25 Haziran 2021 - Hoş geldiniz

E. BÜYÜKELÇİ A. BÜLENT MERİÇ YAZDI- TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPILABİLİR Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » E. BÜYÜKELÇİ A. BÜLENT MERİÇ YAZDI- TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPILABİLİR Mİ?

Eklenme : 08.06.2021 - 17:26

E. BÜYÜKELÇİ A. BÜLENT MERİÇ YAZDI- TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPILABİLİR Mİ?

 

 

 Türkiye, dış politikasında,14 Haziran 2021 günü Brüksel’de gerçekleşecek NATO Zirvesi marjında yapılması planlanan Erdoğan-Biden buluşmasına odaklanmış durumdadır. Biri küresel, diğeri ise bölgesel güç konumunda olan bu iki devletin lideri arasındaki ilk yüz yüze görüşmenin olumlu bir arka planda gerçekleşmeyeceği aşikardır. ABD’nin yeni Başkanı, göreve geldiği ilk günlerden itibaren sadece Türkiye’nin yönetimine değil, Türk halkına karşı da olumsuz hissiyatını göstermekten imtina etmemiştir. En son, 24 Nisan günü, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türklerin Ermenilere karşı soykırım uyguladığını açıkça ifade etmek suretiyle, Türkleri soykırımcı olarak nitelemekte ve neden-sonuç ilişkisine bakmadan tarihsel bir olayı Ermeni kulağına hoş gelecek biçimde siyasileştirmekte sakınca görmemiştir. Yeni Başkan ayrıca, diğer müttefik liderlerle tek tek telefon görüşmeleri gerçekleştirmişken, Türkiye Cumhurbaşkanı ile temastan, soykırım nitelendirmesini yapacağı konuşmanın bir gün öncesine kadar kaçınmış ve Vaşington’a yeni atanmış bulunan Büyükelçiye, güven mektubunu sunması için uzun süre randevu vermemiştir. Biden’ın bu yaklaşımının Türkiye’ye karşı iyi niyetli, dostane tutum olduğu söylenemez.

Buna karşılık, Türkiye’nin hükümeti de, özellikle son 5 yıldır ABD’e karşı faydacı bir yaklaşım sergilemiştir Körü körüne sadık müttefik rolünü oynama durumu artık mazide kalmıştır. Türkiye, ulusal çıkarlarına uygun olduğu sürece ABD ile işbirliği yapmakta; çıkarlarına ters düşen hallerde ise, NATO üyesi olmasına rağmen Batı dünyasının muhasımlarına yakınlaşmakta mahzur görmemiştir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO’nun beyin ölümünden söz etmesi boşuna değildir. Esasen, merkezlerin çoğaldığı yeni uluslararası sistemde İttifak’ın varlık felsefesini canlı ve müttefikleri bir arada tutabilmesi için beynini yenilemesine ihtiyaç vardır. Artık NATO, ABD’nin hoyratça kullanabileceği bir alet kutusu olmaktan uzaklaşmıştır.

Nitekim, bu gerçek NATO’nun son dönemdeki çalışmalarına bariz biçimde damgasını vurmuştur. ABD tarafından Afganistan bataklığına itilmiş bulunan İttifak, burada seküler, modern bir devlet inşası çalışmasında başarısız olmuştur. Şimdi, ABD ile birlikte NATO’nun da söz konusu ülkeden çekilmesinin planları yapılmaktadır. Ayrıca NATO, günümüzün melez tehditlerine karşı ne savunmaya yönelik ne de proaktif, tutarlı bir strateji geliştirebilmiştir. Bu nedenle İttifak’ın ortak savunma boyutu aşınmış ve inandırıcılığını yitirmiştir. NATO’nun, zaman geçirmeden kendisini yenilemesine ihtiyaç vardır ve bunun için geçen yılın sonunda, 2030 hedefleri tespit edilmiştir.

Önümüzdeki zirvede, Rusya ve Çin gibi siyasi/askeri gücü yükselen devletlerden kaynaklanabilecek tehditlerin yanı sıra; küresel terör, siber saldırılar, yeni nesil teknoloji ya da iklim değişikliğinin güvenlik sonuçları gibi melez tehditlerin nasıl karşılanabileceği üzerinde de durulması beklenmektedir.

Erdoğan-Biden görüşmesinin arka planına NATO’nun bu geçiş döneminde işlevselliğini koruma kaygısının da yerleştirilmesi, gerçekçi bir değerlendirme yapılabilmesi açısından tamamlayıcı olacaktır. Zira, ülkesinin bütünlüğünü de etkileyebilecek bölgesel sorunlar karşısında müttefiklerinden tam anlayış ve destek göremeyen Türkiye, zaman zaman NATO dayanışmasını göz ardı ederek, Batı dünyasının stratejik hasımlarının yanında yer alabilmektedir. En son, bir sivil uçağın Minsk’e indirilerek muhalif kanaat önderinin tutuklanmasında, Belarus rejimini destekleyen bir pozisyon alınmasında olduğu gibi…

Rusya ve Çin’e nasıl yaklaşılacağı noktasında Atlantik’in iki yakası arasında tam bir görüş birliğinin oluşturulamamış olmasının Türkiye’nin hareket alanını genişlettiği bir gerçektir. Bununla beraber, hem söylemde hem de politikada Ankara’nın Moskova ve Pekin’e yakınlaşmasının, bir müttefikin sorumluluğunun gerektirdiği eşiği aşmış olduğunu söylemek kanaatimce yanlış olmayacaktır. Örneğin, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından Türkiye-Rusya ile ilişkileri hakkında yapılan stratejik ortaklık tanımlamasının Rusya’yı bile rahatsız etmiş olduğu ve Dışişleri Bakanı Lavrov’un iki devletin ayrıştığı bir çok konu bulunduğunu belirtmek ihtiyacını duyduğu hatırlanmalıdır.

Erdoğan-Biden Zirvesi’nin hazırlığını yürütmek üzere geçen ay Ankara’ya gelmiş bulunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın kamuoyuna beyanları dikkate alındığında Vaşington, Türkiye’den kurallar ve değerlere dayalı mevcut uluslararası düzene saygı göstermesini beklemektedir. Bu, Moskova ve Pekin’e verilen mesaj ile aynıdır. ABD’nin stratejik hasmı olan söz konusu iki başkent, bu mesaja karşılık, ABD’nin değer ve kurallarına bağlı kalmaya mecbur olmadıkları; aksine Vaşington’un ülkelerin ve toplumların kültürel farklılıkları ile devletlerin egemenliklerine saygılı olmasını bekledikleri yanıtını vermiştir. Müttefik Ankara’nın ise, Vaşington’a nasıl yanıt vereceği merakla beklenmektedir.

İki müttefik arasında derin bir güven bunalımı olduğu inkar edilemez. İlişkilerin yeni bir zemine oturtulabilmesi için öncellikle iki devlet açısından güven bunalımının ortaya çıkış noktalarının tespit edilmesi gerekmektedir. Ankara’nın penceresinden bakıldığında 21. yüzyılın ikinci on yılının başlarında ABD’nin Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin eş başkanı yapılan Türkiye, neden bugün güneyi ve batısında kuşatılmış durumdadır? ABD’nin, son yirmi yıl içerisinde Türkiye’nin iç politikasında, toplumun ve bürokrasinin cemaatleşmesinde ve nihayet 15 Temmuz hain darbe girişiminde rolü ne olmuştur? Neden Türkiye’nin en önemli müttefiki, ülkesel ve toplumsal bütünlüğümüzü hedef almış bir terör örgütü ile işbirliği yapmaktadır ve tüm uyarılarımıza rağmen anılan örgüte askeri yardım vermeye devam etmektedir? Bu sorulara ikna edici yanıtlar verilmelidir.

2015 yılında, Rusya’nın, İran’dan sonra Suriye üzerinden de Orta Doğu’ya girmesiyle, ABD’nin Büyük Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi tarihin çöplüğüne atılmıştır. Son İsrail-Filistin çatışması karşısında Vaşington’un hareketsizliği, Orta Doğu’ya yönelik yeni bir planın mevcut olmadığının işaretidir. ABD, Bölgede mevcudiyetini koruyabilmek için bir yana geleneksel müttefikleri ve ortaklarını gözetmek, diğer yanda ise yeni ortaklar bulmak zorundadır. Oysa, ABD Orta Doğu’da geleneksel bir müttefikini marja itmiş, onun bölgede hareket alanını,Yunanistan ve Kıbrıs Rumları gibi kimliksel hasımları ile  bir terör örgütünden istifade etmek suretiyle sınırlandırmıştır.

Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, basına verdiği demeçte, iki liderin ilk buluşmasında Suriye, İran, Afganistan ve bölgesel sorunların yanı sıra iki devlet arasındaki ‘önemli görüş ayrılıkları’ üzerinde de durulacağını duyurmuştur. Sullivan, bu son noktada, demokratik değerler, hukuk devleti ve insan hakları alanındaki farklılıkları ön plana çıkarmıştır. Sherman’ın da ,Türkiye’de bulunduğu sırada, İstanbul Sözleşmesi’den çıkılması bağlamında kadın hakları konusunu gündeme yerleştirmeye çalıştığı hatırlanmalıdır. Bu durum, Biden’ın, demokratik meşruiyeti, aldatılmış ve kinlenmiş bir mafya liderinin sosyal medyadaki ifşaatlarıyla giderek aşınan Türkiye yönetimini demokrasi, temiz siyaset  ve insan hakları alanında baskı kurarak sıkıştıracağının işareti olarak değerlendirilebilinir.

ABD son beş yıl içerisinde Türkiye’nin yakın çevresinde sıfır toplamlı yeni bir oyun alanı yaratmıştır. Kuşatma ile birlikte S-400 ve Halkbank Davası bu oyun alanının temel parametrelerini oluşturmaktadır. Böylece, ABD’nin lehine geliştirilmiş bulunan muazzam asimetri, Türkiye’nin bir çok alanda anılan devletin lehine tavizler vermesi için araçsallaştırılmıştır. Bu nedenle Halkbank Davası bir türlü karara bağlanmamakta, S-400 her iki taraf açısından da tatmin edici bir çözüme kavuşturulmamaktadır.

Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir başlangıç yapılabilmesi için temelde, ABD’nin bir diplomasi mühendisliği ile geliştirmiş bulunduğu mevcut oyun alanının bozulması ve ilişkilerde müttefikliğe yakışan anlayış ve dayanışmanın ortaya çıkarılması şarttır. Bunun için uygun koşulların ise henüz mevcut olmadığı görülmektedir.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları