DR.ALİ TİGREL YAZDI- NİÇİN ADALET?

Ana Sayfa » GÜNCEL » DR.ALİ TİGREL YAZDI- NİÇİN ADALET?

27.09.2019 - 21:02

DR.ALİ TİGREL YAZDI- NİÇİN ADALET?

 

Yukarıdaki başlığı neden bu yazının başlığı olarak seçtiğimi yazının sonunda göreceksiniz.

Önce bir hikaye ile başlayalım.

X ülkesinin bir hukuk fakültesinde profesör derse girer ve öğrenciye adını sorar. Öğrenci, “Ali” diye cevap verir.
Profesör bir anda, “Defol bu sınıftan, bir daha asla dersime gelme” der. Neye uğradığını şaşıran Ali sınıfı terk eder. Bu arada bütün öğrenciler büyük bir şaşkınlık içindedir. Herkes ne olduğunu anlamak için beklemektedir. Fakat sınıfta tek bir ses bile çıkmaz. Profesör, sınıftaki sessizlik içinde ileri geri yavaş yavaş dolaşmaya başlar. Göz temasından kaçınan öğrencileri şöyle biraz süzer ve “Kanunlar ne için vardır?” diye sorarak derse başlar. Birçok cevap gelir bu soruya. Bir öğrenci, düzeni korumak; diğeri, toplumda yaşayan bireylerin hak ve hürriyetini sağlamak; öbürü, yaşam haklarını idame ettirmek; bir başkası, devlete güveni ve o devletin saygın bir vatandaşı olunduğunu göstermek; bir diğeri, her yerde hakkını yasalar çerçevesinde arayacağını bilmek ve devletin vatandaşına haklarını nasıl arayacağını göstermesi için diye cevap verir.

Tüm bu yanıtları dinleyen Profesör, “Başka?” diye yeniden sorar.

Bir başka öğrenci, “Adalet için” diye cevap verir.

Profesör, bu son yanıtı veren öğrenciyi “İşte aradığım cevap bu” dercesine parmağı ile işaret ederek “Peki, az önce
arkadaşınıza adaletsiz davrandım mı?” diye sorar. Tüm sınıf, “Evet hocam” diyerek cevap verir. Bunun üzerine profesör, sınıf kapısını açar ve dışarıdaki öğrencisini içeri alır. Kendisine teşekkür ederek yeringeçebileceğini söyler. Bu noktada, bütün sınıf profesörün belli bir senaryo içinde oyun oynadığının farkına varmıştır. Fakat profesör, henüz son sözlerini söylememiştir.

“Peki, madem böylesine bir adaletsizliğe hepiniz şahit oldunuz da neden tepki göstermediniz” der. “Niçin bir
açıklama istemediniz ve arkadaşınızın hakkını savunmadınız?” diye devam eder.

Sınıfta çıt çıkmaz.

,Profesör devam eder.

“Bakın sevgili arkadaşlar, bu olaydan hepinizin çıkarması gereken bir ders var. Size saatlerce konuşsam belki de
anlatamazdım” der ve arkasından son sözlerini söyleyip dersi bitirir.

“Asla bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetinde olmayın. O yılan bir gün mutlaka sizi de sokacaktır.
Adaletsizliğe şahit olup göz yuman insanlar haysiyet ve onurlarını kaybetmeye mahkumdur. Bir şahsa karşı yapılan haksızlık, herkese karşı yapılmış bir tehditten başka bir şey değildir.”

Değerli okuyucularım, bu hikayeyi adaletin ve adaletin var olduğu duygusunun bir toplum için yaşamsal derecede
önemli olduğunu vurgulamak için aktardım. Ancak üzülerek ifade etmem gerekir ki son yıllarda ve giderek artan ölçüde hukuksuzluklara, adaletsizliklere ve çelişkil yargı kararlarına şahit oluyoruz. Bunlar toplumumuzun
temel taşlarının başında gelen adalet hissini yaralıyor, huzurumuzu bozuyor, birlik ve beraberliğimizi tehdit eden
bir unsur haline geliyor.

Bu noktada somut bir örnek vereyim.

Geçen hafta içinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Cumhuriyet gazetesi çalışanları hakkında İstanbul 27. Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından FETÖ’ye yardım suçundan verile mahkumiyet kararını bozdu ve sanıklar hakkında beraat
kararı verilmesi gerektiğine hükmetti. İlk bakışta olabilir diyebilirsiniz. Ama bozma kararının gerekçesini okuduğunuz zaman yargı adına üzülmemek mümkün değil.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, aslında yeni bir şey söylemiyor.

Sadece, milli ve evrensel, yazılı olan veya olmayan hukuk kurallarını ve yasa maddelerini hatırlatıyor. Şahsen,
Cumhuriyet çalışanları hakkında mahkumiyet kararı veren ve bu kararları bozularak belki de rencide olan
İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin, bozma kararının gerekçelerinde açıklanan hukuki görüşleri ve
kuralları bilmediklerini düşünmek bile istemiyorum. Pekinasıl böylesine hatalı kararlar verebiliyorlar?
Hukukçu değilim ama değer verdiğim bir hukukçunun görüşleri aynen şöyle:

“Bize göre kararı bozulan yerel mahkeme hakimlerinin eksik yanları; hakimlik mesleğinin kutsallığını, hakimliğin
cesaret ve dürüstlük istediğini, birilerinin istediği kararın değil yasaların emrettiği kararın verilmesi gerektiğini,
kimsenin emir kulu olunmayacağını, yargının her koşula rağmen bağımsız ve tarafsız olmasının gerektiğini, sadece ve sadece Türk milleti adına karar verilebileceğini göz ardı etmeleridir. En başta hakimler olmak üzere, her meslek erbabı; işini, bedeli ne olursa olsun, korkmadan, namuslu ve cesur bir şekilde yasalara ve hukuka uygun yapmalıdır.”

Yargıtay’ın, yerel mahkemenin hukuka uygun olmayan kararını bozması doğrudur ama yeterli değildir. Olması
gereken mahkeme kararlarının, toplumun adalet hissini zedelemeden, yasalara ve hukuka uygun olarak
verilmesidir. Bu yapılamadığı takdirde toplumun adalete güveni sarsılır. Bu ise çok ciddi bir olaydır. Adalete güvensizlik toplumsal huzuru bozar ve en sonunda toplumun birlik ve beraberliğini tehdit eden bir beka sorununa dönüşebilir. Bence, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını teminat altına alacak, evrensel hukuk kurallarıyla çelişmeyen bir yargı reformunun ivedilikle yürürlüğe konulması ve dürüstçe uygulanması, içinde bulunduğumuz koşullarda yaşamsal önem taşımaktadır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :