19 Ocak 2021 - Hoş geldiniz

EFSANENİN ARDINDAN..DİEGO ARMANDO MARADONA..FUTBOL, UYUŞTURUCU, POLİTİKA VE TANRI’NIN ELİ..

Ana Sayfa » GÜNCEL » EFSANENİN ARDINDAN..DİEGO ARMANDO MARADONA..FUTBOL, UYUŞTURUCU, POLİTİKA VE TANRI’NIN ELİ..

Eklenme : 26.11.2020 - 9:35

EFSANENİN ARDINDAN..DİEGO ARMANDO MARADONA..FUTBOL, UYUŞTURUCU, POLİTİKA VE TANRI’NIN ELİ..

 

Diego Armando Maradona | Futbol, uyuşturucu, politika ve Tanrı’nın Eli…

‘Ölüm’ kelimesinin anlamını yitirdiği bazı anlar vardır, insanın içini ürperten o buz gibi soğuk kelime bile bazen manasızlaşır. 60 yaşında son kez gözlerini yuman Diego Armando Maradona fani dünyanın acı gerçeğini bir kez daha hatırlatsa da, bıraktığı miras dünya döndükçe hatıralarımızda yaşamaya devam edecek.

 

Futbol sahasında yarattığı mucizeler, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı, emperyalizme karşı devrimci tavrı, özel hayatında yaşadığı skandallar… Belki Maradona’nın hayatını okurken kendinize ‘Bunların hangisi Maradona?’ diye sorabilirsiniz, ancak bu dünyada bir tane Maradona vardı ve ikincisi gelmeyecek.

“Siyah ya da beyazım. Asla gri olmayacağım” diyen Maradona bütün hayatını bu netlikte yaşadı. Bazen ‘Tanrı’nın Eli’ olurken, bazen uyuşturucu bataklığına saplanan pelerinsiz bir kahramana dönüştü. Bazen karşımıza emperyalizme kafa tutan, eşit ve adil yaşamın yılmaz savunucusu olarak çıktı, bazen evlilik dışı çocuklarını reddeden zalim bir ebeveyn oldu.

Sözcü’den Alican Özcan’ın hazırladığı bu haber futbolun efsane isminin bilinmeyenlerini de ortaya koyuyor. Onu İtalyan mafyasıyla kol kola görmek de mümkündü, Küba’nın devrimci lideri Fidel Castro ile top oynarken de. Sevenleri için olduğu kadar, nefret edenleri için de ikon haline gelmiş ve futbol tarihinin en büyük oyuncusu kabul edilen Arjantinli Maradona, beynindeki pıhtı sorunu nedeniyle geçirdiği ameliyattan iki hafta sonra geçirdiği kalp krizi nedeniyle, sıkı dostu Fidel Castro gibi 25 Kasım’da hayatını kaybetti.

60. yaş gününden kısa bir süre sonra aramızdan ayrılan Maradona, günahları ve sevaplarıyla unutulmayacak bir ömür geçirdi. İlk profesyonel maçına çıkarken hocasının “Nasıl biliyorsan öyle oyna” diye seslendiği Diego, futbolu da, hayatı da nasıl biliyorsa öyle oynadı. Kimimize siyah göründü, kimimize beyaz. Ancak birilerine yaranmak adına hiçbir zaman gri olmadı. Bize de, onun bıraktığı mirası ve anıları saygıyla yad etmesi kaldı…


“Evet, kokain kullandım ama hiç değilse Amerikalılar gibi binlerce masum insanı öldürmedim” -Diego Maradona | (Kokain kullandığı için Japonya’nın kendisine vize vermemesi üzerine, Hiroşima’ya atılan atom bombasına gönderme)


KİLİSEDE YERE YANSIYAN YILDIZ

30 Ağustos 1960’ın Buenos Aires’inde işçi sınıfı banliyösü Lanus’ta doğan, fabrika işçisi ebeveynlerin sekiz çocuğunun beşincisi olan Maradona, Villa Fiorito’nun gecekondu kasabasında büyüdü. Annesi Dalma, Maradona’nın vaftiz edildiği kilisede yere yansıyan bir yıldız görünce oğlunun bir muhasebeci olarak parlak bir geleceği olacağını hayal etmişti. Ancak ‘dahi’ olarak doğan Maradona’nın futbola olan aşkı bebekliğinden itibaren kendisini belli etmişti. Tozlu sokaklarda kestaneden yaptığı futbol topuyla gece yarılarına kadar arkadaşlarıyla oynadığı maçlar en büyük eğlencesiydi. Onun için eğlence olan bu detay, büyüdüğünde futbol topuna karşı sağlayacağı hakimiyetin en kilit noktası olacaktı.

“NASIL BİLİYORSAN ÖYLE OYNA”

Sokaklarda futbol oynadığı sırada 8 yaşındayken Argentinos Juniors’un yetenek avcıları tarafından keşfedildi ve antrenör Francisco Cornejo, Maradona’nın potansiyelini ilk fark eden isim oldu. Henüz 12 yaşında profesyonel maçlarda top toplayıcılık yaparken, devre arasında saha içine dalıp topla yaptığı hareketler sayesinde meşhur oldu. Maradona’yı Argentinos Juniors’un gençlik takımına alan Cornejo, bu kararı verirken 136 maçlık yenilmezlik serisi yakalayabileceklerini tahmin bile edemezdi.

Argentinos Juniors’un koçu, 16. yaşına girmeden 10 gün önce Maradona’yı A takıma aldı ve ilk maçına çıkması için kadroya dahil etti. Maça yedek kulübesinde başlayan Maradona’yı oyuna alırken şöyle söyledi: “Haydi Diego! Nasıl biliyorsan öyle oyna. Ve yapabiliyorsan topu birinin bacaklarının arasından geçir.”

Ve genç Maradona oyuna girdikten dakikalar sonra hocasının dediğini yaptı. Daha sonra o günleri anlattığı otobiyografisinde “Ellerimle cennete dokunduğumu hissettim” diyerek yaşadığı hisleri tarif edecekti. 1978’den itibaren üst üste üç sezon ligin gol kralı oldu ancak, çok genç olduğu için dönemin Arjantin Milli Takımı Teknik Direktörü Cesar Luis Menotti’nin 1978 Dünya Kupası’nı kazanan kadrosuna girme şansına erişemedi.

Ancak hızlı gelişimi, Boca Juniors formasıyla 1981 yılındaki şampiyonluğu ve İspanya’daki 1982 Dünya Kupası’na katılması Maradona’ya Avrupa kapılarını açtı.

Argentinos’taki takım arkadaşı Ruben Favret:
“Renkli televizyon dönemiydi. Hepimiz bir televizyon almak istiyorduk ama ikramiyelerimiz ödenmemişti. O zamanlar 18 yaşında olan Diego, ayağa kalktı ve Başkan Consoli’ye ödeme yapılmaması durumunda sahaya çıkmayacağını söyledi.”

UMUTSUZLUKTAN KAHRAMANLIĞA

Arjantin’in fakir işçi mahallesinde büyüdükten sonra 5 milyon Sterlin’e dönemin dünya rekoru olan bir anlaşmayla Barcelona’ya imza atan Maradona ‘hayatım kurtuldu’ dese de, futbolu prangalanmıştı. Katalan halkının izole yapısına alışmakta zorlanan futbolun haşarı çocuğukokainle tanışmasıhepatit hastalığı ve Eylül 1983’te ‘Bilbao Kasabı’ Andoni Goicoechea’nın ayak bileğini kırmasıyla yeşil sahalara veda etme noktasına geldi. Ancak Barcelona’da geçirdiği iki mutsuz ve umutsuz sezonun ardından İtalya’nın Napoli şehrinde adeta yeniden doğdu. ‘Kurtuluşum’ dediği Barcelona’dan 1984’te ayrılıp, 7,5 milyon Dolar’a rekor bedelle Napoli’ye imza attığı sırada haber kanalları şöyle söylüyordu: “İtalya’nın en fakir şehri, dünyanın en pahalı oyuncusunu satın alıyor.”

“Beni satın alacak başka takım yoktu” diyen ve San Paolo Stadyumu’nda kendisini bekleyen 80 bin kişinin karşısına helikopterle inen Maradona; İtalya’da geçirdiği 8 yılda iki Serie A (1987-1990), bir UEFA Kupası şampiyonluğu (1989) ve Arjantin Milli Takımı ile 1986 Dünya Kupası zaferiyle dünya futbolunun zirvesine adını yazdırdı. Napoli taraftarına alışık olmadıkları duygular yaşatan Maradona, şehirde yarı tanrı konumuna geldi. Çünkü Napoli ve Maradona arasında doğal bir bağ vardı. Maradona, İtalya’nın ‘Afrikalıları‘ olarak görülen Napoli halkının sahadaki yansıması gibiydi. Her ikisi de sıkıntılıydı ve zorluklardan besleniyordu, ikisi de tutkuluydu -belki de haddinden fazla.

YÜZYILIN GOLÜ VE TANRI’NIN ELİ

Arjantin’in ‘altın çocuğu’, Meksika’daki 1986 Dünya Kupası’nın çeyrek finalinde İngiltere’ye attığı iki golle tüm dünyanın gözlerini üzerine çekmeyi başarmıştı. Arjantin ve İngiltere arasındaki Falkland Savaşı’ndan sadece dört yıl sonra gerçekleşecek olan maç, mevzu bahis durum nedeniyle ‘intikam vakti’ olarak görülecek kadar önemliydi. Ve Maradona yaptıklarıyla bu karşlaşmayı dünyanın hiçbir zaman unutamayacağı bir maça çevirdi.

Dakikalar 51’i gösterdiğinde İngiliz futbolcu Steve Hodge topu kendi ceza sahasında havalandırdı. Kaleci Peter Shilton ile birlikte topa yükselen 1.65 boyundaki Maradona, kendisinden 18 cm uzun olan Shilton’ı mağlup ederek topu ağlara gönderdi! Bobby Robson ve bazı İngiliz futbolcular Maradona’nın topu elle ağlara yolladığı itirazında bulundu ancak gol geçerli sayıldı. Maradona’ya göre bu, ‘Tanrı’nın eli’ydi, İngilizlere göre ise, ‘Şeytan’ın eli’. İngiliz halkı Maradona’nın yaptığına ‘küstahlık’ derken; sadece 4 dakika sonra orta sahada topu alıp 7 İngiliz futbolcu ve kaleci Shilton’ı çalımlayarak attığı “yüzyılın golü” de, onun ne kadar yetenekli bir futbolcu olduğunun kanıtıydı. İngiltere’yi 2-1 yenen Arjantin, finalde Batı Almanya’yı da 3-2 mağlup ederek kaptan Maradona önderliğinde Dünya Kupası zaferi yaşadı.

Diego Maradona:
“Bu maç bizim için bir final gibiydi. çünkü, bir takıma karşı değil, bir ülkeye karşı kazanmış olacaktık. Maçtan önce futbolun Falkland Savaşı’yla ilgisi olmadığını söyleyip duruyorduk, ama orada birçok Arjantinli çocuk ölmüştü; onları kuş yavruları gibi öldürmüşlerdi. Bu bir rövanş olacaktı, sanki Malvinas’ın intikamını alacaktık. Yaptığımız röportajlarda hepimiz, bunları birbirine karıştırmamak lazım; futbol ve politika ayrı şeylerdir filan diyorduk, ama yalandı hepsi, düpedüz yalan! İşte bunun için, sanırım attığım gol, golden öte bir şeydi.”

UYUŞTURUCU VE ALKOL BAĞIMLILIĞI

1986 Dünya Kupası zaferi ve Napoli’de baş döndüren günlerin ardından gelen şöhreti kaldıramayan Maradona’nın bu durumla yaşadığı çekişmeler de beraberinde geldi. Napoli’deyken, Barcelona dönemlerinde kullanmaya başladığı kokainin bağımlısı haline gelen Maradona, günlerce süren uyuşturucu partileri düzenliyordu. İtalya’daki 1990 Dünya Kupası’nda ev sahibi ülkeyi saf dışı bırakan Arjantinli, artık Çizme’de de kötü çocuk olmuştu. O zamana kadar Maradona’nın uyuşturucu bağımlılığını pek de dert etmeyen İtalyan medyası, ‘Lucifer İtalya’da yaşıyor’ manşetleriyle lincin fitilini yaktı. Camorra çetesiyle olan bağı ayyuka çıkmış ve babalık davasıyla boğuşurken, 1991 yılında kokain testi de pozitif çıkınca 15 aylık men cezası aldı ve 1992’de Sevilla’ya transfer oldu.

Bir yıl sonra ülkesine giden Maradona, Newell’s Old Boys ile anlaştı ama adım attığı her yere karıştığı skandalları da götürdü. 1994 Dünya Kupası’nda efedrin kullandığı için 15 ay men cezası alıp milli formaya veda etmeden önce, Buenes Aires’teki evinin önünde gazetecilere pompalı tüfekle ateş ettiği için ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı. 346 kulüp ve milli takım golü içeren 679 maçlık profesyonel kariyerine, taraftarı olduğu Boca Juniors forması giyerken 1997’de son verdi.


“Maradona’nın, Tanrı’nın kendisinden bile şüphe duymasına neden olacak şeyler yaptığını gördüm.” -Zico


Futbolu bıraktıktan sonra uzun süre sağlık sorunlarıyla boğuştu ve Juan Sebastian Veron, Carlos Tevez ve Lionel Messi gibi yıldızların olduğu Arjantin Milli Takımı’nın başında 2010 Dünya Kupası’na katıldı. Çeyrek finalde veda ettiği turnuvadan bir yıl sonra görevinden ayrılan Maradona, son olarak Arjantin ekibi Gimnasia teknik direktörlüğüne getirilmeden önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Meksika’da çalıştı.

Ancak sağlık her geçen yılda sağlık sorunları katlanan Maradona’nın popülaritesi, kusurları ve özel hayatındaki tüm skandallara rağmen asla azalmadı. Güney Amerika’da beş kez yılın futbolcusu seçilen Maradona, 2000 yılında Pele ile birlikte FIFA tarafından “Yüzyılın Futbolcusu” unvanı aldı.

POLİTİK ROMANTİK DEVRİMCİ

Maradona aynı zamanda politik bir romantikti. Kolunda Ernesto Che Guevara’nın ünlü portresi, bacağında Küba’nın devrimci lideri Fidel Castro’nun dövmesi olan Maradona, sosyalist duruşu nedeniyle çoğu kez eleştiri oklarının hedefi olsa da asla bu tavrından geri adım atmadı. Fidel’in bir zamanlar dediği gibi: “Fikirler pazarlık malzemesi edilemez.”

Küba’yı ilk kez 1987’de ziyaret ettikten sonra hayran olduğu ve sık sık görüştüğü Fidel Castro ile güçlü bir dostluk kurdu. Fidel’in devriminden sonra güçlü bir sosyal devlete dönüşen Küba’nın en fanatik savunucularından olan Maradona, yaşamı boyunca emperyalizme karşı duran ve daha eşit, adil toplumlar için savaşan bir insan portresi çizdi.

2000 yılında Fidel, futbolun süperstarını uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele ettiği ve rehabilitasyona ihtiyacı olduğu için La Pedrera kliniğine davet etti. Aldığı fazla kiloları verip uyuşturucudan uzaklaşan Maradona beş yıl sonra yeniden doğmuş gibiydi ve komutan Fidel’le bir TV şovunda röportaj yaptı. Küba Başkanlık Sarayı’nda gerçekleştirilen röportaj 5 saat sürmüştü.

Fidel’in ölümü sonrası Maradona’nın sözleri:
“O benim için bir baba gibiydi. Arjantin kapıları suratıma kapatırken Küba bana kollarını açtı. Ölüm haberini aldığımda cehennemdeymişim gibi ağladım. Bugün bize veda ediyor ama Chavez gibi, Che gibi rehberlik etmeye devam edecek.”

Dünya futbolu Maradona için yasta: `Bir gün gökyüzünde birlikte topa vuracağız`

Maradona’nın Küba’da gördüğü sosyal adalet mücadelesinin aynısı bir başka Karayip ülkesinde güçlenirken Arjantinli efsanenin buna seyirci kalması beklenemezdi. Venezuela’nın Bolivarcı devrimi sonrasında ülkeyi birkaç kez ziyaret etti. Dönemin Devlet Başkanı Hugo Chavez ile olan dostluğu, Fidel Castro ile arasındaki bağ kadar kuvvetli olmadı ama Venezuela’nın en büyük hayranlarındandı.

“Hugo’nun bana bıraktığı miras harika bir dostluk ve inanılmaz bir siyasi bilgelik. Chavez, Latin Amerika’nın düşünce tarzını değiştirdi. ABD’ye boyun eğdik ve bize kendi başımıza yürüyebileceğimizi gösterdi.”

Futbolun Che Guevara’sı olan Maradona, sadece ülkesi Arjantin’in siyasetine odaklanmayan ve dayanışmasını sınırların ötesine taşıyan bir karakterdi. Büyük bir dostluk kurduğu Küba’nın devrimci lideri Fidel Castro ile aynı gün (25 Kasım 2016) hayatını kaybetmesi ise, kaderin ilginç bir cilvesi oldu.

“Ben bir Küba askeriyim, Küba bayrağı için tüm bedenimi feda ederim.” -Diego Armando Maradona

Diego Maradona, Fidel Castro ve Hugo Chavez bir arada…

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları