GAZETECİLER İNCE’NİN MANİFESTOSUNU DEĞERLENDİRDİLER

Ana Sayfa » GÜNCEL » GAZETECİLER İNCE’NİN MANİFESTOSUNU DEĞERLENDİRDİLER

19.05.2018 - 18:02

GAZETECİLER İNCE’NİN MANİFESTOSUNU DEĞERLENDİRDİLER

Cumhuriyet editörleri İnce’nin manifestosunu değerlendirdi

İnce’nin 18 sayfalık manifestosunu Cumhuriyet editörleri masaya yatırdı. Ekonomi, dış politika, eğitim ve spor politikalarına ilişkin bölümler ne kadar gerçekçi?

Cumhuriyet editörleri Figen Atalay, Mine Esen, Emre Deveci ve Arif Kızılyalın’ın İnce’nin manifestosunda yer alan eğitim, dış politika, ekonomi ve spor konularındaki değerlendirmeleri şöyle:

EĞİTİM: BAŞLIKLAR OLUMLU AMA YA SAYILAR?

EĞİTİM EDİTÖRÜ FİGEN ATALAY: Manifestoda eğitim bölümü bence kısa tutulmuş o yüzden pek çok sorunun nasıl çözüme kavuşturulacağı açık değil. Türkiye’de eğitimdeki en önemli sorun fırsat eşitsizliğinin giderek artması. Karşılıklı iki okul, hatta aynı okuldaki sınıflar arasında büyük bir nitelik farkı var ama manifestoda her çocuğun nitelikli eğitime erişiminin nasıl sağlanacağı anlaşılmıyor. Tüm okulların nitelik açısından aynı seviyeye getirilmesine yönelik cümleler de olmalıydı bence.

Çalışmak zorunda olan çocuklar, tarım işçisi çocuklar, suça itilmiş, cezaevlerinde olan çocuklar, sokaklarda yaşayan çocukların eğitim hakları üzerine de tespitler ve çözümler görememek üzdü beni. Okullaşamayan çocuklar, devamsızlık sorunları nasıl çözülecek? Onlar da yok manifestoda. TEOG kalktı, yerine gelen sistem çocukların kaygısını katladı ama sınav sistemine yönelik de bölüm yok. Bu sistem devam mı edecek? Kalkacak mı? Bilmiyoruz! Okul öncesi eğitimin zorunlu olması, öğretmenlere sağlanacak imkanlar, gençlik bursları, üniversitelere özerklik gibi konular elbette çok olumlu ama mesela sayılar da rahatsız etti beni. Neden 10 bin öğrenci yurtdışına gönderilecek? 10 bin demek yerine daha ayakları yere basan bir ifade olsaydı, ‘başarılı’, ‘hak eden’ gibi. 100 bin bilgisayar mühendisine mi ihtiyaç var? Öyle bir analiz yapıldıysa tamam ama başka alanlarda mühendislere ihtiyaç yok mu? Bizim gibi yoksul bir ülkede tam gün eğitim konu edilirken ‘tüm çocuklara ücretsiz öğle yemeği verilecek’ ifadesi de güzel olurdu. Ücretli öğretmenler sorunu unutulmuş. 24 Kasım’da sadece öğretmenlere değil, hizmetlileri de kapsayan tüm eğitim çalışanlarına ikramiye verilme sözü de sosyal demokrat bir lidere daha çok yakışırdı.

DİPLOMASİ: BARIŞÇI POLİTİKA VURGUSU ÖNEMLİ

DIŞ HABERLER EDİTÖRÜ MİNE ESEN: CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, seçim manifestosunda açıkladığı “Uluslarası politikada vazgeçilmez ilkemiz yeniden ‘Yurtta barış, dünyada barış’ olacaktır” vurgusu günümüzün küresel çaplı çatışmaların, siyasi, ekonomik krizlerin, savaş tamtamlarının es vermediği ortamı düşünülürse elbette son derece değerli.

Ancak bunun içinin nasıl doldurulacağı, AKP iktidarıyla “komşularla sıfır sorun” söyleminin tam tersine sahaya farklı krizlerle, askeri hamlelerle yansımalarının olduğu realitesinin elde olduğu bir ortamda nasıl yaşama geçirileceği sorularıyla dolu… “Bakınız Suriye, Irak, İran’daki gelişmeler” demek bu açıdan gerekli. Kabul etmeli ki artık Türkiye onlarca yıl taraf olmaktan kaçındığı Ortadoğu karmaşasının tam göbeğinde. Saha bölgesel oyuncular kadar küresel aktörlerin içinde olduğu bir nevi mayın tarlası. Ankara’nın dış politikada sıkışması sadece Ortadoğu coğrafyasında da sınırlı değil. ABD ile ilişkilerde tarihin en sorunlu dönemlerinden birine sahne olunurken AB ile gerilimli ilişkiler ortada.

İnce’nin yarım asırlık Kıbrıs sorununda çözüm hedefi vaadi de dikkat çekici. Bir de son dönemde KKTC, Ankara’dan kimi cephede “AB’yi arkasına alan Rum Kesimi’ne karşı farklı pozisyonlar alınmalı” söylemlerinden “adada iki ayrı devlet, konfederasyon oluşturulmalı”ya uzanan görüşlerin daha sık dile getirildiği hatırlanırsa, Kıbrıs’ta sular Doğu Akdeniz enerji havzasına yönelik mücadeleyle daha da ısındığını da hatırlamakta fayda var. Bu çerçevede Ankara ile üyeleri Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nden yana tutum alan AB arasında da tansiyon yüksek. Diğer yandan ise sadece konuyu Ankara’nın atacağı adımlara bağlamak sorunların ortadan kalkması için yeterli değil. AB-ABD arasındaki gerilim, çıkar savaşlarının iyice ortaya dökülmesi transatlantik ittifakı çatırdıyor yorumlarını daha da alevlendiriyor. AB zaten kendi içinde sorunlarla boğuşurken bir yandan da Britanya’yla boşanma sancısında. Dünyanın sinir uçlarının iyice oynandığı küresel köyde Atatürk’ün Türkiye’nin geleneksel dış politika söylemine ilham olan “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine dönme vaadi umut, aydınlık yaratıyor. Ama böylesine içiçe geçen küresel sorunlar yumağında ilmiklerin nasıl birer birer çözüleceği sabırdan öte sadece anlık değil, uzun vadeli planlamaların, olasılıkların masaya yatırılacağı diplomatik akılcı hamlelelerin gerekliliğini de öne çıkarıyor.

EKONOMİ: YAPISAL SORUNLAR UNUTULMAMIŞ

EKONOMİ EDİTÖRÜ EMRE DEVECİ: CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, seçim manifestosunu bugün açıkladı. Beklendiği gibi, ekonomi ile ilgili maddeler manifestoda geniş bir yer bulmuş durumda. Türkiye ekonomisinde kriz sinyalleri giderek yoğunlaştığı ve ekonomik sorunlar toplumun birincil gündem maddesi haline geldiği için, muhalefetin bu alanda ne vaat edeceği merak ediliyor. İnce’nin de belirttiği gibi, sanayide, enerjide ve tarımda ithalata bağımlılık, cari açık, enflasyon, faiz, işsizlik, yoksulluk, borçluluk, üretime değil tüketime odaklanma gibi yapısal büyük sorunlar var ekonomide. 2002’de 129.6 milyar dolar olan dış borç stoku, Eylül 2017 itibarıyla 453 milyar dolara ulaşmış durumda. Alınan borçlar ise üretime değil betona gömüldü. İnşaat yatırımlarının yedi yıllık toplamı 551 milyar doları buluyor. Türkiye’nin bir yıl içinde bulması gereken finansman yaklaşık 240 milyar dolar. Türkiye’nin hızla dış borca, inşaata, ithalata ve düşük teknolojiye dayalı ekonomiden kurtulması lazım. Mevcut ekonomik model iflas etmiş durumda ve radikal adımlar atılması gerekiyor.

Yeni bir ekonomik model ihtiyacına işaret edilen İnce’nin manifestosunda; şu an yüzde 6 civarında olan cari açığın yüzde 3’e, nisanda yıllık bazda yüzde 10.85’e ulaşan enflasyonun yüzde 5’e, martta yüzde 10.6 olan işsizliğin 5 yıl içinde yüzde 5’e düşürüleceği belirtiliyor. Yıllık ekonomik büyüme hedefi yüzde 7 olarak açıklanmış. 2017’de 10 bin 597 dolar olan kişi başı milli geliri, 15 bin dolara çıkarma hedefine yer verilmiş. Şu an net 1603 TL olan asgari ücreti 2 bin 200 TL’yi çıkarma vaadi var. İhracatın 5 yıl içinde iki katına çıkarılacağı söyleniyor. Yani 2017’de 157 milyar dolar olan ihracatın 2023’te 300 milyar doları aşması hedefleniyor. 2017’de 26.2 milyar dolar olan turizm gelirinin 60 milyar dolara, 32.4 milyon olan turist sayısının da 60 milyona çıkarılması hedefleri var. Bunun için, kişi başına düşen turist harcamasının da 681 dolardan 1000 dolara yükselmesi gerekiyor. Manifestoda, tarım ve hayvancılıkta ithalata bağımlılığın son bulacağı, çiftçiye mazotun 3 TL’den verileceği ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesi kararının iptal edileceği sözleri dikkat çekici.

Türkiye ekonomisinin bir sorunu da yatırımların düşük teknolojili sektörlere yoğunlaşmış olması ve eğitimdeki çöküşle birlikte Sanayi 4.0 hedefinden giderek uzaklaşması. İmalat sektöründe toplam yatırımlar içinde yüksek teknolojinin payı yüzde 1 civarında. Manifestoda katma değeri yüksek ve yüksek teknolojili alanlara yönelme vurgusu var. Türkiye’de özel sektör yüksek teşviklere rağmen katma değeri yüksek ve yüksek teknolojili sektörlere yönelmiyor. Bu yüzden, İnce’nin bahsettiği hedeflere piyasa ekonomisinin mevcut işleyişiyle ulaşmak pek mümkün değil. Kamunun büyük yatırımlar yaparak bu alanda öncü olması gerekiyor.

Manifestoda, çok tartışılan ve bütçeye büyük yük getiren kamu özel işbirliği (KÖİ) projelerine manifestoda değinilmemiş. Dünyada da tartışılan bir konu bu. Bazı ülkeler KÖİ projelerini yasaklıyor. Biliyorsunuz, üçüncü köprüden üçüncü havalimanına, şehir hastanelerinden körfez köprüsüne kadar birçok proje, kamu bankalarından alınan kredilerle ve dolar üzerinden verilen geçiş, yolcu ve hasta garantileriyle yapıldı. Kalkınma Bakanlığı verilerine göre, KÖİ projelerinin toplam sözleşme değeri 129.5 milyar doları buluyor. Bu sözleşmelerin yatırım tutarı ise sözleşme değerinin yaklaşık yüzde 45’ine denk olan 58.6 milyar dolar. Yani devlet, 20-25 yılda köprüden, havaalanından, karayolundan, limandan kasasına girecek olan 129.5 milyar dolarlık gelirden vazgeçip, özel sektöre gel 59 milyar dolar yatırımı, borç bul sen yap diyor. Üstüne de gelir ve borç garantisi veriyor. 2018 bütçesinde bu projelerde taahhüt edilen ödemeler için; bütçeye toplam 6.2 milyar TL ödenek konuldu. Bütçe açığın azaltılması için bu sözleşmelerin gözden geçirilmesi şart.

Gözüme çarpan bir eksik de vergi adaletsizliğine değinilmemiş olması. Türkiye bu alanda dünyada en kötü durumdaki ülkelerden biri. 2017’de toplanan 536 milyar TL verginin 360 milyarı KDV ve ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergilerden geldi. Kurumlar 52, ücretliler 67 milyar TL vergi ödedi. Adil bölüşüm için geniş çaplı bir vergi reformu şart. Yoksulların vergi yükünün, özellikle dolaylı vergilerin azaltılması, zenginlerden alınan vergilerin artırılması gerekiyor.

SPOR: AİLE YAKINLARI ŞAMPİYON OLMAYACAK

CUMHURİYET SPOR EDİTÖRÜ ARİF KIZILYALIN: Cumhurbaşkanı adayı Sayın İnce, seçim manifestosunda spora değinerek önemli bir adım attı. Çünkü 2003 yılından beri spor siyasetin adeta arka bahçesi. Liyakatın  hiçe sayıldığı, hak,hukuk ve adaletten uzaklaşıldığı bu sürecin sona erdirileceği ve pompalanan kirli futbol düzenine çeki düzen verileceğini

müjdelemiş Sayın İnce. Anlaşılan o ki İnce iktidara gelirse Türkiye’de federasyon başkanları sözde değil özde seçimlerle belirlenecek. Aile yakınları kulüp kurup ligde şampiyonluğa oynayamayacak. Ve elbette dünyada eşi olmayan passolig sistemi tarihin çöplüğüne atılacak.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :