23 Mayıs 2022 - Hoş geldiniz

DR. GÜNGÖR GÜNDÜZ YAZDI- UKRAYNA SORUNU BAĞLAMINDA RUSYA VE ABD İMPARATORLUKLARININ TARİHSEL DEVİNİMİNE BİLİM GÖZÜYLE BAKMAK

Ana Sayfa » DÜNYA » DR. GÜNGÖR GÜNDÜZ YAZDI- UKRAYNA SORUNU BAĞLAMINDA RUSYA VE ABD İMPARATORLUKLARININ TARİHSEL DEVİNİMİNE BİLİM GÖZÜYLE BAKMAK

Eklenme : 25.03.2022 - 14:07

DR. GÜNGÖR GÜNDÜZ YAZDI- UKRAYNA SORUNU BAĞLAMINDA  RUSYA VE ABD İMPARATORLUKLARININ  TARİHSEL DEVİNİMİNE BİLİM GÖZÜYLE BAKMAK

 

Tarih boyunca bir imparatorluğun ortaya çıkışı, etnik bir grubun yaşam ve davranış biçimlerinin kendisine sağladığı  özelliklerin desteğiyle, diğer etnik grupları savaşarak kendisine bağlaması ve zaman içinde çok etnikli bir yapıya dönüşmesiyle oluşmuştur. Ondan sonraki süreçler önce durağanlaşma, zayıflayarak toprak yitirme ve sonunda da çökme ile sonuçlanır. Bu şekliyle bir imparatorluk canlı bir yaşam biçimini andırmaktadır.

Orta Çağ’da İbn-i Haldun, toplumların iç yapı sağlamlığını ‘asabiye’ olarak tanımlamıştı. Asabiye toplumların sürü içgüdülerine, gelenek göreneklerine, kültürüne, toplumsal güvene, karşılıklı yardımlaşmaya, örgütlenme yeteneğine ve buna benzer diğer şeylerin hepsinin o toplumun iç yapı sağlamlığına olan etkisini ifade eden bir kavramdır. Bu kavramı çok özelleştirirsek bir kişinin yaşamı ve yükselmesi için gereken bütün çabalar ve geliştirdiği olgular onun bir tür asabiyesidir. Asabiyesi yüksek olan bir toplumun içsel tutunumu doğal olarak yüksektir. Yine aynı nedenle o toplumun savaşma gücü de yüksektir; çünkü o toplum eriştiği teknolojik donanımı ile savunma ve saldırı için daha yüksek bir savaş asabiyesine sahiptir.

Bu şekilde bir düşünüş, bize, imparatorlukların yükselişlerini matematiksel yöntemlerle inceleme olanağı sağlar. Saldıran bir toplumun savaşma ile ilgili asabiyesi ne kadar yüksekse, o toplum sınırlarını o kadar hızlı genişletir. Saldıran toplumun asabiyesi dışında, kendi elinde olmayan başka unsurlar da elbette vardır. Saldırıya uğrayan ülkelerin jeolojik, iklim ve ekonomik (dağ, ırmak, ova, çöl, doğal kaynaklar, tarım, teknoloji, ticari gelirler vs.) koşulları da elbette saldırganın ilerleme hızını etkileyecektir. Bütün unsurların hepsinin etkisini artık asabiye kavramını da içine alacak şekilde genişleterek matematiksel bir ifadeye dökebiliriz.

İşgal olgusu, İkinci Dünya Savaşı’na kadar hep aynı düzende işliyordu. Artık işgaller toprak işgalleri şeklinde değil de, ülkelerin, özellikle zengin doğal kaynakları (petrol, madenler, vs.) üzerinde söz sahibi olma, işletme hakkı elde etme gibi yordamlar üzerinden olmaktadır. Diğer bir deyişle artık ‘toprak genişletme’ değil de ‘etki genişletme’ şeklinde olmaktadır.

İmparatorlukların bugünkü asabiyeleri kendi geçmişlerinden çıkıp geldiği için onların tarih boyunca nasıl genişlediğine bakarak bugünkü davranış devingenliklerinin ana unsuru hakkında bilgi çıkarabiliriz. Tarihte gelip geçmiş veya şimdi var olan bütün imparatorlukların yıkılma dönemlerini hesaba katmayıp, yalnızca yükselme dönemlerini ele alırsak iki değişik devingenlik bulunmaktadır. Bunlardan birincisi bankada faizde yatan paranın artması gibi kısıtlamasız büyüme. Ekonomi hiç bozulmadığı ve sabit faiz hiç değişmediği zaman para kendini çoğaltarak artar. İkincisi, denetimli bir büyüme ve büyüme arttığı oranda da kendi kendini kısıtlayan bir büyümedir. Örneğin üstün nitelikli ve fiyatı da yüksek olmayan yepyeni bir cep telefonunun piyasaya sürüldüğünü düşünelim. Satışları yavaştan başlar, beğeni topladığı için sonra hızla artar, pek çok kişi edinince satışlar azalır, belirli bir süre sonra da satışlar neredeyse sabit bir sayıya erişir. Benzer şekilde, bir dedikodunun toplumdaki davranışında olduğu gibi, bir salgın hastalığın yayılış devingenliği aynıdır. Birbirinden bağımsız bu üç olayın zaman içindeki değişimi aynı matematik denklemle ifade edilir. Kimi imparatorlukların büyümesinde de aynı durumu görüyoruz ve tarihçiler bu durumu imparatorluğun doğal sınırına erişmesi ve büyümesinin durması olarak ifade ediyorlar.

Tarihte Asur, İskender, Moğol ve Rus imparatorlukları birinci yöntemle, yani kendi öz kısıtlamalarını gerektirmeyen ve bankadaki paranın artışı şeklindeki bir yordamı takip ederek büyürken, Pers, Roma, Osmanlı ve ABD imparatorlukları öz kısıtlamaları olan bir yordamla, yani ikinci tür diye belirtilen büyüme yordamıyla büyümüşlerdir.

Ukrayna’ya Rusya’nın müdahalesi nedeniyle güncel konuya da uygun olarak Rusya ve ABD’nin tarih içinde büyüme devingenliklerini açıklamak istiyorum. Şunu da belirteyim ki matematik denklemin çözümünden çıkan ifade düz bir grafikte gösterilirse imparatorlukların alanlarının büyümesini her iki halde de eğri çizgiler şeklinde görürüz. Bunu da yorumlamak zor olur. Bunun için matematikte ‘logaritma’ yöntemi kullanılarak eğriler düzleştirilmeye çalışılır. Bu kısaca şu demektir: Logaritmada grafik üzerinde 1-10, 10-100, 100-100, 1000-1000 vd. hep aynı uzunlukta gösterilir. Aşağıda hem Rusya hem de ABD için büyüme grafikleri, yani alanlarının yıllar içinde değişimi gösterilmiştir. Grafiklerin yatay ekseni kuruluştan itibaren geçen yılları, dik ekseni ise kilometre kare olarak alanı gösterir. Birinci tür kısıtlamasız büyümede, alanın  ifade edildiği dikey eksen logaritmalıdır. İkinci tür kısıtlamalı büyümede ise hem dikey hem de yatay eksen logaritmalıdır.

Yatay eksende yılların ifadesi Rusya’nın grafiğinde düzgün bir şekilde iken, ABD’ninkinde logaritmik şekilde oluyor. Açıkça ortaya çıkıyor ki Rusya birinci tür yani kısıtlamasız bir büyüme modeli sergiliyor; ABD ise ikinci tür kısıtlamalı bir devingenlikle büyüyor. Her iki grafikte iki ayrı bölge var. Rusya 1300 yılında Moskova Knezliği’nden başlayarak yaklaşık iki yüz yıl yüksek büyüme hızı ile büyüyor. Ondan sonra büyüme hızını yavaşlatarak aynı yavaşlıkla çağımıza kadar geliyor. İlk bölgedeki doğru daha dik olduğu için daha hızlı bir büyüme, ikinci bölgedeki doğru daha eğimli olduğu için daha yavaş bir büyümeyi görüyoruz. Rusya’nın büyüme devingenliğinin, Cengiz Han’ın Moğol İmparatorluğu’nun devingenliği ile aynı olduğunu belirtelim. ABD ise 1787’de çekirdek dört eyaletinin (Delaware, New Jersey, Pennsylvania, Connecticut) sahip oldukları toprakları, ilk otuz yıllık dönemde yavaş bir şekilde genişletirken, ondan sonraki dönemde çok hızlı büyüyor. Bu sonucu da, birinci bölgedeki doğrunun eğiminin düşük ve ikinci bölgedekinin yüksek olmasından anlıyoruz.

Roma İmparatorluğu’nda büyüme hep tek düze giderken, Osmanlı İmparatorluğu’nda  ikili bir büyüme devingenliği var. Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlı da daha yavaş hızla büyümeyi yeğlemiş.

Gerek Rusya’nın gerekse ABD imparatorluklarının diğer imparatorluklardan farklı özellikleri var. Kısıtlamasız büyüyen bir imparatorluk bu tür bir devingenliği tarihte çok uzun süre devam ettiremiyor, Rusya ise bunu başarmış. Yine kısıtlamalı büyüyen ABD İmparatorluğu’nun ikinci bölgedeki büyüme hızının ilk bölgedekinden daha hızlı bir büyümeye geçişi de tarihte pek görülen bir şey değil. Onların boş toprakların teknolojik donanımdan yoksun yerel halklarını püskürtmeleri Hollywood filmlerinin aksine hiç de zor olmamış.

Rusya’nın kısıtlamasız büyüme devingenliğinin ardında başka bir gerçeklik yatıyor. Rusya’nın Avrupa ve Asya’da kendine bağladığı toplumları Sovyetler Birliği bünyesinde on altı cumhuriyet şeklinde toplaması Rusya’ya hızlı bir büyüme sağlıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Rusya’nın buraları işgal etmezden önceki yapıya benzer bir yapıya dönmesi onun büyüme hızını daha önceki geçmişindeki devingenliğe döndürüyor. Bu devingenlik aslında çok yavaş ilerleyen bir devingenlik. Bu durumu Rusya’nın Osmanlı’dan koparıp aldığı Kırım’da da görüyoruz. Rusya ufacık Kırım’ı tek seferde değil de çok kısa aralıklarla birkaç seferde tırtıklaya tırtıklaya almıştır.

Sovyetler Birliği çerçevesinde on altı cumhuriyeti bünyesinde tutmanın Rusya için, kendi devingenliğine ters bir durum olduğu görülüyor. O yıllarda basında bir söylem dolaşmaktaydı ve şöyle deniyordu; ‘Rusya diğer cumhuriyetlerden kurtularak kendini idame ettirmeyi başardı, bununla Atatürk’ün yaptığına benzer bir iş yaptı’. Bu benzetme! her ne kadar özü öyle olmasa da, bir nebze doğru olabilir! Çünkü, Rusya’nın toprak kazancı alışkanlığının birkaç yıl önce, Abhazya, Güney Osetya, Kırım derken, şimdi de Donbass ile gündeme geldiği görülüyor. Dikkat edilirse,  her seferinde aldığı yerler ufak topraklar.

Eskiden bankalarda düz faiz sistemi vardı. Eğer bankaya söz gelimi yüzde on faizle 100 lira yatırdıysanız, her yıl yalnızca 10 lira kazanıyordunuz; yıllık faiz hiçbir zaman ana paraya katılmıyordu. Rusya’nın büyüme devingenliği bu nedenle genel olarak faizin ana paraya katıldığı ama faizin katkısının çok düşük olduğu duruma benziyor. Bu durum yine aynı şekilde Asur ve Moğol imparatorluklarının büyüme devingenliklerinde de görülüyor.

Rusya’nın yaptığı şekilde hızı çok düşürmek, savaşın etkilerini içeriye çok yansıtmamaya yarıyor; çünkü yalnızca ordunun öne sürülmesi ve ülkenin içinde hiçbir hasarın olmaması şeklindeki bir savaş ancak işgal edilen yeri etkiliyor. Günümüzde ABD’nin yaptığı da aynı şey. Kendi topraklarının çok uzağındaki, örneğin Vietnam’daki, Irak’daki ve diğer pek çok ülkedeki eylemleri kendi ülkelerinde ciddi bir savaş dehşeti oluşturmuyor. İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’nın harabeye dönüşmesi ise bunun tam tersi bir olay. Savaşları kendi ülkelerinin içine fazla bulaştırmayanların davranışı bilimde ‘faz’ diye bilinen bir duruma karşılık geliyor. Şöyle ki, bir şişede su ile yağın birbirine karışmaması iki fazlı bir sistemi oluşturur ve etkileşim ancak ara yüzeyde yani sınırda olur. Rusya ve ABD genellikle bu şekilde savaşıyorlar. Ancak, İkinci Dünya Savaşı, Rusya için bu durumdan biraz farklı oldu.

Aristo’nun önemli bir sözü var, ‘mevcut gerçek durum (aktüalite) geleceğin potansiyelidir’ der. Bu bir yerde, gelecekte yapabileceklerimiz şimdi sahip olduğumuz varlığa ve niteliklerimize bağlıdır anlamına geliyor.

Bir imparatorluğun yaptığı iki ayrı işgal durumundaki varlıklarının oranını bulursak, veya daha basit deyimiyle, yeni işgalle ortaya çıkan toprakların toplam alanının, işgal öncesi toprak alanına olan oranını bulursak bu bize o imparatorluğun aktüel ve potansiyel değerleri hakkında bilgi verir. Özellikle yıllar içinde değişik işgal hareketlerinde bu oran aşağı yukarı sabit kalıyorsa, bu bize açık olarak o imparatorluğun tarihsel davranışı hakkında bilgi verir. Bu oran yüksekse, o imparatorluk somut veya soyut bütün varlığının önemli bir oranını savaşmaya ayırıyor demektir. Bunun tersi durumda ise, ülke içinde harcanıyor demektir. Ülkenin içi için harcamak, o ülkenin asabiyesini güçlendirirken hükümdarın keyfine göre israf etmek asabiyeyi zayıflatır.

Yapılan hesaplamalar ortaya koymuştur ki, bütün imparatorluklardaki durum, bu oranın düşük, yani ülke içinde harcanan enerjinin askeri yatırımlara harcanandan daha yüksek oranda olduğudur. Bir tek ülke dışında; o da ABD’dir! Geçmişteki imparatorlukların, örneğin ne Roma’nın, ne de Osmanlı’nın hazinelerinin ne olduğu hakkında kesin bilgimiz yok. Burada doğrudan alanların genişleme oranlarının sağladığı bilgiden dolaylı çıkarım yapıyoruz. Roma İmparatorluğu’nun enerjisini iç düzenine yönlendirme oranı, Osmanlı’nınkinden daha yüksek. Bunun nedenini anlayabiliyoruz. Çünkü, Roma hiçbir zaman çok dişli bir düşmanla karşılaşmadı. Bazı savaşları dışında özellikle İskender’in Makedon İmparatorluğu’nun enkazına çökmesi onun toprak kazanımlarını kolaylaştırdı. Kendi iç düzenleri için iyi olarak yaptıkları bir şey de şu ki, Akdeniz’in etrafında nereye baksak, orada bir Roma eseri görüyoruz. Osmanlı’nın devingenliğinde Haçlılar’la dişe diş bir mücadele var. Enerjisinin önemli bir bölümünü orduyu kuvvetli tutmaya harcıyor.

ABD’nin başka hiçbir imparatorluğa benzemeyen özelliğinde daha önemli bir durum daha var. ABD’nin kendi ülkesi içinde yaptığı yatırımlar elbette çok yüksek. Özellikle bilim ve teknolojiye yaptığı yatırım onu dünyanın en önde gelen ülkesi olma durumunda tutuyor. ‘ABD’nin askeri amaçlı yatırımları gerçekten çok yüksektir ve o yüzden söz konusu oran da yüksektir’ şeklindeki düşünce, doğru düşüncedir. Ama özel olan şu ki, bu oran neredeyse bire eşittir. Diğer bir deyişle ABD’nin dikkati veya enerjisi gerek kendi içi düzeni için, gerekse askeri amaçlı olarak dağıtılacak olursa bunlar birbirine eşit gibidir.

Viscoelastiklik diye bilinen fizik kuramında, nesnelerin davranışı iki uç davranış arasında belirlenir. Birincisi yay gibi üstüne bastırılınca büzülen, bırakınca eski haline dönen durum ki, bu durum katı nesnelerde çok görülür. İkincisi ise hamur gibi üstüne bastırılınca büzülen bırakınca ise olduğu şeklinde kalıp asla geri dönmeyen ve iç düzeni bozulan durum ki, bu da yumuşak nesnelerde çok görülür.

Doğadaki nesnelerin çoğunun durumu bu iki uç arasındadır. Bu iki durum birbirine tam eşitse ne diyeceğiz?  Örneğin, yumurta akı katı mıdır yoksa yağ gibi akar mı? Katı davranışla akıcı davranış birbirine eşit olan duruma pelte (veya jel) hali deniyor. Yumurta akı bunun bir örneği olduğu gibi hastanede ultrason çektirirken vücuda sürülen şey de başka bir örnek. ABD’nin davranış sisteminde bu var. Katı veya durağan bir halde oyalanmıyor, çok hızlı karar alabiliyor ve eyleme geçebiliyor. Eğer Avrupalılara kalsaydı Bosna-Hersek’in hali haraptı; çünkü gevelemekten başka bir şey yapmadılar.

Dünya şimdi Ukrayna’yı konuşuyor. Bir tarafta gıdım gıdım da olsa yeni topraklar alan Rusya, öbür tarafta bütün dünyada etkinlik alanını sürekli artırma çabasında olan ve çok hızlı hareket edebilen bir ABD! Ve her ikisinin önüne geçme çabasında olan Çin! Çin’in ise, Rönesans kültürü, hümanizma, insan hakları gibi kavramlarla da pek ilgisi yok.

Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda Antik Çağ’ın görkemli tiyatrolarının sahnelerinde, İlk Çağ felsefesinin kavramları konuşuluyordu. Kültür merkezi tiyatrolarda bir kübün hacmini cetvel kullanarak iki katına çıkarmayı bulduğunu iddia eden biri alaya alınarak gülüşülüyordu. Bunun olanaksız olduğu günümüzde matematikle ispat edilebiliyor. Matematiğin tiyatrolarda gündem olduğu bir dönemden çıkılarak Roma dönemine girildi ve tiyatroların yerine gladyatörlerin çarpıştığı arenalar kuruldu. Felsefi olarak dünya çok geriledi ve insanın yaşam niteliği çok bozuldu.

Özüne insanı koymayan Çin’in veya başka yeni ülkelerin insanlığı aydınlatacak ve yeni bir devrimi doğuracak amaçları veya niyetleri olacağı hakkında çok derin şüphelerim var. Yeni çıkacakların Roma benzeri bir düzeni getirme olasılığı daha yüksek. Bize gelince, Ölümsüz Atatürk’ümüzün, ne izini doğru dürüst takip edebildik, ne de ne dediğini tam olarak anlayabildik. İnsanı öne koyan, bilimi esas kılan, bütün insanların sömürülmekten kurtulup yepyeni bir dünya düzeni kurma çabasını ana felsefemiz kılmak ve bu uğurda çabalamak bizim Cumhuriyetimizi kuranlara boynumuzun borcu.

 

Kaynaklar:

 

  1. Gündüz, G., Osmanlı İmparatorluğu’nun Ölçeklenerek Büyümesi ve Matematik İfadesi, XIII.Türk Tarih Kongresi, 4-8 Ekim 1999, Ankara, Cilt:III, Kısım:3, s. 2063-2076.
  2. Gündüz, G., Fractal Dimensions of the Rise of an Empire. 24(2000) 303-320. https://doi.org/10.1080/2000.9990240
  3. Gündüz, G., The nonlinear and scaled growth of Ottoman and Roman Empires, Journal of Mathematical Sociology, 26(2002) 167-187. https://org/10.1080/00222500212987
  4. Gündüz, G., The dynamics of the rise and fall of empires, International Journal of Modern Physics C, 27(10) (2016) 1650123. https://doi.org/10.1142/S0129183116501230

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları