FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- BİLİM ADALET, EŞİTLİK VE PAYLAŞIM EKSENİNDE YAPILABİLİR Mİ?

Ana Sayfa » GÜNCEL » FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- BİLİM ADALET, EŞİTLİK VE PAYLAŞIM EKSENİNDE YAPILABİLİR Mİ?

17.06.2020 - 8:46

Ferhan Şaylıman

Ferhan Şaylıman

yazarın tüm yazıları
FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- BİLİM ADALET, EŞİTLİK VE PAYLAŞIM EKSENİNDE YAPILABİLİR Mİ?

Salgın, dünyanın bitmek tükenmek bilmeyen koşuşturması içinde büyük bir mola verdirdi insanlığa.

Mola diyorum çünkü gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerde bile asla mümkün görünmeyen olasılık pandemi sürecinde gerçeğe dönüştü ve üretim marka konumundaki fabrikalarda adeta durdu.

Bu aşamada öne çıkan bir slogan vardı: Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Kulağa nasıl da hoş geliyor.

Üzerinde saatlerce konuşulsa tükenmeyecek yeni tartışma konumuz bana göre çok çabuk aşındı. Çünkü umutla beklenti arasında gidip gelen bu önermede yanıtlanması gereken soru havada kaldı: Hiçbir şey ‘’nasıl’’ eskisi gibi olmayacak?

Salgının ilk başlarında programa davet ettiğim İstanbullu reklamcı Aslı Gümüşçekiçci’nin Bodrum’a sığınma öyküsü nasıl sorusu için somut bir örnek niteliğindeydi. Konuğum kentin insanı adeta yutan gündelik işleyişinde bugün ne giysem kaygısının Bodrum’a yerleştikten sonra ortadan kalktığını, hayatını artık iki tişörtle geçirdiğini söylemişti. Tişörtlerden biri yıkanmış kururken diğeri ile güne devam etmenin uçarı hafifliğini yakalamıştım Aslı’nın sesinde.

Peki sistemi arsızca ayakta tutan daha çok tüketme hırsının ve bunu sürdürmeye niyetli hakim güçlerin, başka bir dönüşüme izin verecek biçimde arıza çıkartmadan aramızdan sıyrılıp uzaklaşmaları mümkün müydü?

İşte ‘’nasıl’’ sorusu yerini burada buluyor.

Salgının tepe yaptığı aşamada bile insan hayatını hiçe sayarak başta hizmet sektörü olmak üzere, fabrikalarda üretimi durdurmayan hükümetin, üzerine bir de dar telaş AVM’leri yeniden açması, her şeyi eskisi gibi devam ettirme çizgisindeki kararlılığını ortaya koyuyordu. Yani önemli ölçüde tüketimden beslenen ekonominin önde gelen aktörlerinin, ne olursa olsun bildiklerini okuma çabaları bizi hayalden gerçeğe çeken bir uyarı niteliğindeydi.

Dillerdeki söylemin eylemle, uygulamayla, toplu olarak ortaya koyulması gereken kararlı seçimlerle, tutarlı davranışlarla beslenmesinin kaçınılmazlığı böylelikle bir kez daha karşımıza çıkmış oldu.

Burada küçük bir parantez açalım: Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Erol Taymaz salgın sonrası yaptıkları araştırmaya göre bir aylık tam kapanma uygulansaydı ekonomik maliyetin yine aynı kalacağını ancak vefat sayısının 4 bin 700’lere çıkmayarak, 2 binli rakamlarda seyredeceğini belirlediklerini açıkladı. Bu 2 binden fazla insanımızı heba ettiğimizi belgeleyen bir çalışmaydı.

Şimdi ne olursa olsun tüketimden kopmayalım vahşiliği karşısında insanın çaresizliğini, hayatlarımızın hiçleştiğini ifade eden bu haberden, üzerinde çok durulmayan başka bir haberi yeniden paylaşarak yazıya devam edelim.

Dünya Sağlık Örgütü’nden Dr. Soumya Swaminathan korona salgınıyla mücadele edebilmenin en güvenli ve etkili yolunun aşı olduğunu vurguladı ve ama şunu da ekledi:

Adil ve eşit aşı dağıtımı.

Burada eklenen kısım yukarıda eksik kaldığını söylediğimiz nasıl sorusunun yanıtı niteliğinde.

Yani ne olacaksa adil ve eşit biçimde olacak.

İşte büyük moladan çıkartılması gereken dersin özü, Dr. Swaminathan’ın o açıklamasında yatıyor.

Tam da bu noktada Yurtseverlik.Com’un üretken yazarı Sönmez Çetinkaya’nın son makalesinde alıntıladığı Fransız İktisatçı Thomas Piketty’nin sözlerini iyi kavramalıyız diye düşünüyorum:

“Politik, normatif ve ahlaki hedefleri olan, ekonomi-politik ile uğraşan akademisyenlerin, araştırmacıların, entelektüellerin; rasyonel, sistematik ve yöntemli bir biçimde ülkenin yeniden toplumsal örgütlenmesinde devletin ideal rolünün ne olabileceğini, hangi kamu politikaları ve kurumlarıyla sorunlarını çözebileceğini ortaya koymaları gerekir. Adalet, demokrasi ve dünya barışı gibi önemli ancak soyut kavramları dillendirmek yetmez. Her konuda seçim yapmak ve belli kurumlar ya da politikalarla ilgili açık bir tavır ortaya koymak gerekir.”

Yazarımız Çetinkaya günümüz dünyasında aydın, bilim insanı sorumluluğunun çerçevesini, acabalara yer bırakmayacak açıklıkta müthiş bir alıntıyla ortaya koymuş. Bunun taşıdığı anlamı biraz sonra Türkiye’den iki akademisyenimizin eşitlik üzerine söylediklerini paylaştığımızda daha somut biçimde göreceğiz. Ama şu adalet kavramına yeniden dönelim.

Adalet, eşitlik ve paylaşım önermesi dün olduğu gibi bugün de tehlikeli bir yaklaşım olarak duruyor karşımızda. İnsanlık tarihi bunu gerçeğe dönüştürmek isteyenlerin çektikleri acıları anlatan, bedeli ağır biçimde ödenmiş hikayelerle dolu. Önderi, lideri, kadrosu, örgütü olmayan Haziran Direnişi’nin arka planında da adalet, eşitlik ve paylaşım özlemi vardı. Toplumsal kabarmalar tıpkı pandemi gibi zırt pırt gündeme gelmez; yüzyılda bir görülür. Kabarma yeterli olgunluğa ulaştığında, doğal koşullarda asla biraya gelmesi mümkün görünmeyen çok farklı düşünceleri tek bir potada eriyiverir. Buna Gezi olaylarında yakından tanık olduk, gördük, yaşadık. Tabii pili bitmiş, eleştirdikleri ne varsa onların kuyruğuna eklemlenmiş, toplumun beklentilerine yabancılaşmış siyasi oluşumların o günlerde ağızları bir karış açık tribünlerde maç izler gibi olup bitenlere yalnızca baktıklarını da anımsayacak olursak adalet ve eşitlik çağrılarının daha uzun süre sahipsiz kalacağını üzülerek söyleyebiliriz.

Ama o kadar da umutsuz da olmamalıyız.

Çünkü Fransız iktisatçı Thomas Piketty’nin çerçevesini çizdiği aydın nasıl olmalı önermesine tıpa tıp uyan bilim insanlarımız var bu ülkede. İkisini yakından tanıdığım için onlarda söz etmek istiyorum şimdi. İlki ekonomist Prof. Dr. Aziz Konukman. Beraber yaptığımız programda özetle şunları söyledi:

‘’Kapitalizmin vahşi üretim biçimi gezegeni tehdit eder hale geldi. CO2 salınımı bütün canlılar için risk haline dönüştü. Daha çok tüketme üzerine kurulmuş bu sistemin devam etmesi akıl dışı. Evet üretime devam edelim ama nasıl ve hangi biçimde? Örneğin Nükleer santrallardan vazgeçeceğiz, nükleer enerjiden mutlaka ve mutlaka kurtulacağız. Termik santrallardan kurtulacağız, zehirliyorlar hepimizi. İtirazımızı yüksek sesle dile getirmek için benzer konularda küreselleşmeyi önleyici aktörlerin arasında aktif biçimde yer alacağız. Salgın şöyle bir tablo yarattı: Kapitalizm çok yüksek maliyetlerle daha az insana hizmet etme pozisyonuna doğru ilerliyor. Yani ayakta kalmaya gücü yetmeyenler gözden çıkarılmış durumda. Bir an önce kaldığımız yerden devam edelim diyenlerin hiç gelir dağılımına yönelik bir söz söylediklerini duydunuz mu? Bunu ötelemek için sadaka devlet anlayışını öne sürüyorlar. Oysa aslolan sosyal devlettir. Yurttaşlık temelinde yasalara bağlanmış haklar vardır sosyal devlet anlayışında. Sadaka devlet işleyişinde yoksulluğun ortadan kaldırılması değil yönetilmesi ön plandadır. Komşun açken sen tok yatamazsın sözünü anımsayalım. Burada açlığı tümden kaldırmak yerine, toklara, elinizi cebinize atın çağrısı yapılır. Yoksulluğu doğal kabul eden anlayışı değiştireceğiz. Devleti yeniden keşfedeceğiz. Eğitim ve sağlık gibi önemli temel hizmetleri piyasanın insafına bırakmadan kamusal alanı daha da genişletme iradesini ortaya koymamız gerekiyor.’’

İktisatçı Thomas Piketty’nin ‘’Her konuda seçim yapmak ve belli kurumlar ya da politikalarla ilgili açık bir tavır ortaya koymak gerekir.” saptamasına Aziz Konukman’ın yaklaşımları sanırım yeterince yanıt veriyor. Yani bilim insanı, Konukman örneğinde olduğu üzere, insandan, emekten yana tavrını açık, anlaşılır bir dille ortaya koymalı. Tabii Konukman’ın hiç sektirmeden, lafı dolandırmadan, kitabın tam ortasından herkesin anlayabileceği bir dille ortaya koyduğu yaklaşımları hakim medya yapılanması içinde duymamız mümkün değil. Ancak şimdilik dayanışma anlayışıyla oluşturduğumuz platformlardaki seslenişlerle bu eksiği gidermeye çalışıyoruz.

İktisatçı Thomas Piketty’nin dik duruşlu aydın tanımına örnek verebileceğim ikinci isimse Prof. Dr. Aziz Ekşi.

Gıda sektöründeki dev markalardan birinde çok iyi maaşlarla çalışmak yerine gerçeğin görünmeyen, tartışılmayan, ötelenen yüzünü anlatmayı, irdelemeyi hayatının ana ekseni haline getirmiş olan Aziz Ekşi ile üç program yaptım. Ana akım medyanın reyting ve reklam kaygısı nedeniyle insan sağlığını hiçe sayan bilgi kirliliğini her programda dürüp büküp çöpe atan Prof. Dr. Ekşi’nin, belki de beni bu yazıyı yazmaya iten açıklamalarına geldi sıra.

‘’Dünya genelinde açlık çeken insan sayısı 1990-92 döneminde 843 milyon iken, 2000-02 döneminde 833 milyon, 2017-19 döneminde ise  823 milyon dolayındadır. Yani 30  yılda yalnızca 40 milyon azalmış ve dünya nüfusunun halen %11’i açlık çekiyor. Oysa 2015 yılında “açlığın yarılanması” amaçlanmıştı. Bu olmayınca bu kez 2030 yılında “açlığın sıfırlanması” gibi uçuk bir hedef konuldu. Bunun nedeni çözümün yanlış yerde aranmasıdır. Öneriler daha çok üretimin artırılmasına odaklanıyor. Son yıllarda buna gıda kayıplarının azaltılması da eklendi. Her iki hedefte olumludur. Fakat ne üretimin artırılması ne de kayıpların azaltılması açlığa çözüm olamaz. Dünyada gıda üretimi yetersiz değil ki! Üstelik gıda üretimi nüfustan daha hızlı artıyor. Fakat aç insan sayısı azalmıyor. Çünkü açlık sorunu, üretim yetersizliğinden değil bölüşüm dengesizliğinden kaynaklanıyor. Üretim daha da artsa sonuç değişmez. Gelelim gıda kayıplarına. Aç insanların yeterli gıdası yok ki kayıp olsun! Sorun bölüşüm kaynaklı olunca çözümü politiktir. Fazla bile olsa kimse gıdasını başkası ile bölüşmek istemiyor. Dolayısı ile zorlayıcı talepler gelişmedikçe ve ülkeler daha insancıl yönetimlere kavuşmadıkça çözümün uzağında kalacağız.’’

Aziz Konukman gibi Aziz Ekşi’de hayata kapitalizmin penceresinden değil de, insan ve emek odaklı bir açıdan baktığı için adalet, eşitlik ve paylaşım kavramlarını başta vurguladığımız ‘’nasıl’’ sorusunun odağına oturtarak hiç evelemeden gevelemeden ‘’Çözüm politiktir.’’ diyor. İşte hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözünün perde arkasında yatan yakıcı gerçek bu. Bilim insanlarının artık unuttuğumuz bir boyutunu yeniden canlandırıyor Konukman ve Ekşi:

El yakan, can yakan gerçekler bilimin ışığında kör gözlere, duymayan kulaklara, hissetmeyen kalplere doğrudan ulaşmak için yeniden sahneye çıkıyor.

Bilimi üniversitelerin anfilerinden, tuğla kalınlığındaki kitapların rakamlara, formüllere, denklemlere boğulmuş satırları arasından çıkarıp herkesin anlayabileceği bir noktaya, değerini düşürmeden, anlamını bozmadan indirgemek ne büyük bir yetenektir.

Dünyadaki kavgaların pek de görünmeyen nedeni olan gıda ve beslenme konusunu politik bir bakış açısıyla çözümleyerek konuyu eşitlik ve paylaşım noktasına taşıyan Prof. Dr. Aziz Ekşi’nin saptamaları aslında bütün siyasi oluşumlar için bir ders niteliğinde. Bunu anlayanlar o ağızlarından hiç düşürmedikleri tabanla buluşacaklar, anlamayanlarsa tarih sahnesinden silinip gidecekler.

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :