EKONOMİK KRİZ “TİRYAKİLİĞİ”NİN OSMANLI’DAN BU YANA ARKA PLANI

Ana Sayfa » Köşe Yazarları » EKONOMİK KRİZ “TİRYAKİLİĞİ”NİN OSMANLI’DAN BU YANA ARKA PLANI

29.08.2018 - 8:39

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
EKONOMİK KRİZ “TİRYAKİLİĞİ”NİN OSMANLI’DAN BU YANA ARKA PLANI

 

ATAMIZ’ın liderliğinde dedelerimizin verdiği Kurtuluş Savaşı ardından kurulan Cumhuriyet’imiz, 1950’lerden bu yana yaşadığı ekonomik krizlerin, ne yazık ki, bir yenisini daha yaşıyor. Yani, sırayla; 1959/60, 69/71, 79/80, 94/95, 2001/2 yıllarında, yaklaşık 10/15 yıl aralıklarla yaşadığımız beş krizin sonuncusunun ardından, 16 yıl sonra gelen yeni krizimizi de, toplum olarak çaresizlik içinde yaşamayı sürdürüyoruz.

 

Elbette geçmişteki krizlerde olduğu gibi, bu krizden çıkılması da kolay olmayacak. Toplumun krizlerden hiçbir zaman etkilenmeyen küçük bir azınlığı dışındaki büyük bölümü, öncekilerde olduğu üzere uzun sürelere yayılı ağır bedeller ödeyecek.

 

Karl Marks’ın öngörüleri doğrultusunda, kapitalist toplumların dönemsel krizlere girmesinin kaçınılmaz olduğunu, Batı’da yaşanan deneyimlerden biliyoruz. Ancak bizim gibi ülkeler, Marks’ın kuramında söz ettiği kapitalist ülkeler arasında sayılmazlar.

 

Çünkü yeterli sermaye birikimini sağlayıp kuramın belirlediği sanayi burjuvazisi oluşturmayı başaramamış, hala kamu kaynaklı komprador burjuvazisinden öte olmayan az sayıda “burjuva”sı olan bir toplumuz.

Benzetmede hata olmaz: O halde bu “kriz tiryakiliği” ne zamandan geliyor?

Soru, “ne zaman” diye sorulunca, tarihsel incelemelere başvurmak kaçınılmaz oluyor.

Ben de merak ettim, güvendiğim birkaç sosyolog ve iktisat tarihçisinin kitaplarına dönerek yanıt aramaya çalıştım. Birçok kitap karıştırdım. Bunların arasında, Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal evrimi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Sosyolog Niyazi Berkes”in, Türk Düşününde Batı Sorunu” adındaki kitabından yararlanarak sorunun yanıtını aramak istedim.(*)

Berkes kitabına doğrudan; ” Sorunlar ne zaman başladı?” sorusunu sorarak giriyor ve şöyle yanıtlıyor.

 

17.yy’da Osmanlı devlet sisteminde meydana gelmeye başlayan toprak rejimindeki değişim, giderek devlet maliyesi ve yönetiminin bozulmasına neden olmaya başlamış. Yükselen dış ticaret açıkları, şiddetli bir enflasyona neden olmuş, sonunda ekonomi aşağıya doğru kendini tüketme yoluna girmiş. Aynı dönemde Batı’da ortaya çıkan merkantilist devletlerin tüccarları, Osmanlılar tarafından “kafir kafasına sahip” insanlar olarak görülmüş.

 

Devletin hem ekonomi, hem de siyaseten çökme ve dağılma haline doğru hızla yol aldığı 18.yy’ın başlarında bazılarınca, nihayet yavaş da olsa durumun vahameti anlaşılmış, Avrupa’ya benzer reformların kaçınılmazlığı fikri ortaya çıkmaya başlamış.

 

Ancak, bu yeni fikrin gerektirdiği reformların, yani o zamanki deyimle, ” ıslahat”ın ne olduğu, bunlara nereden başlanması gerektiğinin tesbiti için 19.yy’ın ilk çeyreğine kadar tam yüzyıl geçmiş. Ancak o zaman, ortaçağın eski kurumları yerine, yeni kurumlar konmasına başlanabilmiş. Ancak Batı’nın yeni uygarlığının dayanağı olan ekonomik ve teknolojik temeller yerine, askeri düzende yenilikler tercih edilmiş.

 

Berkes’e göre, Batı’daki gelişmeye paralel yeni ekonomik görüşler ve siyasi düşüncelerin geliştiği bu dönemde, Osmanlı’da kapsamlı hiçbir fikir doğmamış.

 

3.Mustafa zamanında maliyenin düzeltilmesine dönük alınan bazı düzeltmelerle sağlanan kaynakların, Fransa’nın kışkırtmasıyla girilen Rusya ile yapılan savaşlarda tüketilmiş olması, ülke ve hazine eskisinden harap hale gelmiş.

 

3.Selim döneminde ise ilk defa “özel teşebbüs yoluyla kalkınma” çabaları iflas edince, 1840’lı yıllarda 2.Mahmut döneminde, devlet eliyle bir ekonomik kalkınma politikası düşünülmeye başlanmış. Gerek tarım, gerek endüstri alanında devlet eliyle teşebbüslere geçilmiş. Ancak her iki alandaki bu teşebbüsler de çok geçmeden iflas etmiş.

 

Berkes bütün bu gelişme aşamalarını engelleyen üç olay tespit ediyor ve bu üç olayın Cumhuriyet döneminde de peşimizi bırakmadığını ifade ediyor.

 

Birincisi; toplumun dibine kadar kök salmış olan gerici güçlerdir.

O’na göre bu kökler günümüzde dahi sökülememiştir.

 

İkincisi; batı devletlerinin ekonomik uydusu haline gelinmesi sonucunda, hiçbir programın sürekli olarak uygulanamamasıdır.

 

Üçüncüsü de; ıslahat ya da reform işlerini yürütecek kadroların yetersizliğidir

 

Berkes, gericiliğin asıl tehlikeli olanının, belirli çıkarların temsil edildiği çıkarcılık olduğuna işaret etmekte, bunların bir kısmının Paris’te ya da Berlin’de (günümüzde ABD’de; s.ç.) okumuş olsalar bile çıkar bakımından gene de gerici olabildiklerine değinmektedir. Yine Berkes’e göre bu kesim, Tanzimat’a kadar yapılmak istenen bütün reform teşebbüslerini baltalayan bir güçtür.

 

Osmanlı’nın son döneminde meşrutiyeti bu güç dejenere etmiştir. Cumhuriyet döneminin bazı başarısızlıklarının ardında da bu güç vardır. Köy Enstitüleri’ni yıkan güç de, cahil ve yobaz halktan çok, bu güçtür.

 

Berkes’e göre reform tarihimizin ta başından bu yana gericilerin karşısındaki reformcular, Türkiye’nin kalkınma sorununun özünü kavrayamamışlardır. Batı uygarlığını benimseme işi, aynen Cumhuriyet döneminde de olduğu gibi bazılarınca, döne dolaşa anlamını yitirmiş bir ” Batılılaşma” basitliğine dönüştürülmüştür.

 

Bu yazımızda, son 60/70 yıl içinde yaşadığımız beş krizin ardından içine düştüğümüz altıncı kriz nedeniyle, teşbihte hata olmaz yaklaşımı ile  “kriz tiryakiliğinin” tarihi arka planının ilk aşamalarına bakmaya çalışarak Tanzimat dönemine kadarki süreci mercek altına aldık.

 

Bir sonraki yazımızda, Tanzimat Dönemi ve sonrasına bakmaya çalışacağız.

 

 

(*) Berkes,N., Türk Düşününde Batı Sorunu, YKY, 1.Baskı,

İstanbul, Ekim 2015.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :