26 Ekim 2021 - Hoş geldiniz

FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- ÖLÜ TAKLİDİ YAPMAKTAN VAZGEÇMENİN DİĞER ADI: BARINAMIYORUZ  

Ana Sayfa » GENÇLİK » FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- ÖLÜ TAKLİDİ YAPMAKTAN VAZGEÇMENİN DİĞER ADI: BARINAMIYORUZ  

Eklenme : 25.09.2021 - 23:27

FERHAN ŞAYLIMAN YAZDI- ÖLÜ TAKLİDİ YAPMAKTAN VAZGEÇMENİN DİĞER ADI: BARINAMIYORUZ  

 

Salgının ilk çıktığı günlerde virüsün yayılmasını önlemeyi amaçlayan ”Hayat Eve Sığar” sloganıyla toplumu evde tutma girişimi aslında doğru bir yönlendirmeydi ama eksikti, göstermelikti.

Burada iki soru yanıtsız kaldı.

İlki, hangi eve sığar?

Son yirmi yılda çalıp çırparak zenginleşen ve kazandığını nereye harcayacağını bilemeyen iktidarın yarattığı zamane muhafazakarı orta sınıfın evler miydi bu? Sözün gelişi ev diyoruz. Ultra lüks, israf sembolü dubleks, tripleks villaların bulunduğu sitelerde yaşayanlar için kuşkusuz hayatı oralara sığdırmak kolaydı. Ya kentleri çevreleyen gettolarda kalanlar?

Başını sokacak bir yer bulduğu için kendini şanslı hisseden kesimlerin temel sorunu da tam bu noktada ikinci soruyla çıkıyordu karşımıza:

Virüs yayılmasın diye evde oturursam aç karnımı kim doyuracak? İşimi kaybedersem bana kim iş bulacak?

Salgın, Türkiye’de dayanılmaz boyutlara ulaşan eşitsizliği de su yüzüne vurdu. Ekonomik sorunu olmayanların bir bölümü evlerine kapanırken, bir bölümü de gündelik hayatlarını kısıtlayıp, sokakla ilişkilerini minimuma indirgediler. Ama bunun dışında kalan milyonlar, devlet böylesi zor bir dönemde bile yanlarında durmadığı için her sabah metrolara, tıklım tıkış otobüslere, minibüslere, servis araçlarına doluşarak yine işlerine gitmeye devam ettiler. İktidarın zaten dibe vurmuş ekonominin çarklarını durdurmamak için gözden çıkardıkları, atölyelerde sırt sırta, yemekhanelerde yan yana günü geçirmek zorundaydılar.

Hani hayat eve sığardı, hani coronadan uzak durmanın üç koşulundan biri olan aradaki mesafeyi sınırlamak çok önemliydi?

Hastalıktan korunmak amacıyla koyulan kuralların dışında tutulan, gözden çıkarılmış bu kitleler, mesafesizliğin bedelini canlarıyla ödediler.

Bugünlerde tıpkı salgında olduğu gibi bir kez daha hayatın evlere sığdırılamadığına tanık oluyoruz. Üniversitelerin 1 Ekim’de açılmasına sayılı günler kala yıllardır bilinen sorun artık üstesinden gelinemeyen boyutuyla kazık gibi dikildi karşımıza. Özellikle üniversiteye yeni giren 815 bin 365 öğrenci kayıt yaptırmaya gittikleri kentlerde, İstanbul başta olmak üzere barınacak bir ev, oda ya da yurt bulamamanın çaresizliği içerisinde şimdi.

İktidar ‘’Bunlar yalancı, gençleri kışkırtıyorlar’’ söylemiyle ortada sorun yok izlenimi yaratmaya çalışsa da,  polis parklara sığınan gençleri toplayıp toplayıp götürse de, matematiksel veriler gerçeğin kapısını aralayıveriyor. Sayıları 793 olan devlet yurtlarının kapasitesi 793 bin. Oysa üniversiteye devam eden öğrenci sayısı yaklaşık 8 milyon ve devlet yurtları bunların sadece yüzde 8.7’sini barındırabiliyor.

Şimdi asıl, vahşi şehir İstanbul’daki duruma bir bakalım. Kentte barınma sorununu çözememiş 1 milyonu aşkın üniversite öğrencisi olmasına karşın burada KYK yurtlarının kapasitesi 25 bin. Matematik diyor ki: Bu hesaba göre İstanbul’da KYK yurtlarında tek bir yatağa 44 kişi düşüyor. Yani oran yüzde 3’ü geçmiyor. O halde soru çok basit: Bu kentte geriye kalan 975 bin üniversiteli ne yapacak? Köşeye sinmiş bekleyen Türgev ve Ensar gibi vakıf, cemaat, tarikat yurtlarına mı gidecek? Öğrencilerin bir kısmı gerçekten çare bulamadıkları için buralara yöneliyor. Öte yandan 320 bin öğrencinin bulunduğu Ankara’da ise devlet yurtları ihtiyacın yüzde 8.8’ini karşılarken, 174 bin öğrencinin bulunduğu İzmir’de ise aynı oran yüzde 9.05.

Kiralık ev konusuna hiç girmiyoruz. Ekonomik göstergeleri rayından çıkmış bir sistemde, örneğin İstanbul gibi bir yerde kötü ama oturulabilir koşullarda olan konutlarda bile kiraların 5-6 binden başladığını düşünecek olursak bu defterin kapağını hiç aralamadan kapatmak gerekiyor.

Geriye kalansa son günlerde çaresizlikten doğan o söz: Barınamıyoruz!

Şimdi utana sıkıla İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ‘’Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sağlıksal bakım, gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere uygun bir yaşam düzeyine hakkı vardır.’’ diyen 25. Maddesi ile Anayasa’nın Konut Hakkı’nı içeren ‘’Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır.’’ başlıklı 57. maddesini heyecanla anımsatmaya kalksak, eksik olan bir şeyleri acaba tamamlamış olur muyuz?

Hayır!

Çünkü ülkemizde ne İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin, ne de Anayasa’da konut hakkı da dahil sosyal devleti adeta ete kemiğe büründüren ayrıntılı biçimde yapılmış tanımlamaların hiç öneminin kalmadığı bir evreye geçtik artık. Salgın bize bunu bütün açıklığı ile adeta kanıtladı. Sonuçta hayatı eve sığdırma hakları ellerinden alınmış olanları kapsayan o büyük kavganın içine bugünlerde, üniversiteli gençler de dahil oldu.

Son cümlede bilerek yaptığımız hatayı fark ettiniz mi?

Öğrencilerin barınma sorunu bugün mü ortaya çıktı?

Hayır; zaten var olan gerçek görünür hale dönüştü.

Şimdiye kadar dayatılan koşulları kabul edenler, seslerini yine de çok yükseltmeden, niçin ‘’barınamadıklarını’’ cesaretle görselleştirmeyi başardılar. Parklarda yatıp kalkmaya başlayan öğrencilerin yarattığı farkındalık, birçok kente yayılmış durumda.

Ama bilindiği gibi ‘’park’’lar  iktidar için çok tehlikeli mekanlar.

Gezi olaylarının bir parkta başlayıp ülkenin bütün parklarına bir anda yangın gibi sıçradığını unutmayanlar önlemlerini erken aldı. Polis barınacak ev ve yurt bulamadığı için parklara sığınanları ya dağıttı ya da toplayıp götürdü. Ne rastlantıdır ki götürülenlerin ailelerinin çoğu, salgında hayatı eve sığdıramayanlardan oluşuyor. Salgın malgın dinlemeyip hastalanmayı hatta ölmeyi bile göze alarak fabrikalara gidenlerin, bugün üniversiteyi kazanan çocuklarına kirası 5 bin liradan ev tutmaları mümkün mü?

Şimdi o gençler anne ve babalarıyla aynı kaderi paylaşıyor.

Hayatlarını evlere, yurtlara sığdıramayalar çözümü parklarda buldular.

Daha da önemlisi bunu görselleştirdiler.

Hiçbir eylem park sıralarında uyuklayan yurtsuz gençlerin medyada dolanan fotoğraflarından daha etkili olamaz.

İşte sosyal medyayı da asıl bu nedenle dizginlenmeyi amaçlıyorlar.

Ve şimdi süreç varla yok arası yaşamaya zorlananların, sürekli ölü taklidi yapmaları istenenlerin, bütün güçleriyle görünür olmaya çabaladıkları bir noktaya doğru kayıyor.

Dibe vurmuşluğun tozu dumanı arasında bunu görmek bile umut verici.

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları