir. Sanayi üretimi gerilerken işsizlik ve

enflasyon artmaktadır. Talep daralmasına bağlı cari

açık düşüşünü ise tek başına değil sanayi üretimindeki

düşüş ile birlikte değerlendirmek gerekir. Bu ise olumsuz

bir gidişin, bir başka deyişle de ciddi bir ekonomik

büyüme düşüşünün habercisidir.

  • Eğer asıl amaç istihdam ve refahın adil paylaşımı ise

ekonomik gidişatın uzun vadeli üretim ve paylaşım

açısından değerlendirilmesi iktisat ilminin vazgeçilmez

şartıdır. Bu bağlamda maliye politikası büyük önem

taşımaktadır. Diyebiliriz ki ekonomik gidişatı

değerlendirirken en başta bakılması gereken gösterge

bütçenin durumudur. Ne var ki, içinde bulunduğumuz

durumda açıkça görülmektedir ki koskoca TBMM

“bütçe hakkını” kullanamamaktadır. Velhasıl,

demokrasi hakkının ve maliye politikasının ciddi

sorunları olduğu açıktır.

  • Görünen o ki, biraz da yaklaşmakta olan mahalli

seçimler bağlantılı kaygılarla, aslında derinleşmekte

olan kriz sanki aşılmış gibi gösterilmeye çalışılırken

kapsamlı ve iktisat teorisi ile çelişmeyen bir program

uygulamak yerine, kaynağı belirsiz döviz girişleri ve

Merkez Bankası imkanlarına dayanılarak zaman

kazanma uğraşı verilmektedir. Bu da özellikle mahalli

seçimler sonrası dönemle ilgili endişelerimizi

arttırmaktadır.

Yukarıda genel hatları ile ve çok özet olarak ifade etmeye

çalıştığım hususlardan sonra şimdi de fazla ayrıntıya

girmeden gerek küresel ekonomi gerekse de Türkiye

ekonomisi için 2019 yılı ile ilgili beklentilerimi belirtmek

istiyorum.

Küresel Ekonomi:

  • Değişik veri tabanlarının değerlendirilmesi, 2019

yılında küresel ekonomide büyümenin yavaşlayarak

yüzde 3 civarında olacağına, enflasyonun 2018 yılına

göre pek değişmeyerek yüzde 2 dolaylarında

kalacağına, parasal sıkılaşmanın süreceğine,

finansmanın sınırlı ve pahalı olacağına ve ticaretin

gelişme hızında hissedilir bir yavaşlama olacağına

işaret ediyor. Büyüme hızı gelişmiş ülkelerde yüzde 2

civarında, gelişen ülkelerde ise yüzde 4.5 düzeyinde

olacak gibi gözüküyor. Tüketici fiyatlarındaki artışlar,

gelişmiş ülkelerde yüzde 1.8, gelişen ülkelerde yüzde

4.8 civarında tahmin ediliyor.

  • Küresel para politikalarına gelince, ABD Merkez

Bankası FED’in parasal sıkılaşma politikasının

süreceği, faiz artışlarına sınırlı ölçüde devam edileceği

ve bilanço küçültmesinin süreceği; Avrupa Merkez

Bankasının ise parasal normalleşmeyi hedef alarak

negatif faizden çıkacağını ve bilanço genişleme sürecini

sonlandıracağı anlaşılıyor.

  • Euro/Dolar paritesi 1.15 civarında dar bir marjda

kalacağa benziyor. 2018 yılı sonunda 50 Dolar/varil

düzeyine gerileyen petrol fiyatlarının daha da düşmesi

olası. Bunda ABD’nin kaya petrolü üretiminde sağladığı

büyük artışların etkisi var. Emtia fiyatlarında belli bir

durağanlık göze çarpıyor.

  • Riskler olarak en başta göze çarpanları ise Trump

yönetiminin tek taraflı kararlarını, küresel mali

piyasalarda dalgalanmayı, ticari korumacılığın

yaygınlaşmasını, Brexit etkilerini ve nihayet, İran ve

Suriye esaslı jeopolitik riskleri gösterebiliriz.

Türkiye Ekonomisi

  • Yeni Ekonomik Program (YEP) 2019 yılı için büyüme

hedefini yüzde 2.3 olarak veriyor ve ekonomide

dengelenmeyi amaçlıyor. Değişik kuruluşların büyüme

tahminleri ise geniş sayılabilecek bir yelpazede

bulunuyor. 0-1 ve 0-(-2) aralığında olan tahminler var.

TCMB beklenti anketi 1.8 veriyor. Son veriler ışığında

ben şahsen yüzde 0.5 civarında bir daralma bekliyorum.

  • Dengelenme politikalarına gelince, bana göre bunlar için

koşulların uygun olduğunu söylemek zor. Çünkü 2018-

2019 döneminde reel sektördeki maliyet artışları yüzde

30-40 aralığına yükseldi. Asgari ücretteki artış yüzde

26.1 oldu. TL kredi faiz oranları yüzde 30’a dayandı.

Reel sektör borçluluğunun GSMH’ya oranı yüzde 78-

80 aralığına yükseldi. Reel sektörün geri dönmeyen ve

takipteki alacaklarının toplam krediler içindeki payı

yüzde 17’ye ulaştı. İç satışlarda yüzde 20-25 arasında

küçülme bildirilirken yurtdışı borçlanma çok zorlaştı.

  • Bana göre önümüzde iki temel senaryo bulunuyor.

Bunların birincisi YEP’in sürdürülmesi ve gerektiğinde

reel kesim ve bankalara destek verilmesi. İkincisi ise

ekonomik sıkıntıların derinleşmesi ve bankacılık

sektörünü etkilemesi. Birinci senaryonun gerçekleşmesi

olasılığı biraz daha fazla ama ikinci senaryonun da göz

ardı edilmemesi lazım. Ekonomik büyüme, yıl sonu

TÜFE, ortalama dolar kuru ve kredi faiz oranları gibi

parametreler senaryoların gerçekleşme durumuna göre

değişkenlik gösterecek.

  • Birinci senaryoya iyimser, ikinciye de kötümser dersek,

iyimser senaryoda ekonomik büyümenin yüzde 0-(-1)

aralığında, yıl sonu TÜFE’nin yüzde 16-18, ortalama

dolar kurunun 6.0, yıl sonu kredi faizlerinin de yüzde

20 civarında olabileceğini düşünebiliriz. İkinci

senaryoda ise ekonomik daralmanın yüzde 4’ü

bulabileceği, yıl sonu TÜFE’nin yüzde 25’i

zorlayabileceğini, ortalama dolar kurunun 7’ye

ulaşabileceğini ve yıl sonu kredi faiz oranlarının yüzde

30’u aşabileceğini beklemek lazım.

  • YEP cari işlem açığının GSMH’ya oranını yüzde 3.3

olarak veriyor. Benim kanaatim bu oran daha düşük

olacak, çünkü ekonomide büyüme değil az bile olsa

daralma bekliyorum. Bu oranın yüzde 1.5 civarına

düşmesi kuvvetle muhtemel bence. Düşük gitmesi

beklenen petrol fiyatlarının olumlu etkisi olacak gibi

gözüküyor.

  • Hazine’nin açıkladığı finansman programına göre 2019

yılı faiz ödemeleri 107 milyar TL olacak. Bu ciddi bir

düzey. 2018 yılı faiz harcamalarından yüzde 51 daha

fazla. Şunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim. Ağustos

2018 sonrası dönemde iç borçlanmada ortalama vade 3

yıla kadar gerilemiş durumda. Ortalama maliyet ise

yüzde 18’i buluyor. Buradan çıkan sonuç çok net:

Önümüzdeki dönemde bir yandan vadelerin kısalması

diğer yandan da faizlerin yükselmesi nedeniyle faiz

harcamalarının artması kaçınılmaz olacak. Bu da başka

bir sıkıntı kaynağı oluşturuyor.

  • Yıl sonu verileri henüz yayımlanmadı. Ancak, Ekim ayı

rakamlarından yola çıkarak Türkiye’nin dış borç

stokunun milli gelire oranının 2018 yılı sonu itibariyle

yüzde 60’a yaklaştığını hesaplayabiliyoruz. Bu çok

ciddi bir düzey. Son 30 yıllık dönemin reel dış borç stoku

rekorunu kırıyor. Borcun gelire oranı bu seviyelere

çıkınca geri ödenmesi de zorlaşıyor. Bu borçların

yaklaşık üçte ikisi de özel kesime ait.

  • Görünen o ki artık kamunun borcu az özel sektör aşırı

borçlu söylemi artık anlamını yitirmeye başladı.

Hazine’nin resmi rakamları kamunun eline ne geçse

yiyip bitirdiğini, şu anda da elindeki imkanları

belediyeleri seçimde elde tutmak için harcadığını

gösteriyor. Bu arada Merkez Bankası’nın, KİT’lerin

genel kurulları öne çekiliyor ve geçen yılın karlarının

acilen Hazine’ye devredilmesi kararları alınıyor. Geçen

hafta ise vatandaşımıza yüzde 4 faizle dolar tahvili

satmaya çalışan Hazine yurtdışından yüzde 7.68 faizle

2 milyar dolar borçlanıyor. Gülelim mi ağlayalım mı

bilemiyorum.

  • Tüm bu gelişmeler YEP’de öngörülen hedeflere

ulaşılmasının çok zor olduğuna işaret ediyor.

SONUÇ:

Ocak ayı içinde açıklanan vatandaşa müjde şeklinde

açıklanan yeni vaatlere bakıp bunların finansmanı ile

ilgili soru işaretleri kafamı kurcalarken şu uyarıyı bir kez

daha yapma ihtiyacını hissediyorum:

Ülkemizin içinde bulunduğu çok boyutlu kriz ortamı

Şark usulü popülist yöntemlerle geçiştirilebilecek bir

sorun değildir. Kapsamlı, tutarlı, piyasaları

rahatlatabilecek ve uluslararası yatırımcılara güven

verebilecek, olumsuz beklentileri olumluya dönüştürecek

bir programın kararlılıkla uygulanması gerekir. Bu da

yetmez; böyle bir programın dengeli bir dış politika ve

bağımsızlığı konusunda kuşku duyulmayacak bir yargı ile

desteklenmesi gerekir. Temennim bu noktaya

gelinmesidir. Aksi takdirde karşı karşıya olduğumuz

risklerin büyümesi kaçınılmazdır.

Açıkçası, 2019 yılı zor bir yıl olacaktır. Enflasyon, iç

piyasadaki daralma, yüksek faiz, giderek artan belirsizlik

ve jeopolitik riskler, artış eğilimine giren işsizlik, vadesi

yaklaşan dış borç ödemeleri ve seçim odaklı aşırı popülist

kararlar gibi konulara baktığımda iyimser olabilecek bir

noktada olmadığımızı görüyorum.

Velhasıl, seçim sonrası dönem için endişelerim artıyor.

Keşke Türkiye’yi yöneten siyasetçiler gelecek seçimlerden

çok gelecek nesillerin refah ve mutluluğunu

düşünebilselerdi.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :