28 Kasım 2022 - Hoş geldiniz

HER GÜN EN AZ BİR KADIN EVİNDE, SOKAKTA, İŞYERİNDE KATLEDİLİYOR

Ana Sayfa » GÜNCEL » HER GÜN EN AZ BİR KADIN EVİNDE, SOKAKTA, İŞYERİNDE KATLEDİLİYOR

Eklenme : 25.11.2022 - 8:48

HER GÜN EN AZ BİR KADIN EVİNDE, SOKAKTA, İŞYERİNDE KATLEDİLİYOR

Her gün en az 1 kadın evinde, sokakta, işyerinde katlediliyor. 2010-2021 yılları arasında 3 bin 576 kadın erkekler tarafından yaşamdan koparıldı. Faillere verilen ödül gibi cezalar, iktidarın cinayeti meşrulaştıran söylemleri bu şiddeti körüklüyor. Kadınlar, bu sene de derinleşen eşitsizlik, mücadele ile kazanılan haklara göz dikilmesi, artan cinayetlere karşı Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde “Yaşamak istiyoruz” isyanını alanlara taşıyor.

İktidar, kadına şiddetle mücadeleyi verileri gizlemekte bulsa da yapılan araştırmalar şiddetin boyutunu gözler önüne seriyor.

CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında hazırladığı raporda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinden bu yana en az 494 kadının öldürüldüğünü, 369 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiğini açıkladı. Yüceer, “2012’de 139 bin olan koruma talebi sayısı, 2021 yılına gelindiğinde yüzde 176 artışla 383 bin 639’a yükseldi” dedi.

SIĞINMA EVLERİ YETERSİZ

Birgün’de yer alan habere göre raporda, şu tespitlere yer verildi: “Her 10 kadından 4’ü fiziksel şiddete maruz kalıyor. 10 kadından en az biri cinsel saldırıya uğradığını anlatıyor. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nde (ŞÖNİM) 2021 yılı içerisinde 255 bin 515 kadın, 17 bin 726 çocuk hizmet aldı. ŞÖNİM’lerden, 2013’ten 2021’e kadar olan dönemde toplam 784 bin 828 kişi yararlanmıştır. Destek alan kişilerin 640 bin 565’ini kadınlar, 93 bin 340’ını beraberindeki çocuklar ve 50 bin 923’ünü de erkekler oluşturdu.”

yasamak-istiyoruz-1092094-1.

TAKSİM’İ YASAKLADILAR

Bugün İstanbul Taksim’de düzenlenecek eyleme Beyoğlu Kaykamalığı’ndan yasak geldi. Eyleme gerekçe olarak ise ‘toplumsal duyarlılıklar nedeniyle toplumda infial uyandırabileceği, bu durumun toplumsal iç barışı tehdit edebileceği, etkinlikleri gerçekleştirecek grup/şahıslar ile vatandaşlarımız arasında provokatif amaçlı olayların olabileceği, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması’ gösterildi. Öte yandan kadınlar ‘Şiddet son bulsun’ diye haykırırken bir kadın daha katledildi. Adana Seyhan’da Abdullah T., adlı erkek Müzeyyen T.’yi öldürdü. Katil cinayetinin ardından kaçtı.

yasamak-istiyoruz-1092095-1.

***

‘TOPLUMUN EN BÜYÜK SORUNU ŞİDDET’

Araştırma şirketi Twentify, ülke genelinde iki bin kişiyle şiddet araştırması gerçekleştirdi. Katılımcıların yüzde 53’ünü kadın, yüzde 47’sini ise erkekler oluşturdu. Araştırmada öne çıkan maddeler şöyle sıralandı:

•Yüzde 72’sine göre toplumun en büyük sorunu şiddet.

•Kadınların yüzde 73’üne göre diğer önemli sorun sokaktaki baskı ve taciz.

•Yüzde 42’si kendilerinin ya da çevrelerindeki birinin şiddete maruz bırakıldığını ifade etti. Kadınların yüzde 56’sı bu durumun farkında. Ancak erkeklerde bu oranın yüzde 27’ye düşmesi toplumsal algıdaki dengesizliğin boyutunu ortaya koyuyor.

•Şiddet en fazla evli oldukları erkeklerden geliyor.

•Kadınlara göre aile içi şiddet boşanma için yeterli sebep. Eğitim seviyesi lisans ve üstü seviyedekiler ve ekonomik seviyesi nispeten daha iyi olanlar ise şiddet durumunda boşanma konusunda daha cesur.

•İş hayatındaki kadın-erkek ayrımcılığı yüksek. Aynı işte çalışan kadın ve erkeğin aynı ücreti alması erkekler tarafından daha az kabul görüyor.

•İşyerinde sözlü ve fiziksel taciz olması durumunda toplum bu eylemi gerçekleştirenin işten atılması gerektiği konusunda birleşiyor.

***

ŞİDDET BİÇİM DEĞİŞTİRİYOR
Dr. Dilek BULUT, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi

20 yıldır inşa edilen siyasal İslamcı iktidarla birlikte kadına yönelik şiddetin ciddi bir artış içinde olduğunu gözlemliyoruz. Bu durumun 1990’lardan beri dünyada gelişen ve yaygınlaşan toplumsal cinsiyet karşıtı ‘yeni sağ popülist otoriter iktidar’ların yeni ideolojilerin etkisi ile birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Yeni sağın siyasi rejimlerini inşa ederken iki önemli hedefi bulunuyor. Biri çok net olarak kadını ehlileştirme, geleneksel aile yapısına ve rollerine çağırma yani “Aile Dostu Politikalar”, ikna ve rıza olmazsa şiddet, diğeri ise çok açık hedef gösterdikleri LGBTİ+ bireyler ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı. Kadın ve erkeği eşit görmeyen fıtrat söylemi iktidarın politikalarının yönelimi açıkça gösteriyor. AKP iktidarı da bu yeni ideoloji ile büyük benzerlikler taşıyor.

Tüm dünyada toplumsal cinsiyet ilişkilerinin uzlaşmaya değil, keskinleşmeye gittiği bir dönemden geçiyoruz ve bir “erkeklik krizi” ile birlikte “Eril (Maskülinist) restorasyon” sürecine girildiğini deneyimliyoruz. Yeni sağ popülist otoriter iktidarlar “Aile Dostu Gruplar” oluşturuyorlar ve bu bir tesadüf değil.

Bu bağlamda ataerkil güç ve yetki kaybı günümüzdeki kadına karşı artan şiddetin en önemli nedenlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Yetkiyi elinde tutmak isteyen patriyarkanın frenlenemeyen, dizginlenemez bir öfkesi var. Bu bir “erkeklik krizine” neden oluyor. Çözülen hegemonya ilişkileri şiddeti körüklüyor.

Tarihsel süreç içinde var olan erkek egemen ayrımcı üstünlüğü beslemek için, ataerkilliği dayatmak için hem daha fazla şiddete başvuruyorlar hem de devlet ideolojik aygıtlarını harekete geçiriyor. Ataerki kaybettiği gücü kazanmak yeni bir hamle içinde. Deniz Kandiyoti tarafından bu hamle “eril yeniden diriliş politikaları” olarak adlandırılıyor. Bu durum yeni sağ otoriter rejimlerin iktidarda olduğu pek çok ülkede, günlük toplumsal yaşamda direnen kadınlara karşı şiddetin artıp biçim değiştirmesine neden oluyor.

yasamak-istiyoruz-1092096-1.

ERKEKLİK KRİZİ

Geleneksel şiddet kalıpları değişiyor. Kadına yönelik şiddet sadece aile içinden ve yakın çevreden gelmiyor artık. Erkekler hiç tanımadığı kadınlara, LGBTİ bireylere sokakta kıyafetini beğenmediği için tokat atabiliyor, saldırabiliyor. Şiddet “Erkeklik kriz” ile birlikte çok geniş bir zemin buluyor. “Hakkı yenilmiş”, “hak ettiğini alamayan mağdur” erkekler var. Bu “mağdur grup” şiddeti olağan bir yönteme dönüştürdü. Sadece fiziksel şiddet biçimlerinin yönü ve biçimi değişmedi toplumsal olarak da psikolojik şiddetin uygulandığı bir süreç inşa ediliyor. Kendini özgürlükçü kamusal alanda farklı kimlik ve cinsel yönelimleri ile ifade eden insanlar da toplu bir hedef haline getiriliyor. Bu yeni sağın kullandığı küresel bir yöntem.

Sokakta erilliğin cesaretlendirdiği bir ortam yaratılıyor. Erkeklerin genel olarak “ahlak polisliğine” soyunması, rahatlıkla cinayet işlemesi başına bir şey gelmeyeceğinin güveni ile oluyor. İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası belgelerden çekilmek -yeni sağ iktidarların genel özelliklerinden biri de bu- eşitlikçi hukuksal zeminin ortadan kaldırılması ya da uygulanmaması bu güveninin dayanağını oluşturuyor.

Geleneksel şiddet biçimlerinin değiştiğinin sokakta hiç tanımadığı kadınlara yöneldiğinin dünyada da örneklerini görüyoruz. Delhi’de 2012’de tüm dünyayı sarsan bir toplu tecavüz ve cinayet meydana gelmişti. 23 yaşındaki Nirbhaya isimli bir fizyoterapi öğrencisi toplu tecavüze uğramış hareket halindeki otobüsten sopalarla dövülerek yola atılmış, ağır yaralanan kadın kurtarılamamıştı. Meksika’da Ciudad Juarez de fabrika da çalışan kadınların art arda öldürülmesi sonucu ortaya çıkan kadın cinayeti salgını olarak adlandırılan durum ise bunun çok acı örneklerinden bir diğeri.

KÜLTÜREL BASKILAR

Birleşmiş Milletler’de Vatikan, Katar, Mısır ve Rusya’nın başını çektiği “yeni sağ popülist otoriter iktidarlar”ın toplumsal cinsiyet karşıtlığı, hiper eril siyasi irade, aileci-korumacı söylem, erkek mağdur anlatısı ortak özellikleri. Hep şiddet vardı artmadı söylemelerine karşı, şiddetin şekli değiştini söyleyebiliriz. Hükümet bunu dizginlemek için kültürel baskılar uygulamaya çalışıyor. Hiçbir zaman, Cumhuriyet’in hiçbir aşamasında bu kadar yoğun kadına yönelik propaganda yapılmadı. Diyanet’in her ilçede aile irşad ve danışma büroları var. Kadınlara sabır, dövülürlerse de yuvalarını yıkmaması şeklinde devamlı telkinler yapılıyor. Büyük bir para bu, büyük kaynaklar, vaizeler çalışıyor. Yine de istenilen amaca varılıyor. Kendi muhafazakar tabanındaki kadınları dahi ikna edemediği bir durumda hükümet. Devlet açısından da “her şey aile içinde hallolur” meselesi artık tutmuyor. Diğer yandan uygulanan neoliberal politikalar bir yandan kadın çalışmazsa ailenin geçinememesi sorununu getirirken, tek maaşla geçinmenin imkânsızlaştı derin yoksulluk ortamında kadınlar kendi yaşamları hakkında karar vermekten geri adım atmıyorlar, bu gerilimi artıyor.

KADINLAR DİRENİYOR

Aile politikaları ile kendisine biçilen kadın rolüne dönmeyi reddeden, özgür yaşam hakkı için direnen kadınlar direniyor. Direniş arttıkça artan “erkeklik krizi” ile birlikte şiddet de artıyor. Yeni sağ otoriter iktidarların devletin ideolojik aygıtlarını devreye sokarak, sokaktaki eril şiddeti destekleyerek ve kollayarak iktidarlarının inşasını kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı bir cepheyi örgütleyerek genişletiyor.

İran’da kadınların başlattığı direnişin rejime yönelik bir başkaldırıya dönüşmesini görmek, dünyada tüm baskı ve şiddete karşı yaşamları pahasına mücadele eden kadınlara yönümüzü çevirip bakmamız, direnişleri güçlü politik eylemlere çevirmemiz ve hepimizin politik özne olarak sorumluluklarımızı taşımamız gereken çok önemli tarihsel bir süreçteyiz.

***

ŞİDDETİN TEMELİNDE CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ VAR
Av. Ezel Buse SÖNMEZOCAK, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti ‘kamusal ya da özel alan fark etmeksizin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem, ya da bu eylemlerde bulunma tehdidi’ olarak tanımlıyor. Sözleşmenin de ortaya koyduğu gibi, kadına yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatıyor.

ŞİDDET TÜRLERİ NELERDİR?

1 İlk akla gelen, fiziksel şiddet, bedene yönelik her türlü saldırıyı kapsar. Bu kapsamda örneğin vurmak, sarsmak, bağlamak, saç çekmek, herhangi bir cisim atmak, kesici ve delici aletler ya da ateşli silahlarla yaralamak, işkence yapmak, sağlıksız koşullarda yaşamaya zorlamak ve öldürmek gibi eylemler fiziksel şiddet tanımına dahil.

2 Cinsel şiddet ise kişinin cinselliğini hedef alan ve onu istemediği cinsel içerikli davranışlara maruz bırakan her tür davranış olarak tanımlanabilir. Tecavüz, taciz, çocukların cinsel istismarı, zorla cinsel içerikli yayın izletmek, çocuk doğurmaya/doğurmamaya zorlamak, kürtaja zorlamak veya kürtaj yaptırmasına engel olmak, fuhuşa zorlamak, zorla evlendirmek, bekâret kontrolü ve benzeri eylemler cinsel şiddet olarak tanımlanabilir.

3 Psikolojik şiddet kişinin bedeninden çok ruh sağlığını hedef alan bir şiddet türü. Sürekli olarak bağırmak, korkutmak, küfür veya hakaret etmek, aileyle, arkadaşlarla görüştürmemek, eve hapsetmek, çocuklardan uzaklaştırmak, tehdit etmek, şantaj yapmak, gibi eylemlerle karşı karşıyaysanız psikolojik şiddet görüyorsunuz demek.

4 Koşullar elverdiği halde evin masraflarını karşılamamak, para vermemek, evin gelir ve giderleri konusunda bilgi vermemek, aileyi ilgilendiren maddi konularda fikir almadan tek başına karar vermek, kişinin mallarına ve gelirine el koymak, çalışmasına engel olmak, istemediği işte zorla çalıştırmak, nafaka vermemek gibi davranışlar ekonomik şiddettir.

ŞİDDETE UĞRAYAN KADIN NE YAPMALI?

• Şiddete maruz kalındığında yapılabilecekler de çeşitli. Eğer acil bir sağlık durumu varsa, fiziksel veya cinsel şiddete uğradıysanız 112’yi arayabilir, en yakın hastanenin acil birimine ya da karakola/jandarmaya veya savcılığa başvurabilirsiniz. Özellikle cinsel saldırı durumlarında delillerin kaybolmaması adına duş alınmaması, kıyafetlerin yıkanmaması, yine fiziksel saldırıda muayeneye gitmek ve darp raporu almak önemli. 112’nin yanı sıra Alo 183 Sosyal Destek Hattı’nı arayabilirsiniz. Cep telefonuna KADES uygulamasını indirebilirsiniz.

• Belediyelerin Kadın Danışma Merkezleri’ne, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne (ŞÖNİM), Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İl Müdürlüğü’ne veya ildeki baronun kadın hakları merkezlerine başvurulabilir. Kadın örgütlerine başvurabilir, haklarınızı öğrenebilirsiniz. Talep edebileceğiniz tedbirlere şiddet uygulayanın evden uzaklaştırılması, iletişim araçlarıyla rahatsız etmesinin engellenmesi örnek verilebilir.

• Bu aşamalarda bir avukatla ilerlemek önemli. Eğer avukat tutacak maddi gücünüz yoksa bulunduğunuz yerdeki barodan ücretsiz avukat talep edebilirsiniz. Haklarınızın neler olduğunu öğrenmek için kadın hakları örgütlerine ulaşabilir, internet sitelerini inceleyebilir, sorularınızla ilgili daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

***

25 KASIM NEDEN ÖNEMLİ?

Mirabal kardeşler olarak bilinen Patria, Minerva ve María Teresa, 1930’dan 1961’e değin Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten ve iktidarı boyunca 50 bin ölüme neden olan Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele verdi. 1960 yılında diktatörlük karşıtı mücadeleleri ülke çapına yayıldı. 25 Kasım 1960 tarihinde diktatörlüğe karşı mücadele ettikleri için üç kardeş katledildi. Cinayetin ardından olayın örtbas edilmesi için kaza süsü verilmeye çalışıldı. Ancak bu örtbas girişimi başarısız oldu. Kardeşlerin kurdukları Clandestine Hareketi öldürülmelerinden bir yıl sonra diktatörlüğün yıkılmasında önemli rol oynadı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1999 yılında Mirabal Kardeşler’in ölüm yıl dönümü olan 25 Kasım gününü Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olarak ilan etti.

 

Benzer Haberler

Facebook'ta Biz

Çanakkale Rent a Car Banka Kredisi diş rehberi Bozcaada Otelleri Bozcaada Otelleri Bozcaada Pansiyonları