21 Nisan 2021 - Hoş geldiniz

FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- KAR

Ana Sayfa » GÜNCEL » FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- KAR

Eklenme : 04.04.2021 - 9:54

FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- KAR

 

 

Yaşanmışlıklarımızı tuvale aktarılmış renklerle anlatmaya başladığın günden bu yana hayatımızın başka bir evresine adım attık sevgilim.

Renklerin dilinden pek anlamayan, objeleri çizme yeteneği oldum olası berbat bir seyir izleyen benim gibi birisi için, onları yaratma sürecine ilişkin merak ettiğim sorular kafamdan hiç eksik olmadı. Örneğin ressam tuvalin karşısana oturduğunda neyi yapacağını bilerek mi başlar? Yoksa ayrıntılar tuvalde belirginleştikçe mi çizgiler anlam kazanır? Sen tuvali alıp karşısına geçtiğinde, kafanda daha önceden hayal ettiğin görsellerin arasından sıyrılarak mı beyaza ilk fırçayı vuruyorsun? Resme başlamadan önce eğer bir düşünme, hayal etme sürecin varsa bunu sonuna kadar sürdürüp kafanda tamamlanmış bir tabloyla mı başlıyorsun yaratma eylemine?

Bunların hiçbirini sormadım sana.

Çünkü büyüsü bozulmaması gereken bir dünyada yaşıyorsun.

Sorular bende kalsın, yanıtları sende.

Görükle’de çatı katındaki çalışma odamda, masamın karşısında duran köyün karlar altında kaldığı güne tanıklık ettiğimiz şu kış manzarası da, ne çok soruyu saklıyor içinde. Damları karla kaplı, bacalarından duman tüten o evlerde kimlerin oturduğunu bilmek tuhaf bir duygu. Örneğin benzer bir köy ve kış tablosunu başka birisi yapsa, aynı anlamları ona yüklemem mümkün mü? Sanki kişisel hayatımıza ilişkin kanıt niteliğinde çalışmalar bunlar. Tabii böyle olunca ayrıcalıklı hissediyorum kendimi. Geçtiğimiz yolları, oturduğumuz parkları ya da henüz pandeminin ortaya çıkmadığı yıllarda kaçtığımız dağdaki köyün yaşanmışlıklarımıza iz bırakmış anlarını yeniden canlandırırken, arka planını yalnızca bizim görebildiğimiz yapıtlar çıkarıyorsun ortaya.

Kaçan zamanı, belki de değeri bilinememiş anları böylesine emek isteyen bir yöntemle yeniden canlandırman, gerçekten benim pek rastladığım bir tarz değil. Diğer bir deyişle o zaman parçacıklarına senin hangi gözle baktığını, ayrıntıları o aşamada nasıl algıladığını ya da hafızana hangi çizgilerle yerleştiklerini fark ediyorum şimdi. Örneğin köyde güneşi o tepelerin arasında gördüğümüzü hiç anımsamıyorum. Çünkü çerçevenin sol tarafında şimdi göremediğimiz bir noktada doğuyor güneş; batarken de en sağdaki kahverengi evin epey uzağında, gölün dağlarla birleştiği çizgide batıyor. Kışın o batışı pek göremiyoruz ama yazın her defasında güneş adeta tutuşarak, bir portakal renginde eriyerek kayboluyor. Şimdi resimde patlayan ışığa bakarken ‘’Demek böyle bir hayalin varmış’’ diyorum. Gerçi ışığa düşkünlüğünü, karanlıktan ve sessizlikten nefret ettiğini, o nedenle televizyon izleyerek uyuduğunu, bu beni rahatsız etse de alışkanlığından vazgeçmediğini, kumandanın sen uykuya dalarken otomatik olarak ekranı kapattığını, böylece odanın o aşamadan sonra karanlığa ve sessizliğe gömüldüğünü bildiğimden,  resimdeki güneşi anlayabiliyorum.

O gün köyde kar gerçeğine ilk ve son defa tanıklık ettik.

Evde dört beş gün mahsur kaldığımız bir kıştı. Ders olmuştu bize. Sonrasında koşullar nedeniyle aralığın başından mart sonuna kadar dağda barınamayacağımızı öğrenmiştik. Kışın yolların kapandığı, kentle bağlatının kesildiği, su saatlerinin donduğu hatta patladığı, elektriklerin bazen gün boyu gelmediği bir yerdi burası. İlerde seçim yapmak zorunda kaldığımızda kendimizi kışa değil yaza göre planlamak durumunda olduğumuzu biliyorduk artık.

Şimdi şu tabloya ilham veren mevsimin üzerinden neredeyse on yıl geçse de, o günlerde tasarladığımız plan değişmedi.

Pandemiyle beraber İstanbul’dan buralara göç ettik ama dört ay kentte kalmak koşuluyla.

Düşündüğümüz üzere hayatımızı, bahara kadar oraya uygun havalarda gitmek ve dönmek üzerine kurduk. Evi, bahçeyi ve geçen yaz sokaktan kurtarıp verandada kurduğum korunaklı bir yuvada yaşayan yavru kediyi kontrol etmek amacıyla yapıyoruz bu kısa yolculukları. Gerçi yavru artık kocaman, güzel bir dişi oldu. Beslenmek için komşu eve gidiyor. Biz her defasında kuru mamasını, salam ve ton balığı gibi sevdiği yiyecekleri en az iki hafta yetecek kadar alıp onlara bırakıyoruz. Yavru gündüzleri komşuda beslenip gece yuvasına dönüyor.

Belki yaza doğru onun da resmini yaparsın.

Bir itiraf sana: Yine köyde bulduğumuz ama sahiplenip eve aldığımız, iki yıldır bizle yaşayan Fırfır kızımızdan daha güzel bir kedi o.

Yavruyu sahiplenmek de istedik.

Ama ikisine birden bakmayı gözümüz yemedi.

Üstelik sonu yok bu işin.

Her sokakta bulduğumuzu eve alamayacağımıza göre bir sınır çizdik kendimize. Yavru için çözümü, karnını doyurabileceği, dondurucu soğuklarda barınabileceği bir ortam yaratarak bulmaya çalıştık. Dağda kışın nasıl geçtiğini  bildiğimden, yaz sonuna doğru kurmaya başladığım barınak için çok titizlendim. Havalar iyice soğumadan önce her sabah o uyurken içeriye elimi uzatıp ısı kontrolunu yaptığım bu yuvanın kurulumunda, kullanmasak da ardiyede sakladığımız kaç kazak, kaç polar, kaç anorak gitti. Sonunda taşınabilir büyük boy kedi sepetini öyle bir hale getirdim ki, üzerine sardığım naylon, un çuvalı ve su geçirmez ince plastik katmanların ağırlığından kaldırılamaz hale geldi. Verandanın kuytu köşesine, yerden yüksekçe bir setin üzerine yerleştirdiğim barınağın ağzına tepeden, kapı görevi üstlenen bir kazak sallandırdım. Böylece yavru içeriye hem rahatlıkla girip çıkıyor, hem de açık bölümden gelmesi muhtemel soğuk orada kesiliyor.

Ama vicdanım bir türlü huzura ermedi bu kış.

Görükle’de dondurucu soğuklarda kalorifer peteklerinin üzerinde uyuyan Fırfır’a her bakışımda köydekini terk edip geldik duygusu sızladı durdu içimde. Gerçi son yıllarda öğrendiğim, her türlü olumsuzluğun faturasını kendime çıkarma, önce kendimle hesaplaşma sakatlığından kurtulduğumdan bu yana hareket alanımın genişlediğini hissediyorum. Önce kendimle, sonra olumsuz değerlendirdiğim bir çok şeyle barıştım. Barışmak önemli. Hesaplarla, acabalarla, yüklerle, denge kaygılarıyla yürümek çok yorucuydu. Dolayısıyla bunlardan kurtulunca tuhaf bir hafiflik çöktü üstüme.

Oysa sen hep tüy hafifliğindeydin.

Bunu daha önceden öğrenmeyi, kavramayı ne çok isterdim.

Resim algısı, düşüncesi, ruhun hafiflediği alanlarda mı ortaya çıkıyor?

Durmadan içindekilerle kavga eden birisi olsaydın, bacalarından dumanlar tüten, damları karlarla kaplı, insanda ‘’buralarda yaşamalıydım’’ duygusu uyandıran o evleri yapabilir miydin?

Kaçış mı, huzur mu, kar mı, ne koyalım şimdi bu resmin adını?

Bilemedim.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları