27 Kasım 2021 - Hoş geldiniz

DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- SAVAŞ EKONOMİSİ POLİTİKALARININ ÇÖKÜŞÜ: YANLIŞ HESAP AFGANİSTAN’DAN DÖNMEYE ÇALIŞIRKEN

Ana Sayfa » DÜNYA » DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- SAVAŞ EKONOMİSİ POLİTİKALARININ ÇÖKÜŞÜ: YANLIŞ HESAP AFGANİSTAN’DAN DÖNMEYE ÇALIŞIRKEN

Eklenme : 26.08.2021 - 22:28

DR. YASEMİN ALPTEKİN YAZDI- SAVAŞ EKONOMİSİ POLİTİKALARININ ÇÖKÜŞÜ: YANLIŞ HESAP AFGANİSTAN’DAN DÖNMEYE ÇALIŞIRKEN

Afganistan’daki Amerikan asker ve sivillerinin ricatı, tüm dünya basınının baş haberi olmayı sürdürüyor. Kabil Havaalanı’ndaki izleyeni dehşete düşüren kaotik görüntüler savaşın yarattığı çok boyutlu hezimetin eseri. Uçağın kanatlarına asılan insanların umutsuzluğu akıllara durgunluk verecek derecede.

Kısa hatırlatmalarla bugüne nasıl gelindiğine bakalım. ABD, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından bu saldırıyı yapan El-Kaide’nin peşine düştü. Biraz da Nasreddin Hoca’nın yüzük fıkrası misali, saldırganları içerde ya da geldikleri yer olan Suudi Arabistan’da değil de Afganistan’da aramaya karar verdi.

Benzer bir mantık ya da mantıksızlıkla, Başkan George W. Bush, saldırı faillerinin Afganlı Taliban’ın yataklık ettiği El-Kaide olduğu varsayımıyla, 2001 yılında önce Afganistan’ı, 2003’te de Irak’ı işgal etti. Oysa El-Kaide’nin başı Usame bin Ladin’in o sırada Afganistan’da olup olmadığı bile bilinmiyordu.

Usame bin Ladin, yıllar önce Yemen’den Suudi Arabistan’a göç etmiş ve daha sonra milyarder olmuş bir babanın yaklaşık elli oğlundan biriydi. Cidde’deki ‘King Abdül Aziz Üniversitesi’nde İşletme okumuş, o dönemde Seyyid Kutub adlı Mısırlı bir yazar, Kuran yorumcusu ve düşünürün—denebilirse eğer– dini düşüncelerini benimsemiş bir köktendinciydi. Her ne kadar El-Kaide operasyonlarını Afganistan’da başlattıysa da, arada Sudan ve Pakistan’dan yönettiği pek çok kanlı eylemi olduğu da biliniyordu. Üstelik, 11 Eylül saldırılarını gerçekleştiren on dokuz teröristin de hiçbiri Afganlı değildi. Teröristlerin başı olduğu anlaşılan Muhammed Atta, Mısırlı ve diğer  uçakları kaçıran on beş terörist ise Suudi Arabistanlıydı.

Dünyanın gördüğü en büyük terör saldırısı olarak nitelendirilen 11 Eylül’den sonra, George W. Bush, Afganistan ve Irak operasyonları için ‘haçlı seferi’ deyince işgalin yanı sıra farklı bir milat daha yaratılmış oldu. Zira, on birinci yüzyıldan on üçüncü yüzyılın sonuna dek süren Haçlı Seferleri’nin amacı kutsal toprakları Müslümanların elinden geri almaktı. Başkan Bush da Afganistan’da çıktığı terörist avına ‘haçlı seferi’ deyince başta ABD olmak üzere batılı devletlerde Müslümanlara karşı işlenen nefret suçlarında da büyük artışlar yaşandı.

Müslüman aleyhtarı söylemler artınca, ‘Terörle Savaş’ın Müslüman karşıtlığı olmadığını kanıtlamak için ABD hükümeti teröristlere karşı yeni ve düzenli bir Afgan ordusu yapılandırma işine girişti. Bu arada Bush’un, başkent Washington’daki bir camiye yaptığı ziyareti de unutmamak gerek. Ancak ok yaydan fırlamıştı bir kere. El-Kaide’nin ardından farklı bir yapılanmayla ortaya çıkan Radikal İslamcı IŞİD (Irak-Şam İslam Devleti) dünyanın farklı noktalarında, kanlı terör eylemlerine girişti.

2001-2003 yılları arasında başlayan Irak ve Afganistan savaşları ABD’nin o dönemde yaşadığı ekonomik durgunluğa denk gelmişti–ya da, düz bir mantıkla, ekonomik durgunluğu canlandırmak için savaşa başvurulmuştu da denebilir. Yanlış bir hesapla, uygulanacak savaş ekonomisinin ekonomiye canlılık getirebileceği düşünülerek Afganistan’daki Taliban karşıtı hükümete milyar dolarlar aktı. Binlerce Amerikan askeri Afgan ordusunun hem güvenliğini sağlamak hem de eğitim vermek üzere Afganistan’a gönderildi. İşgalden on yıl sonra 2011’de bu ülkedeki Amerikan askeri sayısı 110 bine ulaşmıştı.

Bu sayıdaki askeri güç dünyanın bir ucuna hangi koşullarda nasıl gönderilir? Binlerce askerin topu tüfeği, üstü-başı, sağlığı, lojistiği, iaşesi, sigarası, ilacı, yaralananların bakımı, ölenlerin geride bıraktıklarının bakım masrafları ve daha pek çok kalem harcamanın çok yüksek bir maliyeti olacağını söylemek için uzman olmak gerekmiyor.

Nitekim, Forbes raporuna göre bu savaş için 20 yılda 2 trilyon dolar harcanmış.

Bu da 20 yıl boyunca her Allahın günü, günde 300 milyon dolar harcamak demek.

Ya da 40 milyonluk Afganistan’daki her bir vatandaşın eline 50 bin dolar vermek de denebilir.

Diğer bir tarifle, Jeff Bezos, Elon Musk, Bill Gates ve ABD’deki en zengin 30 milyarderin toplamı bir servet, Taliban’ı kontrol etmek için heba edilmiş.

Savaşta yaralanan 20 bin askerin bakım ve tedavisi için harcanan para 300 milyar dolar ve yarım trilyon kadar daha harcanması bekleniyor. Bu savaş devlet borçlanmasıyla yapılmış ve 500 milyar dolarlık faizi halen ödenmiş durumda. 2050’ye kadar Afgan borcunun sadece faizi 6,5 trilyon  dolar. Bu da her Amerikan vatandaşının payına 20 bin dolar borç düşüyor demek.

İki trilyonun, 800 milyar doları doğrudan savaşa ayrılan miktar, 85 milyar doları Afgan güvenlik güçleri (asker ve polis) eğitimi için harcanmış. Ama gelin görün ki, böylesi yüksek bir maliyetle yapılandırıldığı sanılan Afgan ordusuyla, Amerika’nın temmuz ayında geri çekileceğini açıkladığında kapanan Bagram Hava üssü’nde silahlarını Taliban’a bırakıp teslim olan ordu aynı ordu.

  ABD’nin yanı sıra Afganistan’da askeri birlikleri olan Birleşik Krallık ve Almanya’nın da masraflara katkısı olmuş. Birleşik Krallık yaklaşık 30 milyar dolar harcarken, Almanya’nın payına 19 milyar dolar düşmüş.

NATO da üzerine düşeni yapmaya çalışmış. Çorbada tuzumuz olsun kabilinden sadece bu yıl Afganistan’a gönderdiği malzeme ve ekipman tutarı 72 milyon doları bulmuş. ABD ve NATO Birliklerinin yenilgiyi kabul edip çekilmesine rağmen, Trump’ın Taliban’la yaptığı anlaşmada, ABD Hükümeti ve NATO 2024 yılına kadar Afganistan askeri kuvvetlerine yılda toplam 4 milyar dolarlık bir yardım taahhüdü vermiş.

Biden, çekilme takvimini açıkladığı konuşmasında Afgan Savaşının maliyetini daha mütevazı bir hesaplamayla bir trilyon olarak açıkladı. İki değil de bir trilyon olsa bile, bu bir milyon adet bir milyon dolar eder. Bununla savaştan öte neler yapılabilirdi sorusunun cevabını okuyucunun hayal gücüne bırakıyorum.

Bu arada harcanan bu paraların bir kısmının kötüye kullanıldığı, yolsuzlukların yapıldığı, rüşvet olarak verildiği ve el altından kötü ellerde ziyan olduğu da bilinen bir gerçek.

Harcanan ve büyük oranda ziyan olan sadece para değil, daha acı olanı yitirilen canlar, hayatlar. Ölenlerden 72 si gazeteci. MSNBC TV kanalında verilen kayıp listesi de şöyle:

Afgan ulusal ordusu ve polisi: 66 000

Taliban ve diğer muhalif savaşçılar: 51 191

Afgan sivil halk: 47 245

Amerikan (Contractors) Müteahhit firma çalışanları: 3 846

Amerikan askeri: 2 448

Müttefik Kuvvetler Servis elemanları: 1 144

Yardım ekipleri: 444

Gazeteciler: 72

TOPLAM       172 390 kişi

Bu sayılara ilaveten Birleşik Krallık birliklerinden de 450 asker ölmüş. Birleşmiş Milletler Yardım Misyonu verilerine göre de savaşta ölen ya da yaralanan sivillerin toplam sayısı 111 bin.

İşte yirmi yılın ardından dört Amerikan Başkanı geçiren ve trilyonların heba edildiği Afgan savaşının maddi ve manevi bilançosu böyle.

Savaşı başlatan George W. Bush. Ardından, Obama, ‘Bu saçma savaşı bitirmek gerek’ deyip Usame bin Ladin’in Pakistan’da kaldığı yeri tespit ederek öldürttü ve bundan sonrası için ‘amacımıza ulaştık 11 Eylül katili Usame bin Ladin yok oldu, şimdi Afganistan’dan çekilebiliriz,’ dediği halde ordu komutanlarını bu karara ikna edemedi.

Sonrasında, Afgan Hükümetini hiçe sayarak, sekiz yıldır Pakistan’da hapiste bulunan Taliban’ın ikinci adamı Molla Abdul Gani Baradar’ı af edip salıveren ve Afgan Hükümetinin olmadığı bir masada, Taliban’la oturup teslimiyet anlaşması imzalayan, ancak askerleri geri çekmeyen de önceki Başkan Trump. Trump bu anlaşmayı seçimi kazanacağına garanti gözüyle bakarak yapmıştı. ‘Savaşı ben bitirdim,’ diyebilmek için! Bu hesap da tutmadı. Trump seçimi kaybetti. Taliban’la yaptığı anlaşmanın yarattığı hezimeti temizlemek Biden’a kaldı

Bu konuda ilginç itiraflar da var! Trump’ın Ulusal Güvenlik danışmanı H.R. McMaster, önceki günkü açıklamasında, ‘Taliban bizi yenmedi biz kendimize yenildik. Bu yenilgi 2020’de Trump’ın Taliban’la yaptığı ‘şartlı teslimiyet’ anlaşmasına dayanıyor. Teslim olmayı kabul eden anlaşmayı kendi Dışişleri Bakanımız Mike Pompeo imzaladı,’ deyiverdi. O günlerde pek konuşulmayan bu görüşmede çekilen Taliban ve Pompeo fotoğrafları sosyal medyada. . Bugün geri çekilirken yaşananlar için, Trump’ın Taliban’a verdiği tavizlerin bir sonucu da denebilir.

Bu arada bir hatırlatma daha: Nixon 1969’ta Vietnam’dan yenilgiyle çekilmeyeceğini söyleyip savaşı altı yıl daha uzatmıştı. Sonuç 20 bin ölüm daha. 1975 yılında Amerikan Büyükelçiliğinin duvarlarına tırmanıp helikopterlere binmeye çalışan Vietnamlılarla, Kabil Havaalanında uçağın kanatlarına asılarak, tekerleri arasında saklanarak kaçmaya çalışan Afgan gençlerinin yürek yakan görüntüleri yarım yüzyıla yakın bir süre sonra savaşın sonuçlarının değişmediğini gösteriyor!

Son olarak, ‘Vietnam’da yaptığımızı tekrarlamayacağız’ diyerek 11 Eylül’ün yirminci yılında Afganistan’dan çekilme operasyonunu başlatan ise şimdiki Başkan Biden. Bu ikisi Demokrat, ikisi Cumhuriyetçi dört başkandan hangisinin Afganistan’a ihanet ettiği, durduğunuz yere ve tuttuğunuz başkana bağlı. Dün Trump’ın çekilme isteğine sıcak bakan Trump taraftarları bugün yaşananlardan dolayı Biden’ı yerden yere vuruyor. Biden da tavizsiz bir tavırla, ‘Hiçbir geri çekilme düzenli olmaz. Savaşın kaderi bu,’ diyor. Türkçesi: Yenildiğiniz savaştan zaferle dönemezsiniz. Biden ayrıca, ‘Büyük fedakarlıklarla eğitip yetiştirdiğimiz 300 bin kişilik Afgan Ordusu kendi ülkesi için savaşmazken askerlerimizi Taliban’ın karşısında savaştırmak, onların öldüğünü görmek ahlaki değil,’ dedi. Bu durumda, ‘ahlaki nedir ne değildir’i de sorgulamak gerek!

Aslında ahlaki olmayan iki nokta var ki affedilir gibi değil! Birincisi devletlerin ekonominin durgunlaştığı sıkıntılı dönemlerde savaş ekonomisi hesaplarıyla piyasaları canlandırma girişimleri, ikincisi ise aynı devletlerin demokrasi götürülmek istenen antidemokratik ülkelerdeki yolsuzluk, yiyicilik, rüşvet ve kirli para işlerine göz yummaları.

Sarah Chayes 2015 yılında yazdığı Thieves of State : Why corruption threatens global security (Devlet Hırsızları: Yolsuzluklar Neden Küresel Güvenliği Tehdit Ediyor?) adlı kitabında Afganistan’a referans vererek yolsuzlukların küresel istikrarsızlık yarattığını söylüyor. Chayes’in haklı bir argümanı var: Göz yumulan yolsuzluk ve rüşvet, istikrarsızlığa, ulusal bir hayal kırıklığına ve bunun sonucu olarak da şiddete yol açıyor.

Yazar, ahlaki çürümeyi, aciz durumdaki hükümetlerin ya da tarihten gelen bir güvensizliğin yan ürünü olarak görmemek gerektiğini vurguluyor. Destek olarak gelen sıcak paranın neden olduğu yiyicilik, devlet kurumlarına olan güveni yok ettiği gibi kuşkuları körüklüyor ve insanları şiddete ve yasa dinlemeyen bağnazlıklara itiyor. Baştakiler bu ilkel güdülerle hareket edenlerle başa çıkamayınca da halk adalet vaat eden çözümleri—yanlış yerlerde– arıyor.

Pek çok ülkede, İslam adına radikalleşenler, bu umutsuzluktan yararlanarak yozlaşmayı yok edeceklerine söz veriyor—‘Benim zengin olduğumu görürseniz, bilin ki çalmışımdır’ cümlesini hatırlayın! – Liberal görüşlü reformcular ise bu mücadelede kaybeden taraf oluyor, zira reformcuların savunduğu fikirler, ABD’nin desteklediği yozlaşmış rejimlerin benimsediği fikirler. Liberaller bu şekilde itibarsızlaştırılınca da ortalık bu radikal dincilere kalıyor.

İster borçla, ister vergilerle finanse edilsin savaşların makro düzeydeki ekonomik sonuçlarının olumsuz olduğu bir gerçek! Düşünün, savaşlar olmasaydı nasıl bir ekonomik düzen olurdu? Büyük bir ihtimalle, vergiler düşer, enflasyon azalır, bütçe açığı küçülür ve yatırımlar çoğalır, aç ve açıkta kalmazdı kimse.

Uluslararası anlaşmazlıklarda savaştan önce tüm diğer anlaşma, uzlaşma ve barış yolları denense, gerektiğinde uluslararası tahkime giderek çözüm için ihtiyatlı adımlar atılsaydı insan kayıpları yaşanmaz, göçler olmazdı. Zira yıllar süren savaşların sonunda ne olacağını baştan kestirmek çok zor! 21. yüzyılda yanlış bir hesapla başlayan bir savaşta, kaybedenden yana olanların, uçağın kanatlarına asılarak ülkelerini terk etmekten başka umutları kalmayacağını kim tahmin edebilirdi?

Yenilginin iyisi, düzenlisi, temizi olmadığını hem Biden hem de Dışişleri Bakanı Anthony Blinken kabul ediyor. Sorumluluk bizim, dediler. Bu da bir olgunluk. Ancak partizanlık ağır basıyor ve muhalif Cumhuriyetçi cephe Biden’ı yerden yere vuruyor. Oysa bu savaş, Biden’dan çok önce başlamış ve Biden başkan olmadan çok önce kaybedilmişti. Bugün gelinen noktada savaşlardan medet uman başkanların ve yönetimlerin, Vietnam’da ve Afganistan’da yaşanılan yenilgilerde, savaşın mutlu bir sonu olmadığını görmüş olması gerek. Yaşanılanlara bakarak verilen siyasi mücadelenin savaşsız bir dünya için, barış için olması gerektiğini en acı şekilde görmüş oluyor tüm dünya. Bu da ancak ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ ilkesiyle gerçekleşebilir.

NOT: Bu yazının basıma verileceği sırada gelen Kabil Havaalanındaki patlama haberi tahliye operasyonundaki yaşanan acılara yeni yaralar açıyor. Bu zalim ve insanlık dışı saldırı, ülkesini bir an önce terk etmeye çalışan Afgan sivillerinin umutlarını kırma harekatı olarak da değerlendirilebilir. Savaşın acı sonuçları katlanarak büyüyor maalesef.

27 Ağustos 2021—Seattle, WA

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları