DR. ALİ TİGREL YAZDI- ŞEHİR HASTANELERİ BİR KARA DELİK Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » DR. ALİ TİGREL YAZDI- ŞEHİR HASTANELERİ BİR KARA DELİK Mİ?

02.05.2020 - 8:18

Dr. Ali Tigrel

Dr. Ali Tigrel

yazarın tüm yazıları
DR. ALİ TİGREL YAZDI- ŞEHİR HASTANELERİ BİR KARA DELİK Mİ?

 

Egemen Siyasetin çok övündüğü şehir hastanelerinin aslında bir kara delik oluşturduğu iddiaları var.

CHP’nin Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi üzerinden elde ettiği verilerle yaptığı bir çalışma (2019), KÖİ Modeli ile kurulacak 30 şehir hastanesinin toplam hizmet ve kira bedeliyle 25 yılda kamuya getireceği yükün 142.4 milyar dolar olacağını ortaya koyuyor. Çalışmaya göre, bir şehir hastanesinin toplam maliyetiyle 1200 yatak kapasiteli 29 hastane yapılabiliyor.

Eğer söz konusu çalışmanın vardığı sonuç gerçekten doğruysa şehir hastanelerinin bir kara delik oluşturduğunu iddia etmek abartılı olmaktan çıkıyor.

Sağlık Bakanı Sn. Fahrettin Koca’nın 2020 yılı bütçesi görüşmeleri kapsamında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 6 bin 100 yatak kapasiteli üç şehir hastanesinin kamu özel işbirliği (KÖİ) modeli ile değil, genel bütçe kaynaklarıyla yapılması için ihaleye çıkıldığını belirtmesi de bence ilginçti. Çünkü, iktidar kanadında söz konusu hastanelerin KÖİ modeli ile yapılmasının rantabl olmadığı görüşünün oluştuğuna işaret ediyordu. Nitekim, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu, bir açıklama yaparak Türk Tabipler Birliği’nin işin başından beri KÖİ modeline karşı olduğunu, bu modelin ülkeye büyük bir yük getireceğini, fakat KÖİ modelinden vazgeçilmesinin yeterli olmayacağını, mevcut tüm şehir hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Buradan çıkan sonuç şu: İktidarın KÖİ Modeli ile şehir hastanelerinin kurulması projesi baştan sakattı.

Şehir hastaneleri konusunda epeyi inceleme yaptım ve bu yatırımları bir mühendis ekonomist gözüyle değerlendirmeye çalıştım. Bu arada bazı uzman doktorların görüşlerinden de yararlandım. Vardığım sonuçları kısaca şöyle özetleyebilirim:

  • Bu projeleri yerli ve milli olarak değerlendirmek çok zordur.
  • Hastaneler gün yüzüne çıkınca ve işletmeye alındıkça bunların, ithal projelerle ve optimal kapasite kavramı ile bağdaşmayan bir tüccar anlayışı ile yapıldığı daha iyi anlaşılıyor.
  • 1980’lerde İngilizlerin, maksada uygun olmadıklarını, sağlık hizmetlerini daha da zorlaştırdıklarını görüp tamamen terk ettikleri bu projeleri kim, nasıl ve hangi gerekçelerle ülkemize ithal etti ve başlattı? Bunu bilemiyoruz çünkü milyarların harcandığı bu projelerin her şeyi ticari sır olarak gösteriliyor.
  • Finansmanı yabancı kredilerle sağlanmış, KÖİ modeli ile inşa edilen bu hastanelerde, devlet ile şirketlerin ihtilafa düştükleri durumlarda kendi hukukumuz yerine uluslararası ticari hukuk hükümlerinin uygulanacağı söyleniyor. Akla zarar bir durum.
  • 25 yıllık sözleşme sürelerinin sonuna kadar Devletimize büyük bir yük getirecek bu projelerle ile ilgili olarak gerçekten çok yüksek meblağları şirketlere ve yabancı kredi kuruluşlarına ödemek, bağlayıcı sözleşmelere imza atmak “yeni kapitülasyonlar mı geliyor” diyenleri haklı çıkarıyor.
  • Devleti büyük zararlara sokacak böylesine büyük hastaneler kurmak çok mu gerekliydi? Bu sorunun cevabı, “kesinlikle hayır” olarak gözüküyor.
  • Birkaç yıl önce hizmete sokulmuş, çok yeni ve modern hastaneler dahil, onlarca hastane kapatıldı. Personeli ile birlikte şehir hastanelerine taşındı. Devlet imkanlarıyla alınan bir sürü tıbbi cihaz, alet edevat ve hastane mefruşatı çürümeye terkedildi. Çünkü bu malzemeler yeni hastanelere taşınamıyordu.
  • Şehir hastanelerinin devasa kampüslerinin şehrin içinde bir yere yapılması mümkün değildi. Vatandaşın nasıl ulaşacağı hesaba katılmadan, şehirlerin dışında inşa edildiler. Sanki buralara hasta insanlar değil, üniversite öğrencileri gibi, genç ve sağlıklı insanlar gidecekti.
  • Hasta bir şekilde hastaneye ulaştı diyelim. Hizmet alacağı birimi bulup muayene sırasına girene kadar akla karayı seçiyor. Yüzlerce metre, bazen birkaç kilometre yürümek zorunda kalıyor. İlgili birimi bulana kadar kırk kişiye sorması gerekiyor. Nihayet kan ter içinde hekimle buluşan hastanın işi burada da bitmiyor. Daha tetkiki var, röntgeni var, müdahale gerektiren bir işlem varsa o birimi bulmak var.
  • Sağlık hizmetleri, Bakanlık personeli tarafından, temizlik, yemek, çamaşır, güvenlik, kantin gibi ticari ve sosyal tesisler ve taşıma hizmetleri şirket tarafından veriliyor.
  • Sağlık hizmetleri gibi sıklıkla acil müdahaleyi gerektiren durumlarda diğer hastanelerde hastayı ameliyathaneye gönderme süresi azami 10 dakika iken, şehir hastanelerinde bu sürenin ortalama 20-25 dakika olduğu söyleniyor. Tabii bu arada doktorun uygun ortamda müdahalesini yapabilmesi için hastanın hayati tehlikeye girmediğini temenni etmek gerek.
  • Bütün bu ve benzeri hizmetleri şirket, hastaneye fatura ediyor ve hatırı sayılı paralar kazanıyor.
  • Hastaların mecbur kalmadıkça şehir hastanelerine gitmek istemedikleri anlaşılıyor.
  • Sağlık Bakanlığı’nın şehir hastaneleri projelerinden vazgeçmesi gerektiğini düşünüyorum. Hukuk müsaade ediyorsa mevcutlar bakanlığa devredilmeli, inşası devam edenler revize edilerek tesisler küçültülmeli ve devlet tarafından satın alınmalıdır. Dünya artık kolay işletilebilir, ulaşımı kolay hastanelere dönmüşken bizim, alemin vaz geçtiği, terk ettiği bu devasa hastanelerde ısrar etmemizin akılla ve bilimle bağdaşır bir tarafı olmadığı anlaşılmaktadır.

Görülen o ki KÖİ modeliyle yapılan şehir hastaneleri doğuştan hatalı bir proje anlayışının ürünleri.

Umarım Sağlık Bakanlığı aklın yoluna döner.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :