18 Mayıs 2021 - Hoş geldiniz

FERYAL ÇEVİKÖZ YAZDI- KAPİTALİZMİN KENDİNİ AKLAMA ÇABASI, NOMADLAND..GÖÇEBE

Ana Sayfa » GÜNCEL » FERYAL ÇEVİKÖZ YAZDI- KAPİTALİZMİN KENDİNİ AKLAMA ÇABASI, NOMADLAND..GÖÇEBE

Eklenme : 02.05.2021 - 21:07

FERYAL ÇEVİKÖZ YAZDI- KAPİTALİZMİN KENDİNİ AKLAMA ÇABASI, NOMADLAND..GÖÇEBE

 

Asya kökenli Chloé Zhao’nun yönetmenliğini yaptığı Nomadland, temelde, 60’lı yaşlarda bir kadının ekonomik krizden sonra Nevada’daki bütün malvarlığını ve hayat arkadaşını kaybedip bir karavan alarak ABD’nin batı eyaletlerini dolaşmasını konu alıyor. Oldukça sıradan ve benzerleri çekilmiş bir film gibi duruyor ilk bakışta belki de. Ki birçok kişi filmin aldığı 3 Oscar’ı abartılı bulduğunu sosyal medya üzerinden dile getirdi. Böylece nicelik ve nitelik ayrımları gündeme geldi.

Nomadland Amerikalı genç gazeteci JessicaBrurder’in “Göçebe: 21. Yüzyılda Amerika’da Hayatta Kalabilmek” adlı kitabından uyarlanmış bir film. Sadece bu isim bile çok şey anlatıyor sanki. Bruder bu kitabı yazarken aylarını, yerleşik yaşamdan vazgeçmiş olan Amerikalılar’la geçirmiş. Meksika’dan Kanada’ya kadar 15 bin milden fazla direksiyon sallamış.

Amerikan tarihinin çok kirli gerçeklerle örülü olduğunu unutmak mümkün mü? Kızılderili katliamları, köle ticareti başta olmak üzere, savaşlardan nemalanan bir tarih var. Öyleyse, mayıs ayına yeni girdiğimiz günlerde1 Mayıs’ın yaratıcılarını da anmadan olmaz. Dört yiğit işçi önderi Albert Parsons, AdolphFischer, George Engel ve AugustSpies, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için “Amerikan adaleti” tarafından idam edilmişlerdi.

Albert Parson, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetinin karşısında tarihe geçecek şu sözleri söylemişti:

“Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.”

Ve çocuklarına yazdığı son mektubunda da; “Sevgili evlatlarım hayattan hiçbir zaman nefret etmeyin. Tanrı bize insanca yaşayalım diye bu dünyayı verdi. Sorumlusunuz yavrularım! Haksızlıkların karşısında durun, sessiz kalmayın.” diyordu.

Değişen bir şey yok.

3 Oscar’lı filme dönecek olursak; Nomadland bir yol filmi. İnsanların, geldikleri coğrafyalar, kentler farklı olabilir; farklı kültürlerden gelebilirler; eğitim düzeyleri farklı olabilir. Ancak yol onları kalpleriyle birbirine bağlar. Yola neden çıkılır; tüm zorluklarına rağmen, gittikçe neden vazgeçilmez olur; bunları hem duygu hem de örneklerle anlatıyor. Hepsinin, hayatın onları bu hayat biçimini seçme noktasına getirmesinde; nitelikte farklı ama nicelikte benzer itici güç ve hikâyeleri var. Yolda aynı paralelde gitmekte olan insanların dayanışma isteği ve gücü; yardımlaşma için buluşulan yerlerde pişen yemekler; hatta vegan ve vejetaryen seçenekler. Hepsi insanı önemseyen unsurlar olarak öne çıkıyor.

Yolculuklar aslında, kendi içimizi, kendi varoluş nedenimizi anlamak için yaptığımız gidişlerdir. Yinelemek gerekir ki; bunu sabitlenmiş, konfor alanlarında yaşarken anlayabilmek çok zordur. Kendi sonsuz potansiyelinizin farkına varmakta zorlanırsınız konfor alanlarında. İnsan kendi potansiyelini algılayamadığı zaman da mutsuz, her şeyden şikâyet eden, gereksiz tartışmalarla zamanını geçiren biri hale gelebiliyor. Oysa konfor alanı dışına çıktığınız zaman böyle bir lükse sahip değilsiniz. Bunu ancak uzun yola çıkmışsa anlayabiliyor insan.

Özgürlük adını verdiğimiz kavram, yaşam biçiminin doğallığı ölçüsünde çoğalan bir gerçeklik.

Varoluş, yaşamı olduğu gibi kabul edişin, ölümü de olduğu gibi kabul edebilmeyi sağladığı bir duruma dönüşünce; gerçekten özgürsünüz. Çünkü ancak o zaman, yaşamın her anının, geçmişle geleceği birleştiren bir kerteriz noktası olduğunu kabul ederek yaşıyorsunuz.

Elbette her gün, yataktan kalktığınız andan başlayarak, sinirlenip, sövülecek çok fazla neden bulabilirsiniz. İnsanların Dünyası her yüzyılda böyle olmuş zaten. İnsan değişip dönüşmedikçe de bu böyle sürecek gibi görünüyor.

Filmde, Amerikan kapitalizminin sömürebildiği kadar sömürüp, limon sıkar gibi sıkıp, sonra kabuğunu bir kenara fırlattığı yaşamları izliyorsunuz. Amerika’da karavan hayatı, bir turizm ya da zevk olmaktan çoktan çıkmış; fazlasıyla, kapitalizm tarafından had safhada hırpalanmış insanların seçtiği bir yaşam biçimi artık. Oysa pandemi nedeniyle karavancılık özellikle Türkiye’de zengin bir turizm seçeneği olarak gündeme geldi. Karavan fiyatları da inanılmaz rakamlara yükseldi. Kim zengin, kim fakir o bile net değil artık. Çünkü nitelikte zengin olmak, nicelikte fakirlik, ya da tam tersi olabiliyor.

Nomadland’ın başrolünde, FrancesMcDormand, Fern karakterinde o kadar mükemmel bir oyunculuk sergilemiş ki, sanki karşınızda Oscarlı ünlü bir oyuncu değil de gerçekten karavanda yaşayan sıradan bir insan varmış gibi hissettiriyor. McDormand, karakterle tam bir bütünleşme sağlamış. Filmi, oyuncuyu tanımayan birisine izletseniz, gerçek hayattan birinin belgesel gibi filmini çekmişler diye düşünebilir. Zaten oyuncuların bir kısmı da gerçek karavancı olarak kendini koymuş filme. Filmde hiç gereksiz ve kulağı rahatsız eden film müziği yok. Kullanılan bütün müzikler yerinde ve olması gerektiği kadar. Onun dışında gündelik hayatın sesleri sayesinde film, seyirciyi içine alıyor ve sinemada mekân-zaman duygusunu destekleyen nitelikteki sesler, efektler söz konusu.

Uzak Doğulu genç kadın yönetmen, ChloeZhao, filmin senaryo ve kurgusuna da imzasını atmış. Nomadland belgesel anlatım tadını barındırsa da öyküsü ve felsefesi olan bir film. Aslında hayatın gerçekliğinin, doğallıkla film karelerine dönüşüp kurgulanması da diyebiliriz. Zhao, bir yönetmen olarak bu atmosferi yakalamış ve bunu kurguyla sağlamlaştırmış. Oyuncuyla yönetmen arasında ruh bütünlüğü kurulduğu zaman, bu durum filmin bütünlüğüne de olumlu yansıyor.

Ödülünü kabul ederken yaptığı konuşmada, Chloé, “Bu ödülü, ne kadar zor olursa olsun içlerindeki iyiliğe ve birbirlerinin içindeki iyiliğe tutunmak için cesaret ve inanca sahip olanlar için alıyorum” dedi.

Bu yapıt, Amerikan emperyalizminin kendi vatandaşlarını da nasıl yaşaması zor ortamlara soktuğunun filmi olmuş. Amerika’ya Amerikalılar tarafından karavan hayatıyla ortaya konulmuş bir tür başkaldırı ve manifesto niteliği taşıyor.

O zaman Oscar niye verildi? Sanırım bu da kapitalist sistemin yine oksimoron bir yaklaşımla kendini aklama çabası olabilir. Yerseniz.

McDormand’ın ödülü alırken bir kurt gibi ulumasını ise emperyalizme karşı yükselen bir ses olarak okuyabiliriz. Zorbalığı yıkmak üzere çıkan bir ses; Kurtlar ki hem sosyal hem de göçebedirler.

 

 

 

 

 

 

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları