GÜLDAL OKUDUCU YAZDI- UÇURTMALAR UÇMUYOR

Ana Sayfa » GÜNCEL » GÜLDAL OKUDUCU YAZDI- UÇURTMALAR UÇMUYOR

23.04.2020 - 17:03

Güldal Okuducu

Güldal Okuducu

yazarın tüm yazıları
GÜLDAL OKUDUCU YAZDI- UÇURTMALAR UÇMUYOR

 

 

 

Bir akşam saatinde yakalanmıştı Ömer.

İşgal gemilerinin yanıp sönen ışıklarının parladığı yan yatmış bir kayığın altından çekip çıkarmıştı iki İngiliz askeri O’nu. Bağırışları Beylerbeyli Berber Yunus Efendinin dükkânından biraz uzakta, müezzinlerin birbirine karışan sesleri arasında kaybolmuştu. Sille, tokat, tekme darbeleri altında kendinden geçmiş, ağzından tek sözcük çıkmamış, silah ve cephanenin yerini söylememişti.

İşgal edilen yurdunda örselenen bedenini özgürce sunmuştu hoyrat darbelere, başka birçok çocuk gibi.

Çoktular o çocuklar.

Ve her yerdeydiler.

Soğuğun dişleri birbirine kilitlediği bir sabahta, İran sınırında Ruslarla çarpışan jandarma tümenine cephaneyi ulaştırmak için, mermi dolu yüz yirmi torbayı yüklenen yüz yirmi çocuk, Çuh Dağı’nın tipisinde yittiğinde, on iki ile on yedi yaşlarındaydı.

Açlık tehdidi altındaki 11. Kolorduya erzak yetiştirmek uğruna bin torbayı sırtlayarak Erzurum’dan Nebihan’a doğru yola çıkanlar da öyle.

Yedi yaşındaki Edip, küçük Ömer, Urfalı Bozan, Osmaniyeli Pulcu Mehmet oğlu Niyazi, Sarıibrahimli Duran, İnegöllü Feridun ve Kamil, Tarsuslu Mehmet, Antepli Kebapçı Said Ağa’nın oğlu Mehmet, Şahin Bey’in oğlu Hayri, Şehit Yolağasının oğlu Mehmet Ali, Arzuhalci Ali Efendi’nin oğlu İsmail da de çocuktu.

Mustafa Kemal’in  “Kızım ne arıyorsun sen burada” sorusuna, “Ben alayın kalesiyim. Askerler beni siperde ve önlerinde gördükçe hiçbirinin geri dönmesine imkân yoktur.” yanıtını verdiğinde Küçük Nezahat sekiz yaşındaydı.

Toroslarda sıkıştırılan tam teçhizatlı Fransız müfrezesinin sığındığı binayı ateşe veren Osman on dört yaşındaydı.

Aslan Bey’in milis güçlerine bağlı olan Mehmet ve İsmail 11 yaşlarındaydı.

1920’nin ağustos ayında Kolordu Komutanına gönderilecek raporu, Fransız kuşatmasını yararak iletmekle görevliydiler. Yoğun ateş altında mektubu bir bağ kütüğüne saklamış, yakalanıp sıkı bir sorgudan geçirildikten sonra, kente dönmek koşuluyla serbest bırakılmışlardı. Dönüş sırasında açılan ateşle İsmail 9, Mehmet 4 yerinden yaralanmıştı. İsmail kurtarılamamıştı. Güneşi bir daha görmeyecek, horozlu aynada saçlarını tarayamayacaktı İsmail. Uygar dünya askerlerinin nişangâhı olmuştu. Mehmet’in bir ayağı kesilmiş, iyileşir iyileşmez de Aslan Bey’in müfrezesine geri dönmüş, elinde silah, tek ayakla İsmail’in ölü gözlerini hiç unutmadan savaşmıştı.

İzmir Lisesi’ne giren Yunan askerlerinin okulu soyup Türk bayrağıyla ayaklarını silmeleri karşısında, “Biz olsaydık, böyle yapmazdık.” diyen çocuk dokuz yaşındaydı.

Güneşli bir nisan gününde, 23 sayılı buyrukla, “Şehrin çevresine kadar inmiş bulunan millicilerle haber alıp vermekte kullanıldığı” gerekçesiyle uçurtma uçurmaları yasaklananlardı onlar. Winston Churchill’in; “Biz onların çiçeklerini kopardık” dediği çiçeklerdi. 23 Nisan koparılan o çiçeklerin yeniden açmasıdır.

Yine bir 23 Nisan.

Yine uçurtmalar uçmuyor…

Hem koranavirüsün hem de emperyalizmin mümessili bir iktidarın karartısı yüzünden.

Nerede olursan ol / İçerde, dışarda, derste, sırada / Yürü üstüne – üstüne / Tükür yüzüne celladın / Fırsatçının, fesatçının, hayının.

Beş yaşındaki bir kız çocuğu Adana’da, yoldan geçen işgalci askerlerin üzerine tükürmüştü, bu dizeler henüz yazılmamışken.

Beş yaşında bir kız çocuğunun o gün yaptığını, yüz yıl sonra biz yapamadık.

Hâlbuki insanlık tarihi yaşanmış doğrularıyla ve yanlışlarıyla önümüzdeydi.

Kendi tarihimiz de…

Ulusal birliğimiz kundaklanırken, doymak bilmeyen bir açgözlülükle hırs kin nefret ateşleri tutuşturulurken, laik devlet düzenine sahip olan bir hukuk devleti kurduğu için Atatürk’ü ve temsil ettikleri hedef tahtasına oturtulurken…

T ü k ü re m e d i k.

Celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının yüzüne.

Cumhuriyeti kuranların amacı; kadın erkek eşitliğine yönelmiş bir toplumun, batıl inançlardan, feodal, dinsel ve dogmatik baskılardan kurtulup aklın, bilimin ve özgür düşüncenin verileriyle, çağının gereklerine ve koşullarına uygun yaşamasını sağlamaktı.

Bu ideali de taşıyamadık.

Teslim ediverdik karşı devrime.

Mevcut tüm siyasal yapılar bu düzenin paydaşı olduğundan, en köklü siyasal örgütümüz bile aymazların, cahillerin, iş bilmezlerin, sağdan soldan toplama devşirmelerin, neredeyse köklerinden utananların, onların bunların şunların dümen suyuna girdiğinden bentler kuramadık.

Örgütsüzlüğümüzden örgütsüzleştiriliverdiğimizden, kolay lokma olduk.

Öyle kolay lokmaydık ki hap dedi kapıverdi kurt bizi.

Kurt da kurt olsa, bir sırtlan bir çakal bir ölü soyucu hap dedi kaptı bizi.

Geldik bugünlere.

Bugün 23 Nisan 2020

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Kutlu olsun.

Muhtaç olduğumuz kudret çağlar aşma gücüne sahip ATA’nın eserinde gizli.

Cumhuriyetimizin devrimci temeline inancını koruyan, cesareti ve baş eğmezliğiyle aşılmaz bentler oluşturma gücüne sahip yurttaş kadın ve erkekler olarak; işgalcilere tüküren beş yaşındaki o kız çocuğu kadar cesur da oluruz, o çakalların, o sırtlanların kurduğu çarkı bozar düzenlerini de yıkarız.

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetleri ve evrildiği siyasal partinin kuruluş felsefesi doğrultusunda örgütleneceğiz.

Başka yolu yok.

 

Güldal Okuducu

 

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :