FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- DAĞ GÜNLÜĞÜ: HER CANLI BİR DİĞERİNİN SICAĞINA MUHTAÇTIR

Ana Sayfa » HAYATIN İÇİNDEN » FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- DAĞ GÜNLÜĞÜ: HER CANLI BİR DİĞERİNİN SICAĞINA MUHTAÇTIR

09.10.2020 - 20:07

Ferhan Şaylıman

Ferhan Şaylıman

yazarın tüm yazıları
FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- DAĞ GÜNLÜĞÜ: HER CANLI BİR DİĞERİNİN SICAĞINA MUHTAÇTIR

 

Dağda hazirandan bu yana devam günlerimize adeta ruh veren gelişme daha önceden sözünü ettiğim, evin önünden geçen sokakta bulduğumuz yavru kedi oldu. İki yıl önce Fırfır’la hemen hemen aynı yerde karşılaştığımız o sokağın aşağısındaki bahçe, yavrunun bilemediğimiz hayatının önemli bir parçası aslında. Bazı geceler orada uyuduğunu sanıyorum. Kendini güvende hissetmese asla yapmayacağı bir şey bu.

Ağustos’ta yirmi günlüğüne İstanbul’a döndüğümüzde yavruyu Ahmet Bey’lere emanet etmiştik. Arkadaki tel kapının anahtarını duvarda bir yere gizledik. Komşu günde iki defa mama ve su verdi. Arada telefonlaştığımızda yanına sokulmadığını, o bahçedeyken uzaktan izlediği söylüyordu. Dağa kesin dönüş yaptığımız gün bir süre bahçede göremedim. Akşama doğru birden ortaya çıktı. Göbişi yerindeydi, iyi beslenmişti belli ki.

Şimdi kesin dönüşle beraber dağda yalnızca yazları değil kışın da kalabileceğimiz bir sürece girdik. Gerçi çok soğuklarda koşullarla baş edemeyeceğimiz için Görükle’de tuttuğumuz ev bir kurtarıcı görevi üstlenmiş durumda. Mevsim iyice bozana kadar köyde yaşamaya devam edeceğiz. Bu aralar yavru ile verandada, bahçede kısacası dışarıya ne zaman çıksam her an her yerde beraberiz. Peşimi bırakmıyor ve bu farkında olmadan bağımlılık yarattı. Tabii birlikteliğimiz her işimi zorlaştırır hale dönüştü. Bir defa normal yürümem mümkün değil. Nasılsa zarar vermez düşüncesiyle ayaklarımın altına altına atıyor kendini. Patilerine basmamak, canını acıtmamak için tuhaf bir yürüme biçimi geliştirdim. Ben bacaklarımı iki yana açıp sünnet olmuş çocuk edasıyla yürürken o tam ortada küçük pati dokunuşlarıyla ilerliyor. Onu yukardan izlemek ilginç bir duygu. Bütün dikkatime rağmen iki defa ayağına bastım. Henüz ses telleri de gelişmediği için çok cılız bir titreşimle canının acıdığını belli etmeye çalışıyor. Bazen bu çok tehlikeli duruma da dönüşüyor. Çınarın, kestanenin dökülen yapraklarını her gün temizlemek gerekiyor. Koca tırmıkla çalışırken o bunu oyun sanıp kendini yaprakların arasına atıyor. Tırmığın metal dişlerine patileriyle vurmaya uğraşıyor. Aman Allah’ım, küçücük bir dikkatsizlik nelere yol açar kim bilir. Durum böyle olunca yarım saatlik iş bir saate çıkıyor. Bazen uzak bir köşeye yatıp beni izliyor. İşte harika olan da bu.

Hadi gündüzleri böyle geçiyor ya geceleri? İlerleyen saatlerde verandada otururken yavru yine dibimde. Ayaklarımı uzattığım tabureye tırmanıp tortop uyuyor. Gece boyunca telefonla konuşurken, gökyüzünü seyrederken o başını ayaklarıma yaslayıp güvende olmanın tadını çıkarıyor ve ben az öncede ifade ettiğim gibi usul usul alışıyorum. Alışkanlıklar eğer denetlenemezse sonuçta zor bir noktaya doğru evriliyor. Sanırım ben o zor noktadayım. Fark ettim ki bahçeye ne zaman çıksam onun bakışlarını arıyorum, eğer yoksa ayaklarımın dibinde bir boşluk hissediyorum. Geceleri Peri içerde televizyonla haşır neşir olurken verandada taburede uyuklayan o pamuk yığınıyla neler konuşmuyoruz ki. Ama sorun bu da değil. Onun bahçeye çektiğimiz hayatını eve bütünüyle aktarmamız olanaksız. Fırfır zaten yeterince uğraştırıyor, üzerine bir kedi daha taşınması epeyce ağır bir yük demek. Şimdi avuç kadar bir yavrunun yükü olur mu diye sorulabilir. Fırfır’ı bulduğumuzda o da avuç kadardı. Sonrasında inanılmaz bir sorumluluk yüklüyor insana. Ayrıca bu süreçte Peri’nin denetimi altında bahçeye hava almaya çıkan ve yavruyla biraz oyun biraz kavga karışımı arkadaşlık kuran Fırfır’ın onunla aynı evde yaşaması neredeyse imkansız. İkisini oynarken izlemek bizi nasıl eğlendiriyor anlatamam. Tırnakları çıkarmadan, patilerin sert tarafıyla karşılıklı tokatlaşma seansları görülmeye değer. Yavrunun arkadan sinsice yaklaşıp kuyruğuna dokunması, sinirlenen Fırfır’ın hırlayarak üzerine atlaması, diğerinin kendini yere uzunlamasına bırakıp ayaklarıyla savunmaya geçmesi gerçekten ilginç. Ama sonuçta oynadıkları yer bahçe, evin içinde aynı durumun sürmeyeceğini görüyoruz. Fırfır kavga çıkaracak ve her defasında biz dur yapma demek zorunda kalacağız.

Gece verandada uyku vakti geldiğinde içeriye girerken yavrunun gözlerime bakışı çok etkileyici. Her defasında onu dışarıda bırakmanın ezikliğini yaşıyorum. Bunu biraz hafifletmek için alt bahçedeki hamağın artık epeyce yıpranmış sünger yatağını onun yatabileceği bir konuma getirdim. Aslında bunu bilerek yapmadım. Üzerine toz gelmesin diye arasına baş yastığını koyup ikiye katladığım süngerin içinden bir sabah yavrunun çıktığını görünce jetonum düştü. Yastık, süngerin iyice üst üste kapanmasını engelleyerek arada boşluk bırakıyordu. Yavru o boşluğun arasında sırtına yorgan gibi değen süngerin sıcaklığında arayıp da bulamayacağı bir yatak yaratmıştı kendine. O gün hemen işe koyuldum. Odun taşımak için kullandığım un çuvallarını süngerin altına üstüne sıkıca yerleştirip üzerlerini koli bandıyla sardım. Sabahları onu orada uyurken bulmak rahatlatıcı bir duyguydu. Sonra yavru yuvaya girmemeye başladı. Sabahları kalktığımda bahçenin alt kapısından, o bilemediğimiz aşağıdaki hayatından çıkıp geldiğini görüyordum. Aslında biz olmadan da yaşamını sürdürebileceğini ortaya koyan önemli bir ayrıntıydı bu. Ben sadece onun geçiş döneminde hırpalanmadan, kazaya kurban gitmeden iyi bir beslenmeyle kışa hazırlanmasına yardımcı oluyordum. Ah, sabahları hazırladığım o mama için köydeki hangi kedi ortalığı ayağa kaldırmazdı ki: Yarım yumurta, bir dilim beyaz peynir ve dolu bir kaşık yoğurt. Karışımı iyice ezip mama kasesiyle dışarıya çıktığımda deli oluyordu. Şişmanladığını açık biçimde görüyordum. Sonra bir kez daha düştü jetonum. Yavru irileştiği için sünger yatağın arasına giremiyordu. Yuvanın ağzını fazla açmadan girişe uzunlamasına bir tahta parçası yerleştirdim ve sorun çözüldü.

Tabii bana göre çözüldü.

Her canlı bir diğerinin sıcağına muhtaç.

Mesela geceleri verandada ayağımın ucunda çoraplarıma sırtını dayayarak uyumak onun için bulunmaz bir fırsattı. Her temas sevgi anlamına gelmese de kediler bunun ayrımını eksiksiz yapabiliyorlar. Dağda eylülle beraber geceleri birden düşen ısı kış soğuğu kadar olmasa da üşütmeye yetiyor. Ben içeriye girdikten sonra yuvaya dönmek yerine taburede sabahlayan yavrunun, hayatının bu ilk soğuklarında nasıl bir sınav vereceğini kestiremedim. Üzerine kazak örttüğüm günler oldu. Sonra geçenlerde öksürmeyi beceremediğinden öğürür gibi kendini zorladığını gördüm, dikkat kesildim, içi hırıl hırıldı. Dışkısı ishale yakındı. O halde bile tuvaletini kapatma çabası ne muazzam bir görüntüydü. İştahı kesildi ve ilk defa mama tabağına dokunmadı. Önceki gün Fırfır’ın iç parazit aşılarını yaptırmak üzere başından bu yana ona bakan veterineri Hüseyin Bey’i köye çağırdığımızda yavrunun durumunu da söyledik. İki ay önce yine iştahsızlığı nedeniyle kontrola gelen doktorun elini tırmalayarak kanatan yavruyu bu defa ben tuttum. Beş gün boyunca ya ağızdan ilaç ya da aşı yapılarak tedavi edilecekti. Eğer yapamayız derseniz ben beş gün götürüm dedi, kabul ettik.

Bugün yokluğunun ikinci günü.

Hüseyin Bey kafeste yatarken fotoğrafını çekip yollamış, mutlu oldum.

Ama bahçeye çıktığımda kimse ayaklarıma dolanmıyor.

Duvarın dibindeki su kabı öksüz kalmış gibi.

Ve geceleri verandada yalnızım.

Berbat bir duygu.

kaynak: http://ferhansayliman.com/yazi-odasi-dag-gunlugu-canli-bir-digerinin-sicagina-muhtactir/

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :