9 Aralık 2021 - Hoş geldiniz

DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- KÜRESELLEŞEN DÜNYADA TOPLUMSAL HUZUR İÇİN BARIŞ EĞİTİMİ

Ana Sayfa » ÇOK OKUNANLAR » DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- KÜRESELLEŞEN DÜNYADA TOPLUMSAL HUZUR İÇİN BARIŞ EĞİTİMİ

Eklenme : 25.10.2021 - 18:17

DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- KÜRESELLEŞEN DÜNYADA TOPLUMSAL HUZUR İÇİN BARIŞ EĞİTİMİ

 

Suriye, İdlib ve operasyon tartışmalarının bir kez daha gündeme geldiği, uzaktan duyulan savaş borusu seslerinin gitgide yaklaştığı, bir doların hızla on lira seviyesine tırmanıp asgari ücretin üç yüz dolara gerilediği, yönetenlerin sorunlar karşısında soğukkanlılıkla değil de dünyaya kafa tutarak dik durmaya çalıştığı şu günlerde toplumun kendiyle ve etrafıyla barışık olduğundan, kendimizle ve dünya ile barış içinde yaşadığımızdan söz etmek olanaksız.

Dünyadaki iletişimin bu denli hızlanıp ilişkilerin bu denli karmaşıklaştığı bir yüzyılda sorunların hâlâ savaşlarla, silahlarla, ölerek ve öldürerek çözüleceğini düşünmek, zor oyunu bozar mantığıyla ekonomik gücü olanın, ekonomik çöküntü içinde yaşayana saldırma hakkını kendinde görmesi, uygarlık tarihine insanlık suçu olarak geçmeli. Ekonomik krize mantıklı çözüm yolları aramak yerine savaş ekonomisinden medet umarak güç gösterisi yapmanın mantıksızlığı apaçık ortada. Savaş ekonomisinin kâr-zarar hesapları yapılırken bir sonraki nesillere nasıl bir uygarlık, nasıl bir dünya bırakılacağı da düşünülmüyor! Ekilen düşmanlık tohumlarının, genç beyinlerin yalnızca bugününü zehirlemekle kalmayıp yeşeren nefret filizleriyle yarınlarını da çalacağı gerçeği göz ardı ediliyor.

Barışsız Savaşlar

Kaçınılmaz bir süreç olarak tanımlanan küreselleşmenin geldiği noktada yapılan yanlışlar neler? Bugüne gelinene dek yaşanılan yüzlerce, hatta binlerce savaşı önlemek için sürdürülen çalışmalar, kurulan örgütler, bir araya getirilen düşünceler nasıl oluyor da güçlünün zayıfa saldırması karşısında bir şey yapamıyor? Dünya barışını koruma misyonuyla bir arada kalmayı başarmış Birleşmiş Milletler topluluğu neden ağırlığını koyamıyor? Dünyanın pek çok yerinde savaş karşıtı gösteriler yapılırken neden savaşlar hâlâ kabul görebiliyor ve hatta ‘onurla’ savunuluyor?

Bunu anlamak için önce yirminci yüzyılın ikinci yarısından bu yana ortaya çıkan savaşlara ve bu savaşların sonunda geldiği sanılan barışa bakalım. Barış Çalışmaları(*) adlı kapsamlı kitabında David Barash, 1950’lerden bu yana Kore ve Vietnam savaşından başlayarak İsrail-Filistin savaşı, Irak-İran savaşı ile Nikaragua, Afganistan, Angola, Kamboçya’daki gerillalara karşı yapılan savaşların hiçbirinin ilan edilerek yapılmış savaşlar olmadığını söylüyor. …Burada ilginç olan nokta, ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan bugüne kadar girdiği hiçbir askeri çatışma, silahlı saldırı veya bombalama eyleminin resmen ilan edilmemiş olduğu ve bu sıcak çatışmaların hiçbirinin ardından savaşılan tarafla bir barış anlaşmasının imzalanmadığıdır. …Kore, Vietnam, Irak, Suriye ve Afganistan savaşları bu barışsız ve çözüme ulaşamamış savaşların en acı örnekleri olarak gösterilebilir.

Savaşların Faturası

Otuz yedi ay süren Kore Savaşı’nda toplam 450 bin ton bomba atılırken, bu rakam 140 ay süren Vietnam savaşında 6 milyon 162 bin tona ulaşmış. Yalnızca bir buçuk ay süren Körfez Savaşı’nda 60 bin 624 ton bomba atılmış. ABD’nin Vietnam Savaşında Hindiçin üzerine attığı bombaların ağırlığı 7 milyon ton. Bu miktar İkinci Dünya Savaşı’nda İngiltere üzerine atılan bombaların sekiz katına, 1945 yılında Japonya’ya atılan atom bombalarının üç yüz tanesine eşitmiş. Atılan bombalar düştükleri yerde çapları 7-17 metre, derinliği 2-7 metre arasında değişen toplam 20 milyon krater açmış. Savaş sonrasında ayın yüzeyine benzer görüntüler içeren bu topraklarda daha nesiller boyu canlı bitki yetişemeyecek anlamına geliyor.

Kayıtlarını 2006 yılından itibaren tutmaya başlayan Pentagon verilerine göre yapılan ilk saldırıdan birliklerin çekildiği güne kadar, yirmi yıl, yani tam 7,262 gün süren Afganistan Savaşı’nda 77.423 adet bomba atılmış. Günde on bombadan fazla. Bunun parasal bedeli 8 trilyon dolar ve 900 bin ölüm. Bu savaşlarda heba olan hayatlar ve duman olan paralarla neler yapılmazdı, bir düşünün!

Savaşsız Barış

Barış içinde bir dünya düşlendiğinde, bunun savaşlar olmadan gerçekleşebilmesi için bazı toplumsal ön koşulların yerine getirilmesi zorunluluğu var. Barışın önündeki en büyük engel, adil olmayan toplum düzeni. Adaletsiz sosyo-ekonomik yapıların varsılla yoksul arasında yarattığı uçurumlar, şiddeti doğuran en önemli neden. Barış her şeyden önce adaletle gelir. Adaletsizliğin toplumsal barışı yok ettiği, barış içinde olmayan bir toplumun da diğer toplumlara rahatsızlık vereceği açıktır. Hem toplum içinde hem de toplumlararası adaletin sağlanması, kendiliğinden oluşan bir olgu değildir. Barışın adil ortamlarda yeşermesi öğrenme ve eğitimle olgunlaştırılacak bir dizi yeni toplumsal alışkanlıklar ve barışçıl yöntemlerle gerçekleşir. Bu koşulların başında, toplum bireylerinin katılımcı demokrasiye inanması ve vatandaşlık görevlerini yerine getirmede etken rol oynaması gelir. ‘Beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın’ mantığı o yılanın bir gün herkesi sokacağı tehlikesini yok etmez. Etken rol, gerek bireysel olarak gerekse sivil toplum örgütlerinde çalışarak barışı destekleyici düşünceler ve uygulamalar geliştirmekle yönlenir.

Barış Eğitimi

 Savaş barış getirmez. Sorunlar kafa tutarak çözülmez. Barışçıl bir dünya düşü savaşarak, ölerek, öldürerek, halkın çoğunluğunu ekonomik darboğaza sokarak gerçekleşemez. Bugün Birleşmiş Milletler üyesi olan 193 ülkede savaş ya da savunma için hazırlanmış, silahlanmış ve eğitilmiş düzenli bir ordu varken, aynı ülkelerde barış için çalışan örgütlü kurumlar bulunmamaktadır. Savaşla barış getirme mantıksızlığı ancak ‘barış eğitimi’ ile ortadan kalkabilir. Savaşa ‘dur’ diyecek güç, savaşmayacak bir güçtür. Savaşa ‘dur’ diyecek kaynakların harekete geçirilmesi, ancak barış için eğitim seferberliği ile gerçekleşebilir. Diktatörlükleri savaşarak yıkmak, savaşarak demokrasi getirme sözü vermek, bu tür düşünce yapısında olan kişileri ülke yönetiminin  başına getirme gafletinde bulunmak, insan haklarının kökten ihlalidir. İnsanı barış için değil savaş için eğitmek, barış için değil savaş için milyar ve trilyon dolarlar harcamak, bu insanlık suçunun yüzyıllardır işlenmiş olması aynı suçun bundan sonra da işlenmesinin normal olduğu anlamına gelmemeli. Yirmi birinci yüzyılda savaşlar ve savaşanlar daha derinden sorgulanmalı.

Barışsızlık ortamı yalnızca cepheyle sınırlı askeri çatışmaların yer aldığı savaşlar değildir. Şiddetin egemen olduğu her ortam barışsızlık ortamıdır. Barışsızlık evde de başlayabilir. Polisin uyguladığı şiddet, karakollardaki ve cezaevlerindeki işkence, açlık, şiddet öğesi üzerine kurulmuş, silahı ve öldürmeyi meşru gösteren filmler, kadını ezen evliliklerin, kadını döven erkeklerin varlığı ve bunu meşru sayan zihniyetin töreler adına sürdürülmesi, mülteci kamplarında acı içinde yaşayanlar ve insanın eğitim, sağlık, iyi beslenme, temiz çevre koşullarında yaşama ve kısacası insanın insanca yaşama haklarından yoksun bırakıldığı çeşitli ortam ve durumlar barışsızlığı barındırır.

Barış eğitimi bireyi eğitmekle başlar. Düşünce ayrılıklarının, kültürel farklılıkların, değer yargılarının, farklı bakış açılarının ve inançların toplumun değişik kesimlerinde farklılıklar göstermesi olağandır. Önemli olan, kişilerin bu farklılıkların bilincinde olması ve farklı görüşler nedeniyle ortaya çıkabilecek sürtüşmeleri karşılıklı saygı çerçevesinde, konuşarak, tartışarak çözüme götürme ilkesiyle hareket etmesidir. Farklılıkların boyutu ne olursa olsun, anlaşarak çözüme gitmenin olanaklı olduğu, öğrenilen bir davranış biçimidir.

İlköğretimden başlayarak eğitimin her aşamasında anlaşmazlık/çatışma çözme yöntemleri, farklılıklarla baş etme, demokratik yaşam koşulları, katılımcı demokraside vatandaşın sorumlulukları gibi barış içinde yaşamanın temel ilkeleri, iyi yurttaş olmanın zorunlu öğretileri olarak örgün eğitim programları içinde yer almalıdır.

Bireyin barışı öğrenerek savaşlara karşı çıkması, toplumsal adaleti gözeterek ülke yöneticilerini yakından izlemesi, yapılan haksızlıklara zamanında karşı koyarak toplumsal barışın bozulmamasına özen göstermesi, toplumun geleceğinin bilinçli bireyler olmaktan geçtiğinin ayırdına varılması, yaşanan ortamlarda barışı bozacak davranış biçimlerinin kabul görmemesi ve en önemlisi her ne durumda olursa olsun yaşam hakkını hiçe sayan savaşlara hayır denmesi barış içinde yaşamanın gereğidir. Toplumsal değişim ve huzur için barış eğitimi bir zorunluluk olmaktan öte insan olmanın, insanca yaşamanın bir gereğidir de.

(*) Barash, D.P. (1991) Introduction to Peace Studies. Belmon, CA.: Wedsworth Publishing Co.

25 Ekim 2021

İstanbul

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları