GANİ AŞIK YAZDI- İMAMLIK ANILARIM (1)

Ana Sayfa » GÜNCEL » GANİ AŞIK YAZDI- İMAMLIK ANILARIM (1)

18.01.2020 - 20:53

GANİ AŞIK YAZDI- İMAMLIK ANILARIM (1)

 

 

 

1956 yılı haziran ayında Kayseri Talas İlçesine bağlı ( O tarihte Talas İlçe değildi ve köy, İl merkezine bağlıydı) Kamber köyü İmamlığına başladığımda yaşım 19 idi. Kamber bildiğimiz Anadolu köylerinden çok farklı özelliklere; çok nüktedan, özgün ve zengin bir köy kültürüne sahipti. İnsanları çok şakacı ve nüktedandı, açık sözlü idiler. Örneğin bana hoş geldin ve hayırlı olsun ziyaretine gelenlerin hemen hepsi, ayrılırken “Hoca, bu köyde bana ‘Deli Ahmet’ derler, nasıl olsa duyacaksın, en doğrusu benden duymandır. ” diyordu. Bir başkası “Bu köyde bana ‘Cancık  Yusuf  ‘ derler, bilgin olsun. ” demeyi ihmal etmiyordu. Bir başkası da ” Bana ‘ Sümüklü Osman’ derler, bilgin olsun.” tembihini yapmadan gitmiyordu.
Köy halkı asla tutucu değildi, hem kendi aralarında, hem de komşu köylülerle çok sıcak insani ve sosyal  ilişkileri vardı.
Düğünlerde cirit oynanırdı, bu cirit oyununa bir defa ben de katıldım ve köyde sevilen birisi olan Cavit Bey’e bir ok fırlattım. O da çok hızlı atı ile bana yetişerek oku sırtımın tam da ortasına isabet edecek biçimde ayarladı ama fırlatmadı, pike yaptı, sonra bana ” kıyamadım ” dedi. ( Köylünün tepki gösterebileceğini dikkate almış da olabilir, Allah rahmet eylesin). Yemekleri temizdi, kurban etini kavurup kışa saklarlar, kar yağınca bu et, soğan ve yumurta ile yaptıkları kavurmaya doyum olmazdı. Özellikle ev yapımı tereyağlı baklavaları ” Kamber baklavası ” olarak çok ünlüydü. Kış soğu katlanılabilir, yazları tam bir yayla özelliği taşırdı.
YENİ BİR CAMİ YAPMAYA KÖY HALKINI İKNA ETTİM
Köyün tek camisi oldukça yıpranmış halde ve yetersizdi.
1957 yılı baharında caminin yıkılıp, yenisinin yapılması için harekete geçtik. Köyde ya da bu köylü olup da başka illerde, zengin kimse yoktu. Cami inşaatının finansmanı bizzat köylülerin sınırlı imkanları ile karşılanacaktı. Temel atma törenine Kayseri Vali Yrd. Merhum Kazım Ataman’ı muhtarla birlikte giderek davet ettik, kabul etti.
O yıllarda Cumhuriyeti ve devrimlerini hedef alan bir iktidar olmadığı için bu üst düzey katılım hiç sorun olmadı. Ne var ki, cami inşaatı ancak yarılanmıştı ki, işi üstlenen köyün en önde gelen eşrafı rahmetli Osman Demirağ ( gazeteci Yavuz Selim Demirağ’ın dedesi) işi durdurdu. Köylünün kendi arasında, ilave katkıların ne olabileceğinin görüşüldüğü toplantılar yapılıyordu. Üzeri açık, kesme taştan duvarları yarıya kadar yükselmişti. Cuma günü vaazımda cami cemaatine şöyle seslendim:
“Kıyamette melekler bir adamın koluna girip, gel seni Cennet’e götüreceğiz, derler. Adam şaşkın bir halde ‘ Ben dünyada cenneti hak edecek ne yaptım ki? ‘ diye meleklere sorması üzerine, melekler cevaben, ‘ Senin önemli bir sevabın var, sen unutmuş olsan da Allah unutmaz. Ölümünden önce bir köy yolunda ilerlerken, bendini yıkmış bir suyun yırtılan bendini onardın, o su ile bir köyün cami harcı yapılıyordu, işte senin hatırlamadığın büyük sevabın budur. ‘ derler. “
Cemaatin hassas din duyguları ve cennet özleminin fitilini ateşleyen bu sözlerin camide yarattığı mistik hava ortamında ” Allah Allah ”  sesleri yükseldi.
Kimisi benden bir öküz, kimisi bir inek, bir başkası iki toklu, kimisi de şu kadar para… taahhüdünde bulundu.
Cami çıkışında Rasim Özer isimli, askerden henüz gelmiş bir genç kolumdan tutarak cemaatten uzaklaştırdı ve cemaati kastederek şunları söyledi :
 ” Hoca, sen bu enayileri kandırıp gaza getirdin ama, bu anlattığının kitapta yeri yok, senin uydurman. “
Ben de kendisine “Rasim, Kur’an-ı ayrı tutarsak, dini kitap olarak yazılanların, anlatılan hikaye ve menkibelerin önemlice bir kısmı zaten uydurma ” karşılığını verdim.
O yıllarda köyde elektrik yoktu, akşam namazı öncesi camide lambaya gaz döküyordum. Köyün en kıymetli insanlarından  birisi olan (İstanbul’da taş ustası olarak yıllarca çalışmış) ve bir gözü görmeyen Memiş Usta, “Hoca dikkat et, gazı taşıracaksın. ” uyarısı yapınca ben de kendisine ” Memiş Amca, sen tek gözünle görüyorsun da, ben iki gözümle göremez miyim? ” deyince, cemaatten bazıları namazda gülmeye başladılar ve camiyi terk ettiler.
On dokuz yaşımın gençlik sorumsuzluğu olarak yaptığım bu ağır espriden hala utanırım…”
Gani Aşık’ın İMAMLIK ANILARI devam edecek.
Gani Aşık kimdir:
25.02.1937 tarihinde Bünyan Karakaya’da doğdu. Ankara Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi ‘ni bitirdi. Karayolları Genel Müdürlüğü, Yol Su Elektrik Genel Müdürlüklerinde memurluk görevleri  yanında Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olarak çeşitli il ve ilçelerle yurt dışında din hizmetlerinde  ve müftülük görevlerinde bulundu. 1972 de Bor Müftülüğüne daha sonra Yeşilhisar Müftülüğüne atandı.  Sırasıyla Almanya’nın  Batı Berlin ve Stutgart eyaletlerinde Başkonsolosluk Ataşeliği’ nde dört yıl  din görevlisi olarak çalıştıktan sonra 1976 aralık ayında kendi deyimi ile “Atatürkçü” olması nedeniyle  Artvin merkez vaizliği  görevine sürgün edildi.  1977’ de CHP’den milletvekili seçilerek 16. Dönem Kayseri vekili olarak meclise girdi.  Eski müftü, ilahiyatçı ve milletvelili olan Gani Aşık çeşitli gazetelerde makaleler yazmaktadır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :