EKONOMİ ZORA GİRİYOR DR. ALİ TİGREL

Ana Sayfa » EKONOMİ » EKONOMİ ZORA GİRİYOR DR. ALİ TİGREL

11.04.2018 - 6:43

EKONOMİ ZORA GİRİYOR                  DR. ALİ TİGREL

 

 

 

Son birkaç ay içinde yazdığım bazı yazılarda Türkiye ekonomisinin borçluluk verilerinin giderek olumsuza gittiğini, bu trendin değişmesine yönelik tedbirlerin alınmaması durumunda ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalabileceğimizi vurgulamıştım. Bugün itibariyle, bırakınız mali ve parasal tedbir almayı, içinde bulunduğumuz şartlar nedeniyle önümüze çöken belirsizlik bulutunun ne zaman dağılacağını bile tahmin edemeyecek noktadayız.

Bu noktada beni gerçekten kaygılandıran bazı verilere bakalım:

  • 2017 yılı sonu itibariyle, Hazine’nin iç ve dış borç toplamı 877 milyar TL’ye ulaşmış bulunuyor.
  • Borç stoku 2017 yılı içinde 117 milyar TL artmış görünüyor. Bu, son 19 yılın zirvesini temsil ediyor.
  • Borç stokundaki artış hızı 2013 yılından sonraki yıllarda ivme kazanıyor.
  • İşin esas endişe verici boyutu ise borç stokundaki artışın nakit açığından daha fazla olması. Bu durumun iki temel nedeni var. Birincisi, stok TL cinsinden açıklandığı için, döviz olan kısmından kaynaklanan kur etkisi. İkincisi ise, Hazine garantileri gibi bütçe dışı işlemlerden gelen etkiler. Ancak daha yakın bir inceleme, 2013 sonrası dönemde artışların büyük bölümünün kur etkisinden geldiğini ortaya koyuyor.
  • Artış eğilimi bu şekilde devam eder ve eğer bu yıldan başlayarak çok sıkı bir şekilde bütçe açığı ve borçlanma frenine basılmazsa, birkaç yıl içinde kamu borç stokunun büyük bir sorun haline geleceği anlaşılıyor.
  • Eylül 2017 sonu itibariyle, Türkiye’nin toplam dış borcu 438 milyar Dolar’a yükselmiş bulunuyor. Milli gelirin yarısından fazla olan bu tutarın 257 milyar dolarlık(%59) bölümü dolar, 140 milyar dolarlık(%32) bölümü de Euro cinsinden. Yani toplam dış borcun %91’i, Moody’s, S&P, FITCH gibi kredi kuruluşlarının hizmet verdiği yatırımcılardan alınmış.
  • Reel sektörün net döviz açığı 213 milyar dolara ulaşmış durumda. Bunun ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Fakat dolar kurunda son altı aydaki artışla oluşan reel sektör kur zararının yaklaşık 120 milyar TL olduğunu düşünürsek durumun ciddiyeti belki daha iyi anlaşılır. Bu zarar nasıl telafi edilecektir? Oturup düşünmek lazım.
  • Cari açık, bütçe açığı, enflasyon, işsizlik, ve büyüme oranlarını ele alarak hazırlanan Makro Kırılganlık Endeksi;Cari açık/GSYH, Kısa vadeli dış borç/Uluslararası rezervler, Dış borç stoku/İhracat, Dış borç stoku/GSYH oranlarını içeren Dış Kırılganlık Endeksi; Kredi/Mevduat, Krediler/GSYH, Finansal sektörün dış borcu/GSYH oranlarını esas alan Finansal Kırılganlık Endeksi ve nihayet; Bütçe açığı, kamu iç ve dış borç stoku, Kamu Özel İşbirliği stoku ve Hazine Garantili borç stokunun milli gelire oranları kullanılarak hesaplanan Mali Kırılganlık Endeksi gibi büyük önem taşıyan endeksler, Türkiye Ekonomisi için 2018 yılında zirve yaparak 2001 yılı seviyesine çıkacak gibi gözüküyorlar.

Bu noktada kısa bir açıklama yapmakta yarar var. Kırılganlık endeksleri şöyle önemlidir: Bunlar herhangi bir yılda ekonominin içinde bulunduğu durumu, öteki yıllarla karşılaştıran bir veri setidir. Öncü bir kriz göstergesi yerine geçmezler. Fakat kırılganlıkların artması, ekonominin beklenmedik risklere önceki yıllara göre daha duyarlı olduğuna işaret eder. Bu bağlamda kırılganlık endeksleri, ekonomideki karar alıcılara gerekli önlemleri almaları için uyarıda bulunurlar.

Ne var ki Türkiye’de kurumların geldikleri durum, OHAL şartları, hukukun üstünlüğü tartışmaları, yaklaşan seçimler, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin belirsizlikleri, Suriye’deki durumun ekonomik ve siyasi sonuçları, ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimin bize olası yansımaları, Ege Denizi ve Kıbrıs bağlantılı gerilimin artması gibi konular sağlıklı bir analiz yapmayı zorlaştırıyor. Bu durum ekonomide alınması gerekli önlemler konusunda da belirsizlik yaratıyor.  Sonuç olarak ekonomiyle ilgili beklentiler olumsuz yönde etkileniyor.

Beklentiler nereden bakılırsa bakılsın, iki açıdan ekonomide çok önemlidir. Birincisi, gözlenen ekonomik dengeler birçok etkenin yanında, beklentilerin de bir sonucudur. İkincisi, ekonomik politikalar oluşturulurken politikaların etkinliğinin beklentilerle değişebileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir.

İleriye dönük beklentilerin uygulanan politikalarla istenen yöne çevrilebilmesinin ön koşulu, uygulayıcıların ve ekonomi politikalarının kamuoyu önünde itibarının olmasıdır. Aksi takdirde, uygulanan politikalar arzulanan sonuçları doğurmaktan uzak kalabilir. Ekonomi politikalarının başarılı olabilmesi için ekonomik çevrenin de uygun olması gerekir. Ekonomik çevrenin en önemli unsurlarından biri ise ileriye dönük olarak kamuoyunun beklentileridir. Beklentiler ise yalnızca uygulanan politikaların yeterliliği ya da yetersizliğiyle sınanmaz. Aynı zamanda, uygulayanların itibarı veya inandırıcılığıyla da yakından ilgilidir.

Burada özellikle vurgulamak istediğim husus şudur: Bugün içinde bulunduğumuz şartlar, ekonominin düzlüğe çıkmasının ön koşulu olan olumlu beklentilerin oluşmasını engellemektedir. Şartların olumluya dönmesinin anahtarı ise ülkeyi yönetenlerin elindedir.

İç siyasetin seviyesizliği endişe vericidir. Ülke içindeki kutuplaşma, zehirli söylemlerin de etkisiyle tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Dış politika açmazdadır. Ülkemiz Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde bir uluslararası yalnızlığa itilmiş durumdadır. İç siyasete yönelik hamasi söylemler hiçbir sorunu çözmediği gibi içinde bulunduğumuz açmazı daha da derinleştirmektedir. Bu sürdürülebilir bir durum değildir.

Bizden uyarması.

 

Dr. ALİ TİGREL- Ekonomist

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :