27 Mayıs 2022 - Hoş geldiniz

E. BÜYÜKELÇİ A. BÜLENT MERİÇ YAZDI- BALKANLAR ALARM VERİYOR

Ana Sayfa » DÜNYA » E. BÜYÜKELÇİ A. BÜLENT MERİÇ YAZDI- BALKANLAR ALARM VERİYOR

Eklenme : 20.01.2022 - 18:01

E. BÜYÜKELÇİ A. BÜLENT MERİÇ YAZDI- BALKANLAR ALARM VERİYOR

 

Türkiye, bu hafta, dış politikada Batı’daki yakın çevresine odaklanmıştır. Balkanların oyun kurucu iki önemli aktörü ile Bölgenin geleceğine yönelik istişareler gerçekleşmiştir. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Erdoğan, yılın ilk resmi ziyaretini, 17 Ocak günü Arnavutluk’a yapmıştır. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile ortak basın toplantısında, iki lider Balkanlarda barış ve huzurun devamı için garantör olduklarını vurgulamıştır. İki gün sonra Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandr Vucic Ankara’ya gelmiştir. Ziyaretin sonunda liderler, Balkanların barış ve istikrarına atfettikleri önemi güçlü ve kararlı biçimde bir kez daha teyit ettiklerini, Bosna Hersek’te süren siyasi kriz  konusunda görüş alış verişinde bulunduklarını, bu krizin aşılması için uluslararası toplumun birlikte hareket etmesine ihtiyaç duyulduğunu ifade etmişlerdir. Sırbistan’ın Bosna Hersek’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verdiği desteğin Balkanlarda barış ve istikrarın korunması için çok önemli olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sırbistan’da yakın zamanda yapılacak seçimlerden sonra Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi’nin üç liderinin bir araya getirilmesinin ve söz konusu liderlerle bir toplantı yapılmasının düşünüldüğünü açıklamıştır.

Balkanlarda, 1990’lı yıllarda mutlak hegemon güç olan ABD’nin zorlamasıyla yerleştirilmiş bulunan barış ve istikrar ortamı maalesef eklemlerinden çatlamaktadır. ABD düzeninin iki temel bacağı mevcuttur. Bunlardan birincisi Bosna Hersek’i bir arada tutan Dayton düzenlemesi, diğeri ise Kosova’nın bağımsızlığıdır.

Soğuk savaş sonrası dönemin başlarına geri dönecek olursak, hatırlanacağı üzere, Mihail Gorbaçov’un Glastnost ve Perestroyka politikalarının etkisiyle Doğu Bloku çözülmüş ve kısa süre sonra SSCB dağılmıştır. Buna bağlı olarak Bağlantısızlar hareketinin öncüsü Yugoslavya’da da bağımsızlık rüzgarı güçlü bir şekilde esmeye başlamıştır. Hırvatistan ve Slovenya’nın ardından Bosna da bağımsızlık arayışına girmiştir. Aliya İzzetbegoviç’in önderliğinde alınan bu karar, yakın tarihin en kanlı savaşına yol açmıştır. Boşnak ve Sırp orduları arasında gerçekleşen bu savaşta 100 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, 2 milyondan fazlası evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Sırpların Srebrenitsa’da uyguladıkları ve 8 binden fazla sivilin hayatını kaybettiği toplu katliam, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemin soykırımı olarak tarihe geçmiştir. 1 Mart 1992’de başlayan bu savaş, 14 Aralık 1995’te, Paris’te Dayton Anlaşması’nın imzalanmasıyla son bulmuştur.

Dayton’un mimarı müteveffa ABD Büyükelçisi Richard Holbrooke anılarında, dönemin üç lideri, Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudjman ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’i, Ohio’nun bu küçük kasabasına kapatarak, yoğun baskı uygulamak suretiyle mutabakata varmalarını sağladıklarını ayrıntılarıyla anlatır. Dayton Anlaşması, diplomatik yaratıcılıkla geliştirilen, tarihte görülmemiş çok karışık bir siyasi sistem ile Bosna Hersek’te etnik birlikteliği sağlayabilmiştir. Buna göre, Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar, Bosna Hersek’in kurucu halkları olarak kabul edilmiş ve ülke buna göre alt idari birimlere bölünmüştür. Toprakların 51%’i Boşnaklar ve Hırvatların oluşturdukları Bosna Hersek Federasyonu’nun (FBIH); 49%’u ise Sırp Cumhuriyeti’nin kontrolüne verilmiştir. Ayrıca, FBIH içerisinde 10 kanton kurulmuştur. Bunların her birinin kendi hükümeti ve meclisi bulunmaktadır.

Devlet yapısının tepesinde Devlet Başkanlığı Konseyi mevcuttur. Bu konsey Boşnak, Sırp ve Hırvat üç üyeden meydana gelmektedir. Konsey Başkanlığı 8 ayda bir sırayla değişmektedir. Konsey’in şu anki Hırvat üyesi Zeljko Komsic Başkanlığı yürütmektedir. Diğer üyeler ise Boşnak Şefik Dzaferovic ve Sırp Milorad Dodik’tir.

Dayton ile birlikte, aynı zamanda bir Bosna Hersek Yüksek Temsilciliği makamı tesis edilmiştir. BM Güvenlik Konseyi tarafından seçilen Yüksek Temsilci Anlaşma’nın uygulanmasını gözetmekte ve gerekirse Devlet Başkanını görevden almaya kadar uzanan geniş veto yetkisine sahip bulunmaktadır.

Yüksek Temsilci Alman Christian Schmidt, Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği son raporda alarm çanını çalarak, Dayton düzeninin artık işlemediğinin ve Bosna Hersek’in yeniden bölünme ve çatışma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunun işaretini vermiştir. Bir önceki Yüksek Temsilci Valentin Inzko’un, Srebrenitsa Soykırımı’nı ve Bosna’da işlenen diğer savaş suçlarının inkarını yasaklaması, krizi tetikleyen gelişme olmuştur. Bosnalı Sırplar ile birlikte, Sırbistan da bu kararı kabul etmemiştir.  Sırp lider Dodik’in katılmaması nedeniyle, Devlet Başkanlığı Konseyi geçen yıl Ekim ayından bu yana toplanamamaktadır. Dodik, Sırp üyeleri idari, adli ve mali kurumlardan çekmiştir. Bosna Hersek yargısı ile güvenlik ve istihbarat birimlerinin Sırp Cumhuriyeti’nde faaliyet göstermeleri yasaklanmıştır. Bunların yerine Sırp kurumları oluşturulmaktadır. Dodik ayrıca, Sırpların ayrı bir ordu kurma yolunda olduklarını açıklamıştır.

Uluslararası toplum bir çıkmazla karşı karşıya kalmıştır. Dodik ve Bosnalı Sırpların bir kısmı savaş suçlarını kabul etmemekte ve asıl kurbanın Sırplar olduğunu öne sürmektedirler. Dolayısıyla, Yüksek Temsilci’nin geri adım atması ve Dodik’in talebinin kabul edilmesi, Lahey’deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Bosnalı Sırp liderler Radovan Karadzic ve Ratko Mladic hakkında verdiği soykırım, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleme kararlarının inkarı anlamına gelecektir.

Bugünlerde ABD, Avrupa’da NATO’suz yeni bir güvenlik mimarisi isteyen Rusya’ya ve  Ukrayna krizine odaklanmıştır. Avrupa Birliği devletlerinden Dodik’in provokasyonlarına farklı tepkiler gelmiştir. Birleşik Krallık ve Almanya yaptırım tehdidinde bulunurken, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Sırp Cumhuriyeti’nin başkenti Banja Luka’yı ziyareti sırasında Dodik’e destek vermiş ve AB’in gündemine gelecek yaptırım kararını veto edeceğini söylemiştir. Batı’nın ilgisizliği ve bölünmüşlüğü Rusya’ya yaramaktadır. Balkanların AB ve NATO’ya katılmalarının önüne geçmeye çalışan Moskova krizden yararlanmaktadır. Geçen ay Moskova’yı ziyaret eden Dodik, Rusları desteğini almış bulunduğunu öne sürmüştür.

Adı geçenin yarattığı krizin  gerçek mi, yoksa bu yıl Ekim ayında yapılacak seçimler öncesi milliyetçi tabanını genişletmek düşüncesiyle oynanan bir oyun mu olduğu bilinmemektedir. Mevcut denklemde yegane olumlu nokta Sırbistan’daki Vucic rejiminin Bosnalı Sırpların milliyetçiliğini ve bıçak sırtı politikalarını desteklemiyor olmasıdır. Türkiye’nin güvenlik ve istikrarı, Balkanlardaki güvenlik ve istikrar ile doğrudan bağlantılıdır. Hem Boşnaklarla hem de Sırbistan ve Bosnalı Sırplarla mükemmel ilişkilere sahip bulunan Türkiye, uluslararası toplumun kayıtsız kaldığı bugünün koşullarında arabuluculuk rolü oynamak için ideal konumdadır. Nitekim, Vucic’in ziyareti sırasında bunun işareti verilmiştir. Bölgede yaşanan acılar henüz kabuk bağlamamıştır. Unutulmamalıdır ki; Bosna Hersek’teki yangın, kolayca Kosova ve Sancak üzerinden Balkanların diğer yörelerine yayılabilir.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları