GANİ AŞIK YAZDI- BİR İMAMIN ANILARI: KAMBER’İN BAKLAVASI

Ana Sayfa » İNSAN VE EMEK » GANİ AŞIK YAZDI- BİR İMAMIN ANILARI: KAMBER’İN BAKLAVASI

09.03.2020 - 18:57

GANİ AŞIK YAZDI- BİR İMAMIN ANILARI: KAMBER’İN BAKLAVASI

 

Kamber köyü eşrafından ve “köy aydını” diyebileceğimiz rahmetli Osman Demirağ, kendisini olduğundan önemli göstermeye kalkışanlar için “eşekliğine bakmaz topuk vurur” derdi.
 Köyün muhakeme yeteneği bulunanlarından biri olan bu zat, “cehennem ateşi” ile ilgili olarak, köyün imamı olmam nedeni ile bir gün bana şöyle bir değerlendirmede bulundu:
“Siz hocalar, halkı sürekli cehennemin korkunç ateşi ile tehdit ediyorsunuz. Hocam, ben kibrit Mehmed’i (köy halkından ‘ kibrit ‘ lakaplı birisi)  odamın köşesinde kıvrılıp yatan şu tazı kadar sevmem. Ama bana denilse ki ‘kibrit Mehmed’i ateşte yak; değil parmağını, tırnağını bile yakmaya kıyamam. Ben günahkar bir kul olarak bu kadar merhametliyim de, yüce Rabbimiz – haşa – gaddar mı, acımasız mı ? ALLAH’ın bizi çatır çatır yakacağına inanmıyorum. “
Ben de  kendisine “Osman Ağabey, hocaların tek silahı bu, siz onları (hocaları) görüp gözetirseniz ateşin şiddeti azalır, belki de sıfırlanır, cehennem gül bahçesine döner ” dedim; çok güldü ve eşine ” Hanım, yarın hocaya baklava yap. ” talimatı verdi.
Şimdiki durumu bilemem ama, o yıllarda Kamber baklavası çok ünlüydü.
Bir yıl (1956 Haziran’dan 1957 Haziran’a kadar ) görev yaptıktan sonra askere gittim ve askerlik dönüşü imamlığı bıraktım, Orta Anadolu Mensucat fabrikasında  2 yıl ticaret memurluğundan sonra bir sınavı kazanarak Karayolları 6. Blg Mdn’de memuriyete başladım. Fakat Kamber halkı ile dostluk ilişkilerimi hep sürdürdüm.
1963 yılının bir kış gününde Kamber halkından birisi ” Beraberinde birkaç hoca arkadaşınla bekliyorum, sizi ağırlayacağım, gelirseniz çok sevinirim. ” ifadelerini içeren ve elden bir mektup/davetiye gönderdi. İki meslektaşımı da yanıma alarak, bir cumartesi günü yola koyulduk. Tomarza’ya çalışan bir araba ile Kayseri’den hareket ettik ve Kamber köyü yakınında arabadan inerek, tahminen 2 – 3 km’lik yolu yürüyecektik (Köy yolu kardan kapalıydı). İkindi sonrası ve akşamın yakın olduğu bir zaman diliminde yola koyulduk ama, o da ne, şiddetli bir tipi, hem takip ettiğimiz yoldaki izleri kapatıyor, hem de yürümemizi çok zorlaştırıyordu. Hava da kararmaya yüz tutmuştu. Arkadaşlarımla kısa bir değerlendirme yaparak, ciddi riskler taşıyan Kamber serüveninden vazgeçip, tekrar Tomarza yoluna geldik, tekerlerinde zincir takılı, içinde iki kişi olan bir otomobil, bizi sağ salim Kayseri’ye ulaştırdı.
Görevim süresince karşılıklı olarak sıkça  şakalaştığımız, kara/kuru yapılı rahmetli Ş.E’nin , arkadaşlarımla yaşadığım yolculuk macerasını öğrenince,  ” Hocalar iki dilim baklava için canlarından olacaklarmış, bu nasıl boğazmış böyle. ” biçiminde dedikodu yaptığı haberini alınca kendisine şu şiiri gönderdim :
                     Dost için gelirim Muş’tan, Siirt’ten
                     Sırtı kurtulmayacısa sirkeden, bitten
                     İnsanlık mı umulur, böylesi itten
                     Can çeker Kambere gelirim bazı
                     Havlasa hırlasa da bakımsız Tazı
Şiiri alınca sesi kesilen Ş.E.’yi çok severdim, o da beni severdi. Uzunköprü 42. P.A.’da askerliğimi yaparken ( 1957 / 59 ) kendisine gönderdiğim bir mektupta şöyle yazmıştım :
                 Sabahları erkence dama çıkardın
                 Ellerini ceplerine sokardın
                 Essahtan bir adam gibi sağa_sola bakardın
                 Yanına yaklaşınca Tazı gibi kokardın
O da bana :” Yakında Kayseri’ye gidip, 50 liraya bir avukat tutacağım ve ben de sana bir hakaret  mektubu yazdıracağım.” karşılığını verdi.
Mekanı cennet olsun..
Şimdilerde Meclis’te yaşanan tekmeli yumruklu kavgaları gördükçe, bizim o zamanlar birbirini kırıp dökmeden, karşılıklı konuşma içinde süren, aralara şiirlerin bile girdiği tartışmalarımızı doğrusu özlüyorum.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :