27 Kasım 2021 - Hoş geldiniz

DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- ATEŞ VE ÖFKEDEN HEYELAN’A: BAŞKANIN SARAY’DAKİ İLK VE SON GÜNLERİ

Ana Sayfa » DÜNYA » DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- ATEŞ VE ÖFKEDEN HEYELAN’A: BAŞKANIN SARAY’DAKİ İLK VE SON GÜNLERİ

Eklenme : 16.08.2021 - 22:22

DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- ATEŞ VE ÖFKEDEN HEYELAN’A: BAŞKANIN SARAY’DAKİ İLK VE SON GÜNLERİ

 

Yazının başlığı ülkedeki gidişatın bir özeti gibi okunsa da konunun tamamen farklı olduğunu hemen belirteyim. Haber ve ayrıntılar, okyanus ötesinden, pek çok konuda ‘ileri’ olan ABD’nin en ‘geri’ döneminden.

 

Ateş ve Öfke (2018) ile Heyelan (2021) 45. ABD Başkanı Trump’ın pek bilinmeyen yönlerini tüm dünyaya açık eden iki kitap—bilinmeyen yönü mü kaldı, demeyin, varmış! İlk kitap, okuyucuya, ‘bu kadarı da olmaz,’ dedirten olaylarla Amerikan tarihinin o güne kadar görmediği türden bir başkanın ilk günlerini anlatan bir kitap.

Başındaki saçsız bölgeyi kapatmak için kafa derisini iki yandan gerdirip ortada birleştirmesini kızı Ivanka’nın ağzından duymaktan tutun da etrafındaki herkesin istisnasız, ‘bu adam nasıl oldu da başkan oldu, tamamen dengesiz biri,’ demelerine, en yakın danışmanının, Başkanın kızı Ivanka için, ‘tam bir odun kafalı’ diye söz etmesine, Trump’ın başkan seçildiğini öğrendiğinde, hayalet görmüş gibi bakarak ‘ne yapacağım şimdi ben?’ dercesine şaşırmasından, karısı Melania’nın sevinçten değil, üzüntüden gözyaşı dökmesine kadar dudak uçuklatan ayrıntılarla doluydu sayfalar.

‘Peki ama, yazar bu ayrıntılara nasıl ulaşmış?’ diye merak edenler için bir açıklama: Kitabın yazarı Michael Wolff, Trump’ın başkan seçilmesinin ardından, ‘Beyaz Saray’daki ilk 100 günü anlatan bir kitap yazmak istiyorum,’ diyerek doğrudan Trump’tan izin alıyor. Saray’ın – bizdeki saraylarla karşılaştırınca ‘Beyaz Ev’in demek daha doğru olacak– yönetimin yer aldığı batı kanadında, bir köşede sessizce oturup olup biteni gözlemliyor. Bu arada, görevlilerden tam iki yüz kişiyle görüşüp sohbet ederek yeni Başkan’ı tanımaya çalışıyor. Sonuç: Ateş ve Öfke!  Kelimenin tam anlamıyla. Ortalık toz duman. Kimin kime ne dediği, kimin neyi nasıl yaptığı, kimin hangi koltuğa neden getirildiği pek anlaşılmayan, atamaların liyakata değil tamamıyla çıkar ilişkilerine dayandığı, Başkan’ın gün içinde birkaç kez değişen psikolojik durumu ve birbiriyle çelişen söylemleri ile, bugün göreve gelenin iki ay içinde yerinden olduğu bir Amerikan yönetiminden söz ediyor yazar. El attığı işler ters gittiğinde, işe aldığı kişilerle ters düştüğünde de, etraf ateş çemberine dönüyor ve Trump ortalığa öfke saçıyor. İlk suçladığı Obama yönetimi. Trump’a göre, Obama ne yaptıysa yanlış yapmış. Tek düşüncesi para. En iyi bildiği yöntem ise yalan beyan.

2018 yılının Ocak ayında satışa sunulan bu kitap, hem ABD’de hem de Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar otuz ülkenin dilinde çok büyük bir ilgiyle okundu! Türkçesi de ülkemizdeki okuyucusuyla buluştu. Kitabı okuduğum için söylüyorum, üç yüz küsur sayfaya sığdırılan sansasyonel ayrıntılara bakınca okuduğunuz kişinin koskoca Amerikan başkanı değil de meşhur olmak için her çareye başvuran çocuk ruhlu bir aktörün skandalları sanırsınız. Aslında durum biraz da öyle. Zira yetmiş yaşındaki Trump başkanlık yarışına hayalindeki medya imparatorluğunu kurmak için girmiş. Maksat, seçim kampanyası bahanesiyle, adını akıllara kazıyıp ardından da medyatik bir ortamda boy göstermek, ahkâm kesmek imiş. -tek derdi çocuk gibi ilgi odağı olup gündemde kalmak – Seçim kampanyası nedeniyle TV kanallarına çıkıp, kampanya bağışlarıyla ‘Trump’ markasının reklamını bedavaya getirmek de oyunun bir parçası. Sonrasında, sahibi olduğu golf sahalarına ve otellerine milyarderleri getirip servetine servet katmak! Aynı zamanda açacağı TV kanalıyla yönetime muhalefet ederek prim yapmak.

Ancak, kampanya sırasında verdiği sözler, söylediği yalanlar o kadar etkileyici ve inandırıcı ki milyonlarca seçmen duyduklarına kanıyor ve oylar Trump’a gidiyor. Sosyal medyanın dezenformasyon katkılarıyla, Trump sürpriz bir şekilde seçimi kazanıyor. Seçim sonuçlarını öğrendiğinde ise Trump’ın eli ayağına dolaşıyor—kimi nereye atayacak, nasıl bir ekip kuracak, kim hangi göreve gelecek, tamamen bihaber! Hiçbir politik deneyimi yok! Cahil. Tek bildiği, kendine yakın ve biat edeceğine inandığı ancak görevle ilgisi olmayan liyakatsiz kişileri önemli bakanlık ve uzmanlık gerektiren pozisyonlara atamak. Hal böyle olunca da Beyaz Saray’daki ilk günler ve sonrası tam bir kaos. En yakın danışmanlarının ağzından anlatılanlara bakıldığında yaşananlar film senaryosundaki olayları aratmayacak düzeyde—ya da düzeysizlikte!

İşte böyle bir ortamda, ‘ateş ve öfke’ sözcükleri Trump’ın ve Beyaz Saray çalışanlarının ruh hallerini yansıtsa da, bu sözcüklerin geçmişte kullanıldığı yer çok farklı. Şöyle ki, bütün bu şaşkınlık ve belirsizlikler içinde Trump bir Amerikan Başkanı’nın dünya politikaları üzerindeki rolünü hemen kavrıyor ve başlıyor bu gücü kullanmaya! Önce, o günlerde ardı ardına nükleer füze denemeleri yapan Kuzey Kore Başkanı Kim Jung-un’a sataşıyor. ‘Amerika’yı tehditlerine devam ederse, kendisine dünyanın görmediği bir ateş ve öfke ile karşılık veririz,’ diyor. Bu iki sözcük daha önce Churchill ve Hitler tarafından II. Dünya Savaşı sırasında kullanılmış. Trump da aynı sözcükleri kullanarak savaştaki güçlü bir komutan görüntüsü vermeye çalışıyor. Taklit ettiği eda diktatör edası ve uyguladıkları savaş politikası. Trump için imaj çok önemli. Algı yönetimini çok iyi biliyor. Sert adamlara saygısı sonsuz. Otoriter rejimlerle yönetilen ülke başkanlarına adeta hayran. Putin’le çok iyi dost, örneğin.

Gelelim ikinci kitap Heyelan’aBu kitap da Trump’ın başkanlıktaki son günlerini anlatıyor. Kitabın orijinal adı ‘Landslide’ yani ‘heyelan’. Bu sözcük Amerikan politik jargonunda ‘seçim hezimeti’ anlamında kullanılıyor. Diğer bir ifadeyle, ‘oy farkı o kadar büyüktü ki seller gibi ezdik geçtik’ demek. Bu da başkanlık koltuğunu bırakmak istemeyen Trump’ın seçimleri kaybettiğinde tabanına söylediği büyük yalan! Oysa seçim hezimetini yaşayan ta kendisi!

İlgilenenler o günleri hatırlayacaktır. Trump seçimi kaybedip ikinci kez başkan olamayınca Beyaz Saray’dan gitmemek için neredeyse ayak diredi. Seçime hile karıştığını, aslında seçimi büyük bir oy farkıyla kazandığını iddia etmeye başladı. Amerikan Fox TV kanalı da Trump’ın yalanlarına destek verince Trump’a oy verenler de bu yersiz ve asılsız iddialara inandılar ve seçim sonuçlarının resmen onaylanacağı 6 Ocak günü da kışkırtmasıyla Parlamento’yu basıp korkunç bir isyan ve kalkışma  yarattılar. Amaç kargaşa içinde seçimleri iptal ettirmek belki de ohal ilan edip kendi başkanlığını süresini uzatmak. Sonuç beş ölü, onlarca yaralı. Amerikan demokrasisinin kalbi sayılan Capitol Hill, Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yer aldığı bina, korkunç bir hasar gördü. O gün yaşananlara rağmen Biden’ın başkanlığı onaylandı. Şimdi o isyancılar işledikleri suçlardan dolayı bugünlerde yargılanmaktalar.

‘Aslında seçimi biz kazandık ama Demokratlar oy sayma makinelerinde hile yaptı ve o yüzden Biden kazanmış gibi oldu,’ diyerek seçmen tabanını hâlâ bu yalanla oyalamayı sürdüren Trump’ın, kendisine inananlardan topladığı para şu ana kadar 700 bin doları aşmış. Oysa seçimde ne hile var ne de yanlış sayım. Kendi atadığı savcılar, bağımsız örgütler ve yine kendi seçim bölgelerindeki sorumlular ve yetkili kişiler böyle bir yanlış sayımın olmadığını defalarca resmi ve gayri resmi bir şekilde kamuoyuna duyurdular. Gelgelelim Trump yalan söylemekten, kendisine kayıtsız şartsız inananlar da inanmaktan vazgeçmiyor.

İşte Trump’ın, yenilgisini bir türlü kabul etmeyerek akıl almaz yalan ve taktiklere başvurmasını anlatan bu ikinci kitap geçen ay okuyucusuyla buluştu. Kitabın odak noktası Trump’ın ikinci dönemde seçilmek için her yolu denemesine rağmen seçimi kaybetmesinin ardından Beyaz Saray’dan istemeye istemeye ayrılması ve Biden’ın yemin törenine katılmadan Florida’daki mekanına gitmesi. Özetle, gelişi de gönülsüz, gidişi de…

Nasıl olur bu çelişki sorusunun cevabı özetle şöyle: Aslında Trump gibi birinin Başkan olması tam bir demokrasi ayıbı. Bunu tüm Avrupa ülkeleri söylüyor. Bir yandan yalan haberlerle Hillary’yi karalayan ve Trump lehine algı operasyonu yaratan Putin’in Feysbuk trollerinin yardımı, diğer yandan kendisini ne pahasına olursa olsun göklere çıkaran yüksek paralar karşılığı safında tuttuğu medya danışmanlarının desteği Trump’ı Beyaz Saray’a kadar getirdi. Trump, politik donanımdan yoksun olarak ABD başkanlığına oturdu. Oturur oturmaz da koltuğun gücü pek hoşuna gitti ve bir daha kalkmak istemedi!

Seçim kampanyası sırasında başladığı yalanlarını ve inkâr ettiği suçlarını dört yıllık başkanlığı sırasında da sürdürdü bu 45. Başkan. Washington Post’un verilerine göre dört yıl süresince tam 30.573 yalan ve yanlış beyanı olmuş. Şaka değil bu sayı, gerçek. Gün başına yirmi yalandan fazlası düşüyor! Vergi borçlarını inkar ediyor, çıkar ilişkilerinden cebine giren paraları yalanlıyor, kızının ve damadının, demokrasi etiğine ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde yerleştirdiği makamlarda çok iyi işlere imza attıklarını iddia ediyor. Rus ve Ukraynalı oligarkların kirli paralarını akladıkları yasadışı emlak alım-satım işlerine ortak ya da aracı oluyor, vergi kaçırıyor, seçim kampanyası paralarını şahsi kasası gibi harcıyor, eleştirilere hakaretle, fikir ayrılıklarına öfkeyle cevap veriyor ve daha neler neler. En büyük düşmanları Obama, Demokratlar ve kendisini eleştiren medya. ‘Medya yalan yazıyor’ diye uyutuyor tabanını. Sözün kısası başkanlık zırhı içinde gemisini istediği gibi yürütüyor ve gücünü ailesi ve kendisi için kullanmakta bir sakınca görmüyor bu dört yıl boyunca.

Seçimi kaybetmesi demek tüm zırhının düşmesi ve işlediği suçlardan yargıya gitme korkusu. O nedenle diretiyor.

Trump’ın Amerikan demokrasisine verdiği zarar, toplumu kutuplaştıran söylemleriyle, kendinden olmayanlara ettiği hakaretlerle veya dediği yerine getirilmediğinde savurduğu tehditlerle sınırlı değil. Trump iktidarda kalma uğruna doğaya da zarar veren bir mantaliteye sahip. Göreve gelir gelmez, 2017 Haziran ayında, ilk icraatlarından biri, ‘İklim krizi uydurmadır, Amerikan ekonomisini dezavantajlı duruma düşürüyor, küresel ısınma medya abartmasıdır,’ diyerek, Başkan Obama’nın büyük bir gayretle AB ülkelerini de bir araya getirerek gerçekleştirdiği ‘Paris İklim Anlaşmasını’ bir kalemde feshetmesiydi. Trump bu yolla ülkenin en zenginlerinin ekmeğine yağ sürmüş oldu. Zira, vahşi kapitalizm kural tanımıyor. İşine geldiği gibi hareket etmek istiyor. İklim, doğa, doğal hayatı koruma gibi ayrıntılarla uğraşıp para kaybetmek büyük para babalarının işlerine gelmiyor.

2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Paris’te yapılan 21. Taraflar Toplantısı’nda imzaya açılan Paris Anlaşması’na 197 ülke imza atıp bunların 191’i anlaşmaya taraf olarak süreci tamamlamıştı. İklim krizini durdurmak ve küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlamaya yönelik hedefler içeren Paris Anlaşması’nı Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen henüz onaylamadıkları anlaşmaya taraf olmuş değil. İmzalayan ancak onaylamayan altı ülkeden biri de Türkiye.

Paris Anlaşması’nın feshiyle, doğayı koruyan, küresel ısınmayı biraz olsun önlemeye çalışan önlemler bir anda göz ardı edilmiş oldu. Kömür madenlerini işletenlere konulan sınırlamalar kalktı, kömürle çalışan santrallerin önü açıldı. Araba üretiminde uygulanan emisyon kontrol düzenlemeleri yok sayıldı. Doğal gaz aramada doğayı yok eden teknikler yeniden uygulamaya kondu. Küresel ısınmayı en azından yavaşlatmak için atılan tüm olumlu adımlar sıfırlandı.

İşte bu ahval ve şerait içinde para uğruna doğayı katledenlere, küresel ısınmayı hiçe sayanlara, kural dinlemeyen başkanların yaptığına tokat gibi bir cevap önce seçmenlerden sonra da doğrudan doğadan geldi: Ateş, öfke ve heyelan! Öfkeli Demokratlar dört yılın ardından çok iyi bir örgütlenmeyle seçime katılma oranını rekor düzeye çıkardılar ve Trump’tan kurtulmayı başardılar. Ama doğanın cevabı çok acı oldu maalesef. Yaz aylarında meydana gelen orman yangınlarının mevsim normallerinin üzerine çıkıp bir çevre felaketi halini aldı. Bu yıl ABD’de şu ana kadar meydana gelen 40 bine yakın irili ufaklı yangında 170 bin kilometre karelik orman alanının yok olması, diğer yandan şimşek ve yıldırımlarla gelen fırtınaların bu yangınları yerleşim alanlarına taşıması da felaketin boyutlarını gösteren ayrıntılar.

Bu yazının kaleme alındığı 15 Ağustos 2021 tarihli gazetede, termometrelerin İspanya’da 47.2 dereceyle rekor bir sıcaklığa eriştiği, Amerika’nın batı kıyılarındaki yangınlarda itfaiyecilerin yetersiz kalıp Avusturalya’dan takviye ekip geldiği ve Türkiye’deki sellerde 57 kişinin hayatını kaybettiği haberi aynı sayfada yer alıyor. Birbirinden çok uzak gibi görünen dünyanın bu farklı köşeleri, aynı nedenlerle bu felaketlere maruz kalıyor: Küresel ısınmanın getirdiği kuraklık ve iklim değişikliği!

Felaketlere küresel boyutta bakıldığında yaşananların, doğayı hiçe sayan, doğal kaynakları kuruturcasına pervasızca kullanan, halkı için değil iktidar hırsıyla şahsi çıkarlarına hizmet eden yöneticilerin verdiği sorumsuz kararların eseri olduğu anlaşılıyor. Doğayı mahvedenler karşısında doğa da kayıtsız kalmıyor yazıyor cezayı, ateş, öfkeli fırtınalar ve heyelan şeklinde! Görüldüğü gibi balık baştan kokuyor. Ülke yönetimlerinin başındakilerin yaptığı yanlışlar, domino etkisiyle zincirleme olarak tüm gezegeni etkiliyor. Burada dünya vatandaşlarının üstüne düşen, hangi ülkede olursa olsun yönetime getirecekleri kişileri doğru seçmeleri. Aksi takdirde sorumsuzluklar karşısında maddi manevi her türlü felakete davetiye kaçınılmaz oluyor.

Burada sözü edilen iki kitapta anlatılanlar ve Trump türü yöneticilerin davranışları, sözü geçen küresel sonuçlara sadece bir örnek, benzerlerinden ve taklitlerinden sakınmak gerek.

15 Ağustos 2021

Seattle

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları