İŞTE DOĞRU TESPİT. KANADOĞLU: ”BUNLARI BİLEREK GİRİYORSUNUZ SEÇİMLERE..SONRA KONUŞMANIN PEK ANLAMI KALMIYOR.”

Ana Sayfa » GÜNCEL » İŞTE DOĞRU TESPİT. KANADOĞLU: ”BUNLARI BİLEREK GİRİYORSUNUZ SEÇİMLERE..SONRA KONUŞMANIN PEK ANLAMI KALMIYOR.”

21.07.2018 - 10:25

İŞTE DOĞRU TESPİT. KANADOĞLU: ”BUNLARI BİLEREK GİRİYORSUNUZ SEÇİMLERE..SONRA KONUŞMANIN PEK ANLAMI KALMIYOR.”

Hukuk, politik ekonomi ve tarih dergisi “Gündoğdu”nun, Temmuz 2018 tarihli dördüncü sayısıyla okurla buluştu.

Derginin bu sayısında Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun 24 Haziran seçimleri üzerine yaptığı röportajlar bulunuyor.

O soruları yanıtlayanlardan biri de Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu…

Kanadoğlu, “böyle bir cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemini herhalde ‘ucube’ olarak adlandırmak doğru bir ifade olur” derken, 24 Haziran için dillendirilen meşruiyeti eleştirilerine değinerek, “Yasamanın yürütmeyi denetlemesi kesinlikle ortadan kalkmıştır. Meclis’te çoğunluğu alamadılar, onun için demokratik bir biçimde hareket etmek zorundalar’ demek doğruyu ifade etmek olmaz” sözlerini kullandı.

İşte Sabih Kanadoğlu’nun Barış Terkoğlu’nun sorularına verdiği yanıtlar:

Gündoğdu Dergisi: Daha ayrıntılı sorulara geçmeden önce, izninizle şunu sormak istiyoruz. Seçimler öncesindeki ve sonrasındaki meşruiyet tartışmalarını göz önüne alırsak, 24 Haziran seçimlerini ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sabih Kanadoğlu: Tabii seçimi sadece sandığa atılan oyun çıkması, sayılması olarak düşünürseniz zaten doğru bir tanı koymamış olursunuz. Bunun için her şeyden önce seçim öncesi dönemin eşit, adil, dürüst olup olmadığını da hesaba katmanız lazım. Şöyle söyleyelim. Seçim döneminin başlamasıyla beraber, oy atma gününe kadar, OHAL altında, olağanüstü hal ilanından sonra bir seçim yapıyorsanız ve bu seçimde devlet bütün gücünü, hem mali bakımdan, hem idari bakımdan, yargı bağımsızlığının kalmadığı bir durumda kendi lehinize kullanabiliyorsanız, o seçimin eşit ve adil olduğunu söylemek mümkün değil. Onun için bütünüyle ele aldığımız zaman, bu seçimin sandıkta bir şey, bir hile yapılıp yapılmadığı konusuna indirgenmesini doğru bulmuyorum.

G.D.: Muharrem İnce’nin seçim gecesi yenildiğini kabul etmesi ve ana muhalefet partisinin seçim sonuçlarını hemen tanıması, bir meşruiyet krizini muhalefetin gündeme almaması nedeniyle de sormak istiyoruz. Bir hukukçu gözüyle sizce ne yapılabilirdi?

S.K.: Hukukçu gözüyle şunu söyleyeyim. Tabii baştan itibaren bu seçimin siyasi iktidar tarafından çizilen çerçeve içinde yapılmasını kabul edince, ondan sonra söyleyebileceğiniz tek şey, oyların sandıktan atıldığı gibi çıkıp çıkmadığı konusuna indirgenir. Şimdi yaptıkları bu. Daha seçimin başlangıcından itibaren olağanüstü halle birlikte, devletin bütün imkanlarının iktidar lehine kullanılması yahut kullanılması ihtimali dahi evvela bir itirazın daha zamanında yapılmasını gerektirirdi. Tabii bunu bilerek giriyorsanız bu seçime, o zaman bunlar hakkında seçimden sonra konuşmanın pek anlamı kalmıyor.

G.D.: Siz aynı zamanda bir anayasa uzmanısınız ve şimdi cumhurbaşkanı ile Meclis’in yetkiler toplamı açısından söylüyorum, yeni bir anayasa söz konusu. Şu anki tabloda bir cumhurbaşkanı var, öte yandan bir de cumhurbaşkanının başkanı olduğu, Meclis’te çoğunluğu alamamış bir Adalet ve Kalkınma Partisi var. Bu sistemde bu parti neleri yapabilir ve neleri yapamaz, Meclis ile cumhurbaşkanlığı makamı arasında ne tür bir kriz çıkabilir sizce? Neler yaşanabileceğine ilişkin bir öngörünüz var mı?

S.K.: Şöyle söylemek mümkün, Barış Bey, böyle bir cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemini herhalde “ucube” olarak adlandırmak doğru bir ifade olur. Çünkü hiçbir anayasa hukuku böyle bir tanımlamayı ve bu şekilde bir sistemin kurulmasını hukuk içi bulmaz. Hukuk derken elbette ki, çağdaş hukuktan bahsediyoruz. Tabii böyle bir durumda neler olabilir diye soruyorsanız, bu mutlaka bir krizin, bir kaosun gelişini gösterir. Ama gidiş yönü tek adam rejimidir. Bu tek adam rejimini Türkiye ne kadar çeker, o da Türkiye’nin dayanma gücüne bakıyor herhalde. Çünkü şu anki durumda denetlenemeyen ve yargıyı da kendine bağımlı hale getiren bir siyasi iktidar var.

Cumhurbaşkanı, seçim sonrasında, ağzından kaçırarak“başkan”ifadesinibüyükbirzevklekullandı.Yani söz konusu olan ilan edilmemiş bir başkanlık rejimi ama öylesine bir başkanlık rejimi ki, çağdaş bir başkanlık rejimi değil. Eğer başkanlık rejimine iyi örnek olarak Ame- rika’yı gösteriyorsak, orada tam ve kesin bir kuvvetler ayrılığı vardır. Kuvvetler ayrılığı meselesini Türkiye’de şöyle bir önümüze getirirsek, o zaman zaten işin nereye vardığını da anlarız. Aslında şunu hukukçular söylerler: “Kuvvetler ayrılığı yoksa ortada anayasa da yoktur”. Şimdiki durumda bütün güç bir tek elde toplanmış vaziyettedir. Bunun adına “patronlu başkanlık sistemi” denebi- lir. “Alaturka Demokrasi” kitabımda kullandığım deyim olan “alaturka başkanlık” da denebilir. Ama olay budur.

Bu nasıl bir sonuç çıkarır, şöyle çıkarır: Yürütmenin yasama ve yargı tarafından denetimini kaldırıyorsanız, ortada tek kalan yürütme olur. Bu da, yürütmenin başkanı olarak bu erkin bütün yetkilerini bir kişide toplamanın bir başka anlatımı olur.

G.D.: Seçimden sonra şu tür tartışmalar oldu. AKP’nin Meclis’te çoğunluğu alamaması nedeniyle bütçe çıkarmada ve yasa değiştirmede zorlanacağı söyleniyor. Bu eylemler çoğunluk onayı gerektirdiği için, Meclis onayı alması gerektiren konularda Cumhurbaşkanının AKP dışındaki partilerle ittifaka mecbur olduğu, onlarla işbirliği yapmak zorunda kalacağı ileri sürülüyor. Hatta AKP Meclis komisyonlarında artık azınlıkta olduğu için, oralarda bile AKP dışındaki partilerle işbirliğine gitmek zorunda kalacağı ifade ediliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

S.K.: Peki, diyelim ki cumhurbaşkanı bütçeyi hazırladı, bütçeyi sevk etti ve bütçe kabul edilmedi. Elinde başka bir imkan var. Eski bütçeye yüzde on ekleyip yine bütçe diye onu götürme şansı var. Bütçe kanundur zaten, bütçe kanunudur. Siz bütçe kararını hazırladınız, getirdiniz, diyelim ki reddedildi. Bunun çaresi var. Bunu düşünmüşler. Yine kendi elinde olan bir iş bu.

Eğer siz işin içinden gensoruyu, güvenoyunu kaldırıyorsanız, parlamenter rejimden uzaklaşıyorsanız, ki uzaklaşıldı, tek adama bunu kullanabilme şansı veriyorsunuzdur. Şimdi çıkan bir kanunun ya da cumhurbaşkanlığı kararnamesinin, o yetki verildi biliyorsunuz, anayasa mahkemesine götürülmesi halinde, anayasa mahkemesinin oluşumunu hesaba katarsak, yargıya genel güven de ortadan kalktığı için, buradan da bir ümit beklemek mümkün değildir. Onun için yasamanın yürütmeyi denetlemesi olayı kesinlikle ortadan kalmış durumdadır. Siz bakmayın bunlara, “Meclis’te çoğunluğu alamadılar, onun için demokratik bir biçimde hareket etmek zorundalar” türünden bir beyanda bulunmak tam doğruyu ifade etmek olmaz. Elinde artık fazla bir gücü yok yasamanın.

Siz diyelim ki, “Anayasaya göre cumhurbaşkanı sadece yürütme ile ilgili işlerde cumhurbaşkanlığı karar- namesi çıkarır” diyeceksiniz. Peki aksine çıkarırsa. Hadi götürdünüz onu Anayasa Mahkemesi’ne, sonuç ne olacak; Anayasa Mahkemesi’nin bugüne kadar izlediği yol, bu konuda umut vermeye yeterli olmamaktadır.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :