26 Ekim 2021 - Hoş geldiniz

FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- DAMGALAMADAN; YANSIZ, YÜKSÜZ VE YARGISIZ YAŞAMAK

Ana Sayfa » GÜNCEL » FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- DAMGALAMADAN; YANSIZ, YÜKSÜZ VE YARGISIZ YAŞAMAK

Eklenme : 07.02.2021 - 13:19

FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- DAMGALAMADAN; YANSIZ, YÜKSÜZ VE YARGISIZ YAŞAMAK

 

 

Birbirimize ne kadar zamandır, yakamıza zorla iliştirilmiş etiketlere bakmadan yaklaşabiliyoruz?

Sanki o etiketler ve yaka kartları takılmadan ayakta duramazmışız gibi düşündüğümüz bir dönem bu.

Adına ne denirse densin: Dinsiz, faşist, ırkçı, lezbiyen, gay, terörist, başörtülü, göçmen, dini bütün, milliyetçi, Suriyeli, Alevi, Kürt ve akla gelebilecek diğer bütün etiketler; onlar olmaksızın cümleler kuramadığımız bir toplumsal yapının en dibine doğru soluk soluğa yuvarlandığımızı görmek gerçekten ürkütücü.

İletişimsizlikten, kendini anlatamamaktan, karşıdakini dinlememekten falan söz etmiyorum.

Bütün o yaka kartlarının tek bir amacı var: Diğerini suçlamak, kavgada üstünlüğü elden bırakmamak ve mümkünse etiketleyerek damgaladıklarını tümden yok etmek. Bunlara sınıfsal kopuşmanın ifadelerini de eklemek gerekiyor mu, tam bilemedim: Yani zengin fakir, patron işçi, çalışan işsiz. Sonuçta etiketlerimizin hepsini  yan yana getirdiğimizde ya da bir torbaya doldurup karıştırdığımızda ortaya çıkan vahşi görüntüden yorulmamak, bunalmamak için olağanüstü bir güce sahip olmak gerekiyor.

Yönetenlerin iktidarlarını  sürdürmek amacıyla yüzyıllardır uyguladıkları ayrıştırma politikaları, günümüz dünyasında yalnız ülkemizde değil, gelişmiş, refah düzeyi yüksek toplumlarda da gözle görülür biçimde varlığını hissettiriyor. Son Kongre baskınını tetikleyen sürecin, Trump yanlısı kalabalıkları harekete geçiren itici gücün kodlarını şöyle bir irdelediğimizde zenci, göçmen, vatan haini etiketleri üzerinden nelerin yapılabileceğine hep beraber tanık olduk.

Ama ateş düştüğü yeri yakar. Bizde ki yangının şiddeti öyle tek baskınla, tek ayaklanmayla parlayıp sönmek yerine her defasında alevlerini yeniden parlatarak, canlar yakarak hükümranlığını adeta perçinliyor. Yaka kartları üzerinden oluşturulan düşmanlıkların şiddeti ve tanımı koşullara göre değişse de, yöntem hep aynı kalıyor. Din, ırk, milliyet, siyasi düşünce, özel yaşam üzerinden yürütülen kamplaştırma hareketinin bugünlerdeki gözdesi: Teröristler ve cinsel tercihler.

Sözcüklerin ve onlara yüklenen anlamların boşlukta leke bırakmak gibi bir adeti vardır.

Boşluk kimi zaman ruh, kimi zamansa hafızadır.

Sese dönüşen harfler sanılanın ötesinde, ulaştıkları her noktaya, kolayca silinmeyecek iz bırakma yeteneğine sahiptirler. Tanımladığınız şey her ne ise; suçlama, tehdit etme, küçümseme, aşağılama, yok sayma davranışlarını dışa vuran sözcükler bir defa söylendiklerinde çelik bilyeler gibi asılı kalırlar gökyüzünde.

Psikiyatrist Prof. Dr. Vesile Şentürk Cankorur bütün bunların toplamını ‘’damgalama’’ olarak ifade ediyor ve insan ilişkilerine yönelik şu altın kuralı hatırlatıyor bizlere:

Yansız, yüksüz ve yargısız ol!

Boğaziçi eylemlerinde atanmış, intihalci rektöre karşı tepkilerini ortaya koyan öğrencilerin terörist olmakla suçlandıkları şu günlerde, programıma konuk olarak davet ettiğim Vesile Hoca’nın sözleri dolanıp duruyor aklımda. Yılların psikiyatristi belki de mesleki birikiminin sonucu, yumuşacık bir sesle konuşuyordu. Şunu düşündüm: Karşısındakine bu tonda seslenen birinin ayrıştırma, kamplaştırma, ötekileştirme adına damgalama eylemine başvurması pek mümkün görünmüyordu. Çünkü damgalamanın temel kuralı hiddet, şiddet, öfke çağrıştıran yüksek tonda bir sesle kendini ortaya koymasıydı.

Yumuşak bir sesle kimseyi damgalayarak ötekileştiremezsiniz.

İnandırıcı olmak için, derinden yükselen nefretin, tehdit içeren bir sesle dışa vurulması gerekir.

Hatta bu sırada gözlerin irileştiğine, ağzın hafifçe yana çarpılıp yüz hatlarının gerildiğine tanık oluruz.

Trump’ın internette dolaşan görsellerinin büyük çoğunluğu benzer fotoğraflardan oluşuyor.

Sevgisiz ve soğuk.

Şimdi böyle bir liderden yansız, yüksüz ve yargısız davranması beklenebilir mi?

Öfke yüklü, kendinden olmayanı yok etme yanlısı, hep suçlamaya hazır gerekçeleri olanların aslında toplumdan soyutlanarak sağlam bir psikiyatri tedavisinden geçmeleri, çözümsüz görünen bir çok sorunun yaratacağı tehlikeleri en aza indirebilirdi.

Kongre baskınına giden binlerce vandal, Biden’ın deyimiyle ‘’Bir dengesizin’’ görevde kaldığı süre boyunca, her gün yinelediği yalanlarla, etiketlemelerle, damgalamalarla o noktaya geldiler. Başta Amerika olmak üzere birçok ülkede hiç nedensizmiş gibi görünen okul, cami, alışverişmerkezi, havaalanı baskınlarını düzenleyenlerin hedef gözetmeksizin önüne geleni öldürme eylemlerinin ana sorumluları da, ciddi bir psikiyatrik tedaviden geçmesi gereken bu liderler ve onların  yönetim kadrolarıdır.

Sorun sanılandan büyük.

Trump’ı başkanlık koltuğuna oturtan seçimlerde yetmiş beş milyona yakın Amerikalının ona coşkuyla, inanarak oy verdiğini düşünecek olursak, Kongre baskınının aslında çok hafif atlatılmış bir tehlike olduğunu bile söyleyebiliriz. Yine ABD’de polisin Afro- Amerikalı George Floyd’u elleri kelepçeli haldeyken boğazını sıkarak öldürmesi de, Trump’ın nefret söylemlerinin bir yansımasıdır. O nedenle başkanın hiç tartışmasız psikiyatrinin alanına giren çılgınlıklarına koşulsuz inanan 75 milyon seçmenin, ellerine imkan geçse neler yapabileceklerini iyi ‘’tahayyül’’ etmek gerekiyor.

Bu açıdan düşünüldüğünde Boğaziçi eylemlerinde kendisine bakan öğrenciyi ‘’Aşağıya bak’’ şeklinde azarlayan polisin mantalitesi de düşündürücüdür. 12 Eylül’ün işkencehanelerinde, cezaevlerinde siyasi mahkumlara yönelik direnç kırma yöntemlerinin ilk sırasında başı öne eğdirme geliyordu. Bu, otoriteyi amasız, koşulsuz kabul etmenin en temel göstergesiydi. Şimdi o küçücük iki sözcüğün yani ‘’seni aşağılıyorum’’ etiketlemesinin nasıl olup da ‘’Aşağı bakmayacağız’’ itirazına dönüştüğü de doğru algılamak gerekiyor.

İşte tam burada sorunun atamayla gelen Melih Bulu’nun rektörlüğüne itiraz etmeyi aşarak, daha derinlerde yatan başka bir noktaya doğru evrildiğini görüyoruz.

Z kuşağı damgalanmaktan, yakasına zorla iliştirilmiş etiketlerle dolaşmaktan, kendisine emir kipiyle ve yüksek tonda kurulmuş hitap şekliyle yaklaşılmasından hiç hoşlanmamaktadır. Daha başka bir ifadeyle yasaları çiğnemeye yönelik, ortaya güç gösterisi koyan, örgütlenmiş bir girişim falan değil bu.

Kadıköy’de İskele Meydanı’ndan toplananların içten bir seslenişleri var:

Bizi damgalamayın.

Ülkeyi ve toplumu dilim dilim bölen etiketlerinizi her fırsatta yakamıza iliştirmeyin.

Yansız, yüksüz ve yargısız yaşamamıza izin verin.

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları