18 Mayıs 2021 - Hoş geldiniz

FERYAL ÇEVİKÖZ YAZDI- TÜRK SİNEMASINDAKİ TERS KÖŞELERDEN BİRİ: ÇAKAL

Ana Sayfa » GÜNCEL » FERYAL ÇEVİKÖZ YAZDI- TÜRK SİNEMASINDAKİ TERS KÖŞELERDEN BİRİ: ÇAKAL

Eklenme : 25.04.2021 - 11:27

FERYAL ÇEVİKÖZ YAZDI- TÜRK SİNEMASINDAKİ TERS KÖŞELERDEN BİRİ: ÇAKAL

 

 

Sertan Telli’nin senaryosunu yazdığı Erhan Kozan’ın yönettiği Çakal, içimizde ve dışımızda çoğunlukla görmezden geldiğimiz, yok saydığımız ne var ne yoksa hiç çekinmeden, fütursuzca göz önüne seren bir film. Zaman zaman dokuz şiddetinde zelzeleyle sarsılıyor ve rahatsız oluyorsunuz. En ağır küfürlerle geçiştirilip yokmuş gibi kabul gören arka sokaklarda, tozpembe diye bir renk yok.

Beğensek de beğenmesek de, Akın başkarakteriyle gerçek hayatta yolumuzun hiç kesişmediğini sanırsak yanılmış oluruz. Gitmediğimiz mahallelerin, geçmediğimiz sokakların kişisi olması onu bizden fazla uzak kılmaz. Çünkü hiçbir insan birden bire Akın olarak doğmaz. Hayatın çok fazla seçenek sunmadığı coğrafyalarda adamın adımını kirli dünyaya doğru atmasının arkası boş değildir. Bu adımda, hem içindeki yalnızlığın, hem de en baba otla ya da içkiyle geçiştirilemeyen acının, mümkün olduğu kadar fiziksel ve somut bir gerçek hale büründürülerek dışa aktarılması çabası vardır. Acı içeriden acıttıkça iyileşmek mümkün değildir. Acıyı dönüştürmek gerekir.

Öyle bir coğrafyada yaşıyorsanız geleceğinizi belirleyecek olaylar da acımasızdır. Koşulsuz sevginin yegâne temsilcisi annenizin bir an olsun mutlu olduğunu görme şansınız, ani bir ölümle elinizden alındığında Dünya yalan olur. İlk aşkınızın sıkma başıyla sizi sadece bir damızlık olarak gördüğünü anladığınızda kaybedecek tek şey artık içinizdeki acıdır. O acıyla karşılaştığınızda, yüzünüzü ele geçirecek olan o büyük boşluk ifadesi, filmde Akın rolünü başarılı oyunculuğuyla sergileyen İsmail Hacıoğlu tarafından tam yansıtılmıştı. Filmdeki bütün oyuncular rollerinin hakkını veriyorlardı, benimsemişlerdi.

Kahramanın iç sesi, yerinde ve etkileyici laflarla bütünselliği bozmamıştı. Aslına bakarsanız, o iç ses kahramanın kendi içindeki farkındalıkla, erk hayvanıyla konuşuyormuş hissini de veriyordu. Çoğumuz bu sohbeti farkına varmadan yaparız ve iyileşir ya da iyileşmek için hastalanırız… İnsanın zihnine ara sıra susturucu takması iyidir yani. Zihin susunca öz konuşur.

Filmin kahramanı asla bir psikopat değil. Ona dense dense bir sosyopat denilebilir. Biliyoruz ki hiç kimse sosyopat doğmaz. Bu şizofren ve paranoyak toplumsal bilincin, bireyin üzerine yük gibi gelip, onu içten zapt etmesiyle ilgili bir durumdur. Kuşkusuz dış mihraklar tarafından yağlar ballarla beslenilmekte olan bir sistemin göbeğinde yaşarken, içimizdeki “kötü”yü görmemezlikten gelerek ya da yok sayarak ortadan kaldıramayız. Dünya henüz ermişlerin, guruların, şamanların dünyası değil. En azından bu yüzyılda değil.

Filmi değişik festivallere katıldı, ödüller de aldı. Çok fazla gündemde kalmadı. Kibarlık kumkuması olarak, narin ve boş kafalar çarşafın altında, kuma gömülü, mutlu mesut yaşamak dururken, varoluşsal, çıplak ve somut gerçekliğe, bu kadar bozuk dile maruz bırakılmaya “ne gerek var ki” diyen çoktur. Türk sineması açısından bir ters köşe olmuştur Çakal filmi. Oradaki dilin konuşulduğu ortamda geçen bir hayatın filmini yapmanın elbette başka bir yolunu bulmak da zordur. Aslında samimi olarak itiraf edebilirsek, küfür hayatın sevimsiz ve kötü tarafına yönelttiğimiz bir başkaldırı olarak da düşünülebilir. Örneğin bir kadın küfür ettiğinde bütün erkekler ayağa kalkar sanki küfür erkek tekelindeymiş gibi.

Senarist Sertan Telli de kısa bir röportajda filmle ve küfürle ilgili şunları söylüyor: “İnsanlar Akın (İsmail Hacıoğlu) gibi çocukların bu pis dünyaya itilişine sağır kalır ve onları acımadan ötekileştirirler ama iş küfre gelince pek erdemli kesilirler. Nezih bir maske takmış, ikiyüzlüce bir çıtkırıldımlık ‘Çakal’ı küfürbaz bulmak. Bence duyarsızlık daha büyük bir küfür. Duyarsızlık ruha edilen bir küfürdür, ağızla edilen küfürler ise egolara.”

Ki zaten duyarsızlık ve egonun önemsenmesi, çağımızın yükselen hastalıklarından değil mi?

O küfür diliyle, yıllar önce David Lynch’in Mavi Kadife filminde karşılaşmıştık. Hatırda kalan bir özellikti. Biliyoruz ki çıtkırıldım ve ikiyüzlü bakış açısı; insanı tahriş edip kaşındıran Kim Ki Duk filmlerinden de haz etmez pek; Tarantino’dan da hoşlanmaz. Oysa, kültürün, dinin ve sistemin yarattığı kişisel iç saldırıları şiir gibi anlatır Kim’in sineması; (Kim Ki Dukgenç yaşta birkaç ay önce Corona’dan öldü ne yazık ki).

Çakal filminde, Akın’ın çalıştığı atölyedeki ustası da aslında bir tür “bilge” kişiliği temsil eder gibiydi ve bu açıdan edebiyatta, romandaki karşılığı da Yusuf Atılgan ustayı çağrıştırıyordu.

Film Sertan Telli’nin ve Erhan Kozan’ın ilk sinema çalışmasıydı ve Çakal’ın sonra çizgi romanı da yapıldı. 2010 yılı yapımı olsa da güncelliğini koruyan bir film. Erhan Kozan daha sonra Halam Geldi filmini çekti.

Sinema dilindeki ters köşeleri fark edersek; Çakal’da, kötülüğün içindeki umudu yakalayabileceğimizi görürüz. Kahramanımız kendisine “Çakal” denilmesinden ne kadar rahatsız olsa da, aslında içinde bir yerlerde, doğanın gecesinin bilgesi olan bir erk hayvanıyla buluşur gibi, onu hayata bağlayan o çakalla tanışıyor eninde sonunda.

Keşke herkes, içindeki o güçle zamanında buluşabilse, acıyı dönüştürebilse.

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları