ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ERDAL İNÖNÜ’DEN SİYASİ NEZAKET VE DUYARLILIK ÖRNEĞİ: ”BAŞARISIZLIKTAKİ TÜM SORUMLULUK BANA AİTTİR, BUNU ÜSTLENİYORUM.”

Ana Sayfa » GÜNCEL » ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ERDAL İNÖNÜ’DEN SİYASİ NEZAKET VE DUYARLILIK ÖRNEĞİ: ”BAŞARISIZLIKTAKİ TÜM SORUMLULUK BANA AİTTİR, BUNU ÜSTLENİYORUM.”

06.06.2020 - 18:16

Enis Tütüncü

Enis Tütüncü

yazarın tüm yazıları
ENİS TÜTÜNCÜ YAZDI- ERDAL İNÖNÜ’DEN SİYASİ NEZAKET VE DUYARLILIK ÖRNEĞİ: ”BAŞARISIZLIKTAKİ TÜM SORUMLULUK BANA AİTTİR, BUNU ÜSTLENİYORUM.”

 

 

Erdal İnönü’nün doğum yıldönümünde O’nun siyasi nezaketi ve duyarlılığı konusunda bir anımı paylaşmak isterim.

 

Gerçekten Erdal İnönü siyasi nezaket, duyarlılık, olgunluk, anlayış, sevgi, hoşgörü gibi insancıl niteliklerle yoğrulmuştu. Bunları, gözlerinden taşan samimiyetiyle, gülüşüyle, tavır ve davranışlarıyla her an sergileyen bir yapıya sahipti.

 

Tabiidir ki, çoğumuz reel politikanın yabancısıydık. Özellikle bizim için siyasetin okulu da yoktu. Yüzmeyi yeterince öğrenemeden denizin en derin yerine atlayıp, dalgalar içinde, can havliyle yaşama tutunmaya çalışmak gibi bir süreç yaşadık… O nedenle Erdal Bey ve SODEP’le siyasete ilk kez girmiş olan kişileri ben, yaş durumuna bakmaksızın, yeni kuşak siyasetçiler olarak tanımlıyorum. 12 Eylül sonrasının yeni siyaset kuşağı. Çünkü önceki tüm siyasetçilere yasak getirilmişti. Kanımca, 12 Eylül’ün yaptığı en büyük yanlışlardan ve Türkiye’nin geleceğine vurduğu en büyük darbelerden biri de, Ülkemizde iyi kötü yetişmiş siyaset insan gücünü, bir zaman dönemi için, adeta biçerek bir tarafa atmış olmasıdır.

 

28 Eylül 1986 Ara Genel Seçimlerinde, çeşitli illerden 11 milletvekili seçilecekti. Biz SODEP kadrosu olarak, 1983 Genel Seçimler sokulmamış, ancak 1984 yılında yapılan Yerel Seçimlere katılarak yerel yönetimlerde ana muhalefet konumunu elde etmiştik.

 

1986’daki Ara Genel Seçimlerinde 11 milletvekilinden sadece birini kazanabildik. Sadece Erdal İnönü, İzmir’den seçilebildi. Diğer 10 milletvekilinden 6’sını Özal’ın Anavatan Partisi, 4’ünü ise Demirel’in Doğru Yol Partisi kazanmıştı. Biz üçüncü parti olmuştuk. Bu sonuç, hiç beklemediğimiz bir başarısızlık tablosuydu. Şu açıdan başarısızlıktı. Biz SODEP olarak1984 yerel seçimlere girmiş ve Millet Meclisinde olmamamıza rağmen, yerel seçimlerde ana muhalefet konumuna gelmiştik. Öte yandan, Halkçı Parti 1983’de genel seçimlere girmiş, yüzde 30 küsur oy alarak 117 milletvekili çıkarmış, Millet Meclisinde Ana Muhalefet Partisi olmuştu. Biz, iki partinin birleşmesiyle büyük bir sinerji yaratılacağını düşünmüştük, bu nedenle ara genel seçimlere çok büyük umutlarla girdik, ne var ki, 11 milletvekilinden sadece 1’ini kazanabildik. DYP – ki parlamentoda hiç milletvekili yok – 4 milletvekili,  iktidardaki Anavatan ise 6 milletvekili çıkardı.

 

Büyük bir şaşkınlık, mahcubiyet ve üzüntü içindeydik. Esasen, seçim öncesi SHP içinde ciddi sıkıntılar çıktığını da gözlenmekteydi. Bunların çoğu, birleşme ve bütünleşme protokolündeki yanlışlardan ve birleşme protokolünün daha başlangıçta çiğnenmesinden kaynaklanıyordu. Örneğin SODEP üyelerinin SHP’ye taşınmasında güçlükler yaşanıyordu. Söz konusu üyeler, Atatürk ilkelerini sahiplenmiş kişilerdi ve belli kıstaslarla değerlendirilerek, süzülerek Parti üyeliğine kabul ediliyordu. Öte yandan, SODEP’e üyeliği uygun görülmemiş kişiler, öbek öbek, SHP’ye üye kaydediliyordu. Kontrolsüz, rastgele bir üye yapma çılgınlığı yaşanmaktaydı. Özellikle İstanbul’da “naylon üye yazılması konusunda” yapılan sahtekarlıklar belgelenmişti. İzmir ve diğer büyük illerde de benzer olaylar yaşanmaktaydı. SODEP’teki birçok köklü CHP’li üyeler olumsuzluklardan endişeye kapılmakta ve küserek kendi köşelerine çekilmekteydiler. SHP’ye karşı kamuoyunda büyük bir güven bunalımı ortaya çıkmış, birleşmenin başarı getiremeyeceği ve beklenen sinerjiyi yaratamayacağı açıkça dillendirilmeye başlanmıştı.

 

Esasen ben, SODEP’te birleşme protokolüne karşı çıkan üç kişiden biriydim. Bana göre Birleşme Protokolü örneğin, SODEP’in demokratikleşme anlayışını tam yansıtmıyor, sanayileşme iddiasını es geçiyordu, ayrıca üyelerimizin SHP’ye aktarılması koşulunu da pamuk ipliğine bağlıyordu. Üyelerimizi, birleştiğimiz partiye taşıyamama olasılığı söz konusuydu. Protokolde gördüğüm böyle ve benzeri eksiklikleri, MKYK’da içtenlikle dile getirmiştim.

 

Ne var ki Erdal İnönü ile ilk kez ayrı düşmüştük. Hiç unutamam, konuşmamı bitirirken bana, “Öyle mi Sayın Tütüncü?” demişti. Bu durumda ben, “birleşmeye karşı olmadığımı, ancak protokolün içeriğine ve birleşme yöntemine katılamadığımı bir daha belirtme gereğini duymuştum. Kağıt üstünde, şekli bir birleşme olacağını ancak sağlıklı bir bütünleşmenin olamayabileceğini de vurgulamıştım.

 

Ne yazık ki dile getirdiklerimin, hemen tümünü, sorun olarak yaşadık. Hatta Birleşme Protokolü, daha ilk aşamada, Genel Sekreter seçiminde çiğnenmişti…

 

Birleşme Protokolünün yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan sorunlardan, Sayın İnönü son derece etkileniyordu. Ancak belli etmemeye çalışıyor, sıkıntısını sürekli içine atıyordu. İşte SHP 1986 Ara Genel Seçimlerine, söz konusu olumsuzluklar ortamında girmişti.

 

Seçim sonuçlarının kesinleşmesinden sonra, MKYK’daki ilk durum değerlendirme toplantısına İnönü, üzgün ve kararlı adımlarla geldi. Erdal Bey, Başkanlık divanındaki yerine oturdu, sakin bir şekilde cebinden katlanmış bir kağıt çıkardı, açtı ve okumaya başladı. Sinop Milletvekili Barış Can, Genel Sekreter ve ben Genel Sek. Yard. Olarak başkanlık divanında idik.  Erdal Bey’in okuduğu metin, istifa dilekçesi idi. Kısaca diyordu ki, “Başarısızlıktaki tüm sorumluluk bana aittir, bunu üstlenmek durumundayım ve bu nedenle Genel Başkanlıktan istifa ediyorum”.

 

Hepimiz şaşırmış ve şoke olmuştuk, sanki dilimiz tutulmuştu. Ne yapacağımızı bilemez halde, birbirimize şaşkınlıkla bakıyorduk. Toplantıyı bir uğultu kaplamıştı. İlk şaşkınlık geçer geçmez, hemen herkes, adeta kendisini paralarcasına istifasını geri alması için Erdal Bey’i ikna etmeye çalışıyordu.

 

Söz sırası bana geldiğinde, özetle “sorumluğun kolektif olduğunu, kendisinin sorumluluğu tek başına üstlenmeye kesinlikle hakkının olmadığını, asıl sorumluluğun biz de, yani Başkanlık Divanında olduğunu ve bizim istifamızdan sonra kendisinin yeni bir başkanlık divanı oluşturması gerektiğini” dile getirdim. Bu öneri genel kabul gördü… Sonunda, Erdal İnönü ikna edildi.

 

İstifa dilekçesi, Başkanlık Divanı masasında benim tam solumdaydı, bunu elime aldım ve herkesin bakışları altında yırttım ve önümdeki kül tablasına koydum. Takiben, Başkanlık Divanı yeniden oluşturuldu. Erdal İnönü’nün önerisiyle ben tekrar, Başkanlık Divanına seçilmiş ve böylece ikinci Genel Sekreterlik dönemim başlamıştı. SODEP-HALKÇI PARTİ Birleşme Protokolünde yer alan, Genel Sekreterin Milletvekili olması koşulu gereği,  Genel Sekreterliğe bu kez Mersin Milletvekili Fikri Sağlar seçilmişti.

 

Şimdiye dek pek bilinmeyen bu anıyı, Erdal İnönü’nün siyasi nezaketini ve demokrasi anlayışını vurgulamak için dile getirdim. Söz konusu başarısız seçim sonrasında, o zaman için doğru olan şey, Başkanlık Divanının istifa etmesi ve Erdal İnönü’ye yeni bir ekip seçme olanağının tanınması idi. Erdal Bey, siyasi nezaketi ve sorumluluk anlayışı çerçevesinde hiç kimseyi incitmeden partide, yeni bir başlangıcın yolunu açmıştı.

 

Ziyaretçi Yorumları

Kemal Bulgan07 Haziran 2020

Sayın Enis Tütüncü anlattığıniz birebir yaşanmış olan bu gerceklerde özeleştiride bulunarak harika bir siyasi ailan dersi vermişsiniz.Bu nedenle sizi yürekten kutlarım.Mer hum Sayın Erdal İnonü’nün değerini ise mecazi anlamda en yüksek Kırat’lı elmas olarak tanımlamak sanırım isabet li olacaktır.Sayın Erdal Inönü’yü doğum gününde rahmet ve saygı ile ranıyor,aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyo rum.Ruhu şad,mekanı cennet olsun.Size de bu güzel ve bir o kadar değerli anınızı bizlerle paylaştığınız çok teşek kür ediyorum.Saygılarımla

Adnan korkmaz07 Haziran 2020

Erdal İnönünün o sevecen yüzünü, hoş görülü davranışını hatırlattığınız için çok teşekkürler. Dostlukla…

İlgili Terimler :