ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ATATÜRK VE CUMHURİYET’İN KURULUŞ FELSEFESİ ÜZERİNE-3

Ana Sayfa » GÜNCEL » ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ATATÜRK VE CUMHURİYET’İN KURULUŞ FELSEFESİ ÜZERİNE-3

22.08.2018 - 13:34

Enis Tütüncü

Enis Tütüncü

yazarın tüm yazıları
ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ATATÜRK VE CUMHURİYET’İN KURULUŞ FELSEFESİ ÜZERİNE-3

Enis Tütüncü’nün, Atatürk’ün söylemlerini ‘’Altı Ok İlkeleri’’ üzerine kurguladığı ve altı bölüm olarak yayınlamayı planladığı yazı dizisini Yurtseverlik.Com’da okuyucularla paylaşmaya devam ediyoruz. Birinci bölümde Cumhuriyetçilik, ikinci bölümde milliyetçilik anlatılmıştı. Üçüncü bölümde sıra altı okun halkçılık ilkesinde.

Özellik bu iktidar döneminde gelir grupları arasında açılan uçurumun giderek hissedildiği bir süreçte, halkçılığın Atatürk’ün çerçevesini çizdiği anlayış doğrultusunda yeniden hayata geçirilmesi kaçınılmaz görünüyor.

Zenginin daha zenginleştiği, yoksulun daha yoksullaştığı bir ülkede mutluluktan, adaletten, eşitlikten söz edilebilir mi?

Peki, o halde çözüm ne?

Çözüm Atatürk’ün geleceği görerek, kılı kırk yararak oluşturduğu halkçılık ilkesinin özümsenmesinde.

Şimdi söz sırası Enis Tütüncü’de:

 

ATATÜRK VE CUMHURİYETİN KURULUŞ FELSEFESİ – 3

 

Atatürk’ün, Cumhuriyet Devrimine ve Kuruluş Felsefesine ışık tutan kimi görüşlerinin, genç kuşaklara yeterince aktarılamadığını görmekte ve bunun üzüntüsünü gerçek yurtseverler olarak, sanıyorum ki, hep birlikte yaşamaktayız.

Söz konusu eksikliğin giderilmesi için, hepimize önemli sorumlulukların düştüğüne inanmaktayım. Bu bağlamda şahsen ben, üzerime düşeni, karınca kararınca, yapma kararlılığındayım. Bu amaçla şimdilik, Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesinin alt yapısını oluşturan Atatürk’ün kimi söylemlerini,“Altı Ok İlkeleri” üzerine kurguladığım 6 bölümlük bir araştırma dizisi şeklinde, Türkiye’nin gündemine yeniden getiriyorum. Her bir bölümün başlangıcında, bana ait kısa ve güncellenmiş bir yorum dışındaki metinlerin tümü, Atatürk’ün orijinal söylemelerinden oluşmaktadır. Söz konusu söylemler olabildiğince, tarihsel bir sıralama içinde sunulmaktadır.

Ne yapalım ki, umutsuz insan yaşayamıyor. Benim umudum ise, 20’nci yüzyılın biricik dahisi olan Atatürk’ün düşüncelerine, Milletçe yeniden sahip çıkılmasında yatıyor.

  1. HALKÇILIK ANLAYIŞI

Atatürk’e göre “Halkçılık” siyasal meşruiyetin temelinin halkın iradesi olduğunu kabul etmektir. Bazı sınıf ve zümrelerin ekonomik ve siyasal imtiyazlarının kaldırılmasıdır, her türlü sömürüye son verilmesidir. Özgürlüğün ve eşitliğin her alanda egemen kılınmasıdır, sahipsizlerin sahibi olmaktır. Çözümleri halk için, halkla beraber bulmaktır.

Bu nedenle halkçılık “İnsanın en yüce varlık, emeğin en yüce değer ve demokrasinin en güzel yaşam biçimi.” olduğunu ve bunların bütünselliğini savunur.

Halkın katılımcılığı, çoğulculuğu ve kuvvetler ayrılığı esasında, gerçek parlamenter demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve sosyal adaleti zorunlu görür.

Gelir dağılımındaki adaletsizliklerin düzeltilmesini görev sayar.

Eğitimi, sağlığı ve sosyal güvenliği temel insan hakları olarak kabul eder.Eğitimde fırsat eşitliğini, çalışma yaşamında yarışma özgürlüğünü sözde bırakmayıp, yaşama geçirir.

Eğitimin ve sağlığın, son tahlilde, parasız olmasını hedefler.

Sosyal ve ekonomik yaşamda, kadın erkek eşitliğinin aksayan yönlerini, kesinlikle ortadan kaldırır.

İnsanın kurma/tasarlama etkinliği ile yaratıcılık melekesinin bir ürünü olan emeğin, el veya düşünsel emek ayırımı yapılmaksızın, bir bütün olduğunu kabul eder.

Bu bağlamda öncelikle emeğiyle çalışan ve değer yaratan işçi, çiftçi, memur ve bağımsız çalışanlarla, esnaf sanatkâr ve KOBİ girişimcilerinin tümüne bir arada sahip çıkılmasını zorunlu sayar. Söz konusu toplum kesimlerini bir bütün şeklinde, Türkiye’nin orta sınıfı olarak görür.

Orta sınıf emekçilerine, verimliliği ve geliri daha yüksek istihdam olanakları yaratmayı, onları insan onuruna uygun gelir düzeylerine kavuşturmayı ve işsizlikle mücadele etmeyi, sosyal adaletin önkoşulu sayar.

İşçi ve memurların, sendika, toplu sözleşme ve grev haklarını, Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO) standartları çerçevesinde sonuna kadar savunur. Eşit veya eşdeğer işe, eşit ücret ilkesini esas alır. Taşeronlaşmaya karşı durur. Kıdem tazminatındaki kazanılmış işçi haklarını, her koşulda, korur.

Topraksız ya da yeterli toprağa sahip olmayan tarım çalışanlarına, demokratik toprak reformu ve gönüllü demokratik kooperatifçilik uygulamalarıyla sahip çıkılmasını zorunlu görür.

Emekli, dul ve yetimlerle, şehit ve gazi ailelerinin sefalete sürüklenmesi önler.

Bakıma ve korunmaya muhtaç her yaştan kimsesiz ve yoksul yurttaşlara sağlanan ve esasen halkın vergileriyle finanse edilen her türlü sosyal yardımı, siyasi lütuf anlayışıyla değil, devletin anayasal bir görevi olarak kabul eder ve daha etkin şekilde sağlar.

Atatürk’ün halkçılık anlayışının değerinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından halkçılık, emeğin önceliği katılımcılık, çoğulculuk ve sosyal adaletçilik konusundaki kimi söylemlerini ele almak gerekiyor.

Atatürk belirtilen konularda, kronolojik olarak, şunları söylemiş:

3.1. O halde ifade ediniz efendiler! Halkçılık, sosyal düzenin çalışmasına, haklarına, dayandırılmak istenen bir sosyal sistemdir. (Ankara, 1Aralık 1921, TBMM)

3.2. Efendiler! Milletimiz çiftçidir. Milletin çiftçilikteki çalışmasını çağdaş ekonomik tedbirlerle en üst dereceye ulaştırmalıyız. Köylünün çalışmasının sonuçlarını ve ürünlerini kendi menfaati lehine en üst dereceye çıkarmak, ekonomik siyasetimizin esas ruhudur. (Ankara, 1 Mart 1922, TBMM)

3.3. Bizim halkımız, menfaatleri birbirinden farklı sınıflar halinde değil; aksine varlıkları ve çalışmalarının sonuçları birbirine gerekli olan sınıflardan ibarettir… (İzmir, 17 Şubat 1923)

3.4. Türk Devleti gözünde halk kavramı her hangi bir sınıfa özgü değildir. Hiçbir ayrıcalık iddiasında bulunmayan ve genellikle, kanun önünde kesin bir eşitliği kabul eden bütün kişiler halktandır. Halkçılar; hiçbir ailenin, hiçbir sınıfın, hiçbir topluluğun, hiçbir kişinin ayrıcalıklarını kabul etmeyen ve kanunları koymaktaki kesin hürriyet ve bağımsızlığı tanıyan kişilerdir. (Ankara, 9 Eylül 1923)

3.5. Demokrasi ilkesi “Halkçılık”. Bu ilkeye göre, irade ve egemenlik milletin tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi ilkesi, milli egemenlik ilkesi şekline dönüşmüştür.(Ankara,1929)

3.6. Çağdaş demokraside, kişisel hürriyetler özel bir değer ve önem kazanmıştır; artık kişisel hürriyetlere devletin ve hiçbir kimsenin müdahalesi söz konusu değildir… Söz konusu olan hürriyet, sosyal ve medeni insan hürriyetidir. Bu sebeple, kişisel hürriyeti düşünürken, her kişinin ve sonuç olarak bütün milletin ortak menfaati ve devlet varlığı göz önünde bulundurulmak gerekir. Anlaşılıyor ki, kişisel hürriyet mutlak olamaz. Bir başkasının hak ve hürriyeti ve milletin ortak menfaati, kişisel hürriyeti sınırlar… (Ankara, 1929)

3.7. Milli gelirin dağılımında daha mükemmel bir adalet ve emek sarf edenlere daha yüksek refah sağlanması, milli birliğin korunması için şarttır. Bu şartı daima göz önünde tutmak, milli birliğin temsilcisi olan devletin önemli ödevidir. (Ankara, 1929)

3.8. En iyi fert, kendinden çok mensup olduğu sosyal toplumu düşünen, onun varlığını korumaya ve mutluluğuna kendini adayan insandır. (Edirne, 24 Aralık 1930)

3.9. Türk Devleti’nin bu ilke ile hedef aldığı amaç, sınıf mücadelesi yerine sosyal düzen ve dayanışmayı sağlamak ve birbirine zarar vermeyecek (bozmayacak) şekilde, menfaatler arasında uyum kurmaktır. Menfaatler yetenek, beceri ve çalışma derecesi ile uyumlu olur. (Ankara, 20 Nisan 1931)

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :