EDEBİYATÇI DOĞAN ATEŞ ANLATIYOR: NASIL YAZAR OLDUM

Ana Sayfa » HAYATIN İÇİNDEN » EDEBİYATÇI DOĞAN ATEŞ ANLATIYOR: NASIL YAZAR OLDUM

30.08.2020 - 17:01

EDEBİYATÇI DOĞAN ATEŞ ANLATIYOR: NASIL YAZAR OLDUM

 

Yazmak, yazar olmak, ucu çocukluğa kadar gidip dayanan, hiç bitmeyen, ömür boyu çaba gerektiren bir uğraş. Yazarların yazmak ve yazar olmakla ilgili içlerinde uyanan en erken hatıradan, ilk ürünlere, yayımlanmış eserlere ve geleceğe uzanan yolculuklarını onların ağzından dinlemek, sizi de bu serüvene dahil etmek istedim. Buyurun.

Tuğba Gürbüz

 

 

Nasıl yazar oldum: Doğan Ateş

Her şey Ankara’da başladı.

2012’de Ankara’ya taşındım. Kolej’de, Mahmut Esat Bozkurt Caddesi’nde arkadaşımın yanında kalmaya başladım. Birkaç ay KYK yurdu çıkar diye bekledik, çıkmadı. O süre içerisinde evin üyesi olmuşum. Faturalara, market alışverişine ortağım. Salonda uyuyorum, uyanıyorum, ders çalışıyorum, kitap okuyorum ama en çok resim yapmaya çalışıyorum. Çok konuşmuyorum, içine dönük biri olarak derdimi, tasamı, sevincimi ve akla gelebilecek birçok duyguyu kendi içimde yaşıyorum çoğunlukla. O zaman için birçok şeyi resim yaparak anlatıyorum. Anlatmaya çalışıyorum. Ev arkadaşımın şövalesini kullanıyorum, nasıl heyecanlıyım ama. (Evden taşınırken hediye etmişti. Hâlâ saklarım.) Belki bir gün tekrar resim yaparım umuduyla. Malum, resim yapmak, en azından benim tercih ettiğim yöntem masraflıydı. Bir yandan aile evinden ayrılmışsın eline ayda bir toplu para geçiyor ve idare edeceksin, bunu öğreneceksin. (Keşke sadece kalem kullanabilseydim, dediğim çok olmuştur.) İstemeyerek de olsa bırakmak durumunda kaldım boyaları, şövaleyi…

Antropoloji bölümünde olmak beraberinde kitaplarla daha haşır neşir olmayı getirdi. Haftalık okumalarım(ız) 400-700 sayfa arasında değişiyordu. Açıkçası neye uğradığımı şaşırmıştım. Kitap okuyan fakat böylesi bir tempoyla kitap okuyan biri olmadığım için ilk başlarda zorlansam da sonrasında iki üç ay içerisinde alıştım. Derslerimizin çerçevesi oldukça genişti: kuramsal metinlerden etnografik metinlere, romanlardan öykülere vd. uzanan bir okuma serüvenimiz vardı. Sonra sonra bu dere, yatağından taşmaya başladı, kendiliğinden. Derslerden bağımsız bir okuma eylemini de sığdırdım o zamanlara. (Keşke daha çok okusaydım, demeden geçemiyorum şimdi.)

Ressam olamayacaktım, hobi olarak da devam etmem güçtü artık. Kendimi, iç sıkıntılarımı, sevinçlerimi, bir insanın yaşayabileceği tüm duygu durumlarını bir şekilde anlatma ihtiyacım 2014’te bir blog içerisinde can buldu. Altı ay kadar oraya “şiir” yazdım diye anımsıyorum. Sonrasında blog devri benim için bitti. (Ara ara bu blogu bulmak için uğraşıyorum, yazdıklarımı görmek istiyorum ama olmayınca olmuyor, belki de inatla kaçıyordur benden.)

Birkaç dergide bu “şiirler”den iki üç tanesi yayımlandı diye anımsıyorum. Ardından Ali Oktay Özbayrak ile Ankara Öykü Günleri Derneği’nde tanıştık. Bir konu hakkında öykü yazma kararı verildi. Dernek bünyesindeki arkadaşlar arasında yazdıklarımız okunacak, üzerine konuşacağız. Yazdığım “şiirleri” okuttum Oktay’a, ardından öykülerimi okudu. Tek bir cümle kurdu: “Sen şiir değil, öykü yaz.” O günden sonra şiir yazmaya niyetlensem de araya koyduğum mesafe kapanmadı. Ama içimde ukde kalmayacak, buna inanıyorum, acele de etmiyorum.

Bir derginin proje aşamasındayken yaşanan fikir ayrılığı Karahindiba Dergi’nin temellerini atmamızı sağladı. “Üflesen dağılacak bir ülkede varoluş savaşıdır Karahindiba.” diyerek Ekim 2015’te ilk sayıyı yayımladık. Haziran-Temmuz Ağustos 2017 tarihli son sayıyla birlikte Ankara’da başlayan serüvenim Denizli’ye taşındı. Çok şey öğrendim o iki yılda. Karahindiba’ya emek veren, dokunan, kıyısından geçen, uzaktan da olsa gözü değen herkese teşekkür ederim.

Eve dönünce kendimi kapattım. Dergilere küsmedim ama aynı sıklıkla takip edemedim. Yazdım, sildim, yırttım, çöpe attım öyküleri o süreçte. Dergilere öykü göndermeyi de bıraktım. Yoğun bir okuma sürecinin sonrasında Ekim 2017’de Ay Işığında Sancı’nın ilk cümlesini yazdım. Bir buçuk yıl sonra tamam dedim, bitti. Yayınevlerine gönderdim, kimi dönüş yapmadı kimi reddetti.

Bir noktada umudumu kaybetmiştim, ama ara ara dosyayı açıp değişiklikler yapıyordum. Bu değişiklikler bir noktada beni bu dosyaya bağlıyormuş, çok sonradan fark ettim. 23 Eylül 2019’da, Ay Işığında Sancı’nın ithaf metninde de yer alan Yüksek binaların arasından ormanın güzelliğini gösteren” kişi olan Kübra’nın desteği, bana ve dosyaya olan inancı ile cesaretimi toplayıp İthaki Yayınları’na gönderdim. Sonrası ilk kitap, ilk adım. Takdir, okurun.

Doğan Ateş

kaynak: parsomenfanzin.com

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :