ENİS TÜTÜNCÜ- EKONOMİ AKP İKTİDARININ ELİNDE ARTIK DİKİŞ TUTMAZ!

Ana Sayfa » EKONOMİ » ENİS TÜTÜNCÜ- EKONOMİ AKP İKTİDARININ ELİNDE ARTIK DİKİŞ TUTMAZ!

26.05.2018 - 11:59

Enis Tütüncü

Enis Tütüncü

yazarın tüm yazıları
ENİS TÜTÜNCÜ- EKONOMİ AKP İKTİDARININ ELİNDE ARTIK DİKİŞ TUTMAZ!

 

 

Yaşadığımız dolar krizinin temelinde, Türkiye ekonomisini uyuşturucu bağımlısı gibi yabancının parasına bağımlı hale getiren AKP’nin yanlış ekonomi politikaları bulunmaktadır. Taşıma suyla değirmeni döndürme gafleti yatmaktadır. Öyle ki, ekonominin hem üretim çarkları yabancıdan alınan borca bağımlı kılınmış, hem de halkın tüketim gücü yine bankaların yabancılardan sağladığı sendikasyon kredilerine bağlanmıştır. Bu yanlış politikalar öylesine tahrip edici olmuştur ki, Merkez Bankası’nın borç verme faiz oranını, yüzde 13,5’den 3 puan artışla yüzde 16,5’e çıkarması kararı, dolarda kısa vadeli geçici bir gerileme yaratmasının ötesinde bir yarar sağlamayacaktır. Şunu da bilelim ki TL, sadece dolar karşısında değil, diğer yabancı paralar karşısında da erimeye devam edecektir.

Ekonomik krizin gündemi dolardaki durdurulamayan artışlara kilitlendiği için, yaşadığımız sorunun ana öğelerinin(parametrelerinin) tümünü ele almaksızın, doğrudan dolar artışıyla ilgili boyutuna değinelim.

AKP iktidarı döneminde halk gırtlağa kadar öylesine bir borç içine sokulmuştur ki, bunun en somut göstergesi, Türkiye’deki tüketici kredileri kullanımındaki olağanüstü artışlardır.

AKP iktidara gelmeden önce, yani 2002 yılı son çeyreğinde 1,7 milyon kişinin 2,8 milyar TL tüketici ve konut kredi borcu varken, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde borçlu sayısı 19,6 milyon kişiye ve borç tutarı ise 362,9 milyar TL’ye (TBB verilerine göre) fırlamıştır. Buna göre anılan dönemde kredi borcu olan yurttaş sayısı 12 kat ve borç miktarı ise 130 kat artmıştır.

Bu durumda ağır borç yükü altında ezilen yurttaşlar, dolardaki yükselişin süreceğini kestirmişler, umutsuzca da olsa dolar toplayarak biraz güç toplamaya yönelmişlerdir. Önceki yıllarda halkımızın dolara böylesine hücum ettiği hiç görülmemiştir.

Borçlu yurttaşlarımızın dolara hücumu başlamışken, yıllardır dolarla borçlanan, teknik deyimle bilançolarındaki dolar açık pozisyonları kötü durumda olan sanayici ve iş adamlarından farklı bir davranış hiç beklenebilir mi?  Tabidir ki,  onlar da açık pozisyonlarını olabildiğince kapatmak için dolara hücum etmişlerdir.

Bakınız size Türkiye’de ödemeler bilançosu ile ilgili AKP’nin yeterince farkına varamadığı olumsuz bir  gerçeği açıklamalıyım. Bilindiği üzere ödemeler bilançosunun en temel ve geleneksel belirleyicisi, dış ticaret açığıdır ve bu açığın büyüdüğünü de herkes bilmektedir. Ne var ki, AKP’nin ekonomik dönüşü çok uzun olan büyük yatırımlara hesapsız kitapsız yüklenmesi, tasarruf-yatırım açığını daha da büyütmüş ve bu da doğal olarak dış kaynak artışını beraberinde getirmiştir.

Öte yandan bunlara ek olarak, özellikle son yıllarda dış borç faiz ödemeleri ile yabancı sermaye kar transferleri de artmaya başlamıştır. Bu durum ödemeler bilançosunun ilgili kalemlerini büyütmüş, sonuçta ekonominin yabancı paralara olan ihtiyacı daha da artmıştır. Bu konuda yalnızca 2018 yılına ait dış borç geri ödemesi ile ilgili olumsuz tabloya değinmek yeterlidir.

Hazine Müsteşarlığına göre 2018 yılının Şubat-Aralık, yani 11 aylık döneminde Türkiye toplam olarak  93,5 milyar dolar dış borç geri ödemesi yapmak zorundadır. Bunun 19,8 milyar doları(yüzde 21,18’i) kamuya ait olan borçların ana para ve faiz ödemeleridir. Öte yandan geri kalan 73,697 milyar doları (yüzde 78,82’si) ise, özel sektörün (reel kesim/finans dışı kesim) dış borç ana para ve faiz ödemelerine aittir. Özel sektör (reel kesim) dış borçlarının, yani döviz açık pozisyonlarının tutarı, 227,7 milyar dolara çıkmıştır. Bu nedenle birçok sanayici, iş adamı ve turizmcilere ait olan tesislerin çoğu yabancılara ipotek edilmiştir.

Bu arada AKP’nin mutlaka bilinmesi gereken bir diğer yanlışını da vurgulamak gerekir. AKP öncesindeki dönemde, ekonominin ihtiyaç duyduğu dış borcu genellikle kamu kesimi yapardı ve böylece döviz üzerindeki kur riskini de devlet üstlenmiş olurdu. Ne var ki, AKP ile başlayan dönemde para bolluğunun da etkisiyle, özel sektöre kontrolsüz bir şekilde dışarıdan borçlanma olanağı sağlanmıştır. Alınan dış borçların, nerelerde ve nasıl kullanıldığına hiç bakılmamış, ne var ki eskiden devletin üzerinde bulunan dış borç kur riskleri de, böylece özel sektörün üzerine yıkılmıştır.

Henüz daha işin başlangıcında, söz konusu dış borçlanma yönteminin belli bir disipline kavuşturulması gerektiğini TBMM kürsüsünden tutanaklara geçirmiş bir milletvekili olarak ifade ediyorum ki, işin buraya gelip dayanacağı belliydi. Bu nedenle reel sektörün de aynen yurttaşlarımız gibi paniklemiş olmasına ben şaşırmıyorum, ama kahroluyorum.

Değinilen olumsuz gelişmelere ek olarak, ABD’nin empatiden uzak, bencil ekonomik kararlara yönelmesi, dünya ticaretinde esasen mevcut olan gerginlikleri daha da artırmış ve bizim gibi gelişen piyasalara yönelik küresel iyimserlikleri sarsmıştır. Ne var ki AKP bunu da yeterince idrak edememiştir. Akıl dışı ekonomi yorumları, gülünç davranışlar ve oraya buraya meydan okumalarla, baskın seçim sonrasına kadar vaziyeti idare etmeye yönelmesine rağmen, fren tutmamış, döviz ve faiz patlamıştır.

Sonuç itibariyle, kimilerince tartışılan OHAL’in kaldırılması, Saray’ın ekonomi danışmanlarının istifası, ekonomiden sorumlu bakan, bürokrat ve teknokratların değiştirilmesi gibi önlemlerin, kısa dönemde dolar ve faizdeki artışı önlemeye yetmeyeceğini görmekteyim. Yani dolar artışları ile faiz artışları belli bir süre birbirini kovalayacaktır.

Çözümün anahtarı 24 Haziran seçimlerinde yurttaşlarımızın elindedir.

Yurttaşlarımız artık taşınması mümkün olmayan AKP yükünü sırtlarından bir an önce atmalı ve Türkiye’nin bekası için gerekenleri acilen yapacak olan yeni bir hükümete mutlaka kredi açmalıdır.

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :