ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ATATÜRK’ÜN İNSAN ODAKLI YURTSEVERLİK ANLAYIŞI

Ana Sayfa » GÜNCEL » ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ATATÜRK’ÜN İNSAN ODAKLI YURTSEVERLİK ANLAYIŞI

09.11.2019 - 22:49

Enis Tütüncü

Enis Tütüncü

yazarın tüm yazıları
ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ATATÜRK’ÜN İNSAN ODAKLI YURTSEVERLİK ANLAYIŞI

 

 

 

Atatürk’ün ölümünden sonra ortaya çıkan düşünsel boşlukta, şekilsel yani özünden kopuk bir anlayış egemen olmaya başladı.

Bu yanlışa karşı Atatürk’ü yeniden halkla buluşturacak kimi yurtsever çabaların da önü, başta siyasi rant oyunları olmak üzere, çeşitli nedenlerle kesildi.

2002’den itibaren ise, bu kez Büyük Ortadoğu Projesi ve bunun Ilımlı İslam Politikası devreye sokuldu. Bu çerçevede Atatürk’e karşı gerek yurt içinden, gerekse yurt dışından çok daha bilinçli ve organize saldırılar başlatıldı. Türkiye’de “Kurtuluş ve Kuruluş” döneminin zorunlu politikaları, zamanın ruhundan ve koşullarından kopartılarak yorumlandı. Atatürk’ün düşünceleri özünden olabildiğince saptırıldı.

Öylesine ki, kimi gafiller yaşanılan tüm sorunların, kötülüklerin baş sorumlusu olarak Atatürk’ü  gösterdiler. Hatta kimileri onu ayyaş diktatör olarak gösterme cüretinde dahi bulundular. Yüce Allah’ın, 20. Yüzyılın dahisi olarak İslam alemine armağan ettiği Türkiye’nin Kurucu Babası’nı, milletimizin yüreğinden ve belleğinden silmeye çalıştılar.

Yapılan tüm hainliklere rağmen, Atatürk’ü Millet’in gönlünden silemediler, asla ve asla da silemeyeceklerdir. O’nun düşünce ve hedefleri Türkiye’de mutlaka yeniden egemen kılınacaktır. Biz, esasen bu sürecin başladığına tanık olanlardanız. Bu yazımızın amacı da, Atatürk’le yeniden kucaklaşma sürecine karınca kararınca katkı yapmaktır. Burada onun bugüne dek yeterince ortaya çıkartılamamış olan manevi dünyasının bir yanına ışık tutmaya çalışacağız.

Bizler Atatürk’ün iç dünyasındaki felsefi boyutla, insan ve sevgi anlayışına bakmaksızın O’nu anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bilinmelidir ki, Atatürk’ün asıl büyüklüğü ve değeri insana bakışı ile sevgi anlayışında yatmaktadır.

Atatürk insanı evrende yaratılmış en yüce varlık bilmiş, önce insan ve sevgi demiştir.

Cumhuriyet’in ilanından sonraki yıllarda Millet Meclisi’nin kimi üyeleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir armaya sahip olması gerektiğini düşünmüşler ve bunu Atatürk’e iletmişlerdir. Böylece başlatılan çalışmalardan seçilen örnekler kendisine sunulmuş ve O, hepsini dikkatlice inceledikten sonra düşüncesini şöyle dile getirmiştir:

“Bunlardan hiçbiri, bugünkü dünyamızın içinde kurulan bir devletin arması olamaz. Devlet armasını, sembolik bir insan başı ile temsil etmeli.”

Yine aynı bağlamda “Her şeyin kaynağı insan zekasıdır. Siz bana bir zeka sembolü arayınız…! Sembol… sembol… sembol, insan zekasıdır sembol…!” demiştir.

Atatürk’ün insana bu bakış açısının, yeni varlık bilimince (yeni ontoloji), yıllar sonra ortaya konulan bilimsel sonuçlarla tam olarak örtüştüğü görülmektedir.

Gerçekten yeni varlık bilimine (yeni ontoloji) göre insan, evrende mevcut tüm varlık kategorilerinin (inorganik-organik-psişik-tinsel) yapısında birleştiği bütünleştiği, bu nedenle de çok boyutluluğa (bireysellik-toplumsallık-evrensellik) sahip en yüce varlıktır. Bu nitelikleriyle insan “tasarım etkinliği ve yaratıcılık edimi” ile görünüşe çıkıyor. Bunları kullanarak tamamen insansal bir yapıt ya da bir sanat eseri meydana getiriyor. Bu süreçte kendi sınırlarını aşıyor ve evrenin değerlerini çoğaltıyor.

Yani insanın evrende en yüce varlık olmasının gizemi/sırrı “tasarım etkinliği ile yaratıcılık ediminde” yatıyor.

İşte Atatürk insan varlığındaki gizemi yıllar öncesinde fark etmiş ve bunu tek tümcede şöyle özetlemiştir:

“Her Şeyin Kaynağı İnsan Zekasıdır.’’

Atatürk’teki bu bilgeliğin temel kaynağı nedir diye araştırdığımızda karşımıza 9. yüzyıl başlangıcında Melamilik akımıyla başlayan, Maturidilik ve Yesevilik ile şekillenen, 13. yüzyılda ise Mevlevilik, Alevilik-Bektaşilik ile ete kemiğe bürünen Anadolu İslam Felsefesi ve Hümanizma sentezi çıkmaktadır.

Söz konusu sentezde insan, sevgi, akıl ve bilgi bütünselliği ön plana çıkarılmıştır.

İnsandaki mutluluk, sevinç ve esenlik yolunun, Allah sevgisi ile insan sevgisinin bütünleştirilmesinden geçtiğine inanılmıştır. Allah’tan korkmak yerine Allah’ı sevmek esası kabul edilmiştir.

İnsanın yüceliği, ahlak, hoşgörü, özgürlük ve dayanışma gibi değerler hakkında çağını ve coğrafyasını çok aşan düşünceler geliştirilmiştir. Cinsiyet ayırımına karşı çıkılmış, kadının özgürlüğü savunulmuştur.

Söz konusu sentez Türkler’in Trakya ve Balkanlar’a geçmesiyle zaman içinde “Türkiye Müslümanlığı” yorumuna dönüşmüştür. Bilindiği üzere şu ana kadar dünyada 110 dolayında Müslümanlık yorumu yapılmaktadır. Türkiye yorumunun, günümüzde de tüm derinliğiyle özgürce yaşanan en güzel Kur’an yorumu olduğuna inanmaktayız. Çünkü bizim yorumumuz, İslam’ın şekil ve kural kurumu olan fıkıh ağırlıklı değil, ruh ve sonsuzluk kurumu olan tasavvuf ve hümanizma ağırlıklıdır.

Bu bağlamda Atatürk, Anadolu Felsefesi ve Hümanizma Sentezi’nin tüm, felsefeci, mutasavvıf ve ozanlarını,  kendi iç dünyasında tam anlamıyla özümseyerek insanı  evrende yaratılmış en yüce varlık olarak bilmiş, “önce insan ve sevgi” demiştir. Bu toprağın insanı ile söz konusu manevi değerler temelinde bütünleşmiştir. İslam’a olan inancını da şöyle ifade etmiştir:

”..Ben dinin insan ruhu için bir ihtiyaç olduğunu kabul ediyorum. Şahsen ben de inanan bir Müslüman’ım… ‘’(Trabzon, 16 Eylül 1924)

Öte yandan Atatürk’ün “önce insan ve sevgi”  anlayışını, toprak/yurt/memleket sevgisiyle bütünleştirerek insan odaklı bir yurtseverlik anlayışına ulaştığı ve bunu da Millet anlayışının temeline oturttuğunu görmekteyiz.

İşte buna ilişkin onun çok sayıdaki somut açıklamasında sadece ikisi:

–Ben bu toprakları seviyorum, yurdumun topraklarını, dağlarını, taşlarını… Göğünü havasını seviyorum memleketimin… Köylüsünü, çiftçisini, ırgatını, işçisini, balıkçısını, çobanını, sanatçısını, askerini, gencini, ihtiyarını, bütün insanlarını seviyorum memleketimin…’’ (Ankara,1937; Gökçen, Sabiha)

-Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir soyun evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur: Bu damarlar birbirini duysun ve birbirini tanısın. Bu dediğim şey gerçek olacak; çünkü gerçektir. Bu dediğim şey olduğu zaman, başka bir alem görülecek ve bu alem dünyaya hayret verecek, ışığı ve feyzi insanlığa saçacaktır…” (26 Eylül 1932, Diyarbekir Gazetesi)

Atatürk’ün yukarıdaki “Hep bir soyun evlatları, aynı cevherin damarları” ibaresinde, bir bütünsellik söz konusudur. Buradaki soy, cevher ve damar tanımlamaları, anlaşılacağı üzere her hangi bir etnik yapıyı değil, kendiliğinden (bizatihi) insan soyunu, yani insan varlığını ifade etmektedir. Atatürk’ün “İnsanın evrende yaratılmış en yüce varlık olduğu’’ düşüncesini yansıtmaktadır.

Ne var ki emperyalizm söz konusu damarların birbirini duymasını ve tanımasını sürekli engellemiş; kimi zaman din ve mezhebi, kimi zaman etnik farklılıkları Millet’i çözmek, ayrıştırmak için kullanmıştır. Zamanımızda da bunları nasıl acımasızca kullandığına hemen her gün tanık olmaktayız.

Sonuç itibariyle Atatürk, Osmanlı coğrafyasındaki din, mezhep, etnik ve kültür farklılıklarının, emperyalist güç odakları tarafından acımasızca istismar edildiğine bizzat şahit olmuş ve feci sonuçlarını da yaşamıştır. Bu itibarla O, Anadolu Felsefesi ve Hümanizması ile Türkiye Müslümanlığı yorumundan hareketle insan, sevgi, akıl ve bilgi bütünselliğini toprak /yurt/memleket sevgisiyle birleştirerek  “insan odaklı bir yurtseverlik” anlayışına ulaşmıştır.

Millet tanımlamasını da bir çatı kavram olarak dinsel, mezhepsel ve etnik farklılıklar gözetmeksizin Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yurttaşlarını ayrımsız kucaklayan “insan odaklı yurtseverlik”  temeline oturtmuştur.

Bu nedenle kendi el yazısı ile: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir” demiştir.

Son söz:

Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü çok derin bir anlama sahiptir. İnsanın değerini bilen herkes bu söze sahip çıkmalı ve bununla övünmelidir. Bu sözün etnisite ile bir ilgisinin olmadığını, “Ne Mutlu İnsanı Bilene ve Yurdunu Sevene” anlamına geldiğinin artık anlaşılması gerekir.

Onun ölümünün 81. yıl dönümünde anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :