KORONA GÜNLÜKLERİ…ÖZNUR EREN KANARYA YAZDI- “AH MUKADDES, AH!!!”

Ana Sayfa » HAYATIN İÇİNDEN » KORONA GÜNLÜKLERİ…ÖZNUR EREN KANARYA YAZDI- “AH MUKADDES, AH!!!”

03.04.2020 - 18:11

KORONA GÜNLÜKLERİ

KORONA GÜNLÜKLERİ

yazarın tüm yazıları
KORONA GÜNLÜKLERİ…ÖZNUR EREN KANARYA YAZDI- “AH MUKADDES, AH!!!”

 

 

 

Gönüllü evde kalma günlerinin kaçıncısı bugün, hiç saymıyorum artık…

Ayrılmaz parçalarımla,” hangi günde olduğumuzu “soruyoruz ara sıra birbirimize.

Verilecek cevabın ne önemi var?

Günler hep birbirine benziyor. Sakin, durgun, endişeli, belirsiz şimdiki ve gelecek zaman… Hava buz gibi… Bahar gelemiyor bir türlü. Bahara giden yollar da kapalı. Ne zaman açılır? O da belli değil… Görebildiğimiz bahar da; balkonumuzdaki limon ağacımızın çiçekleri ve filizlenmiş yaprakçıkları, çilek çiçekleri, büyümeye çalışan gelin tacı kadar … Gerçek domates tohumları henüz filizlenmedi. Gözümüz üzerinde. Umut işte…Kumru ve serçelerin varlığı hatırlatıyor bir de yaşamanın telaşını, ayakta kalmanın güzelliğini…

Arayanlar soruyor : “Sıkılıyor musun? “

Cevap veriyorum: “Hayır, sıkılmıyorum. Dışarıda olmayı özlemedim.”

Hem dışarıya çıksam bile nereye gideceğim, kimi göreceğim?

Ayrıca, yıllardır sokağı görememiş, açık havaya hasret insanlar var yeryüzünde.

Belirsiz bir süre için evde kalmaya sızlanmak, onlara haksızlık…

Biter bir gün elbet, ömrüm varsa görürüm. Göremesem de,taşların arasından yeşili, maviyi seçebildiğim günlere sayarım, o kadar …

Onca yoksunluk varken, bu dert sayılmamalı…

Telefonla yaptığım görüntülü dost söyleşilerini saymazsam, ayrılmaz parçalarım dışında gördüğüm tek yüz, apartman görevlimizin… Güler yüzlü, iyi niyetli bir genç …Ne gerekiyorsa o alıp getiriyor bize dış dünyadan. Ondan bizim için bir şey almasını isterken, içimiz sızlıyor. Biri bebek iki küçük çocuğu var. Ya ona bulaşırsa şu virüs? Düşünmesi bile üzüyor. Yönetici, aynı işi yapan dokuz kişinin virüs kaptığını, birinin de öldüğünü öğrenince, bugün itibariyle sosyal mesafeyi korumasını istemiş ondan. Her gün fırında, markette, kasapta vb. bir sürü kişiyle karşılaşıyor bizim istediklerimizi alırken… Sosyal mesafe yeter mi onu korumaya? Çoğu kişi evde ya, komşulardan ulaşan sesler de arttı gibi. Yan bloktaki dairenin duvarı bizim salona bitişik… Geçen yıla dek, kavgayı iletişime yeğleyen bir çift ve bebeklikten beri yaşadığı ortama bağlı olarak, bağırmanın iletişimin tek yolu olduğunu sanan yeni yetme kızları oturuyordu o evde. Sonra İranlı bir aile yerleşti daireye, yine kiracı olarak… İkiz ya da yaşları birbirine çok yakın, on – on bir yaşlarında iki erkek, beş -altı yaşında gibi duran bir kız çocuk, anne ve baba… Kendi dillerinde ve genellikle bağırarak konuşuyor onlar da…

Anne oğullarına sesleniyor hep :

”Mustafffaaa !!!, Muhammedddd !!! “

Mutfak pencerelerimiz karşılıklı. Genellikle çok yüksek sesle cep telefonuyla konuşuyor evin annesi. Bazen de memleket ezgilerini açıyor yemek yaparken, şarkıya eşlik ediyor bir yandan… Kokusu çok yoğun, bol memleket baharatlı yemekler pişiriyor. Taşındıkları ilk günlerde pencereyi kalın bir perdeyle örtüyorlardı. Sonra, o tarafla hiç ilgilenmediğimizi anlayarak perdesiz yaşamayı seçtiler. Bu nedenle, komşu pencereye selamlaşmak amacıyla dahi olsa bakmıyorum. Kendilerini rahat hissedecekleri o dar alanın varlığına katkıda bulunabilmek için… Ara sıra yan bloktaki anneme ve kardeşime ziyarete gittiğimde karşılaşıyorum komşularımızla. Yağmurun çılgınca yağdığı bir yaz gününde, balkonlarına dolan suyu fark edip onları uyararak, küçük çaplı bir su baskınını ucuz atlatmalarını sağladığımız anın hatırını saydığı için her karşılaşmamızda elini sol göğsüne götüren baba, az biliyor dilimizi. Anne ve çocuklar, sadece ” Salamm! “ diyorlar, onlara “Merhaba” dediğimde. Küçük kızın küçücük, çok güzel bir yüzü var… Kumral saçları uzun ve kıvırcık… “Adın ne ? “diyorum Türkçe. Güzel çocuk gözlerini mahcupça yere deviriyor, çok hafif bir sesle :” Mukaddes” diyor. Anlamayacağını biliyorum ama yine de “Adın da senin gibi güzel ” diyorum kendi dilimde. Yine mahcup, gülüyor… Mukaddes de evin eski sakinlerinin kızı gibi istediğini bağırarak almaya alışmış …Günün herhangi bir saatinde avaz avaz bağırıyor. Sesi yükseliyor, çatlıyor ve ardından gök gürültülü gözyaşı sağanağı başlıyor Mukaddes’in… Çığlık çığlığa, ne istiyorsa onu gözyaşlarına yükleyerek bağırıyor, bağırıyor… O minicik bedenden o ince ses, nasıl o kadar güçlü çıkabiliyor, şaşırıyorum. Annenin de sesi onu bastırıyor çoğu kez… Sesler, bazen şamar seslerine karışarak bizim salona doluyor.

Şu virüslü günlerde neler yaşanıyor aradaki ince duvarın ötesinde?

Gidemedikleri ülkelerindeki sevdiklerini mi düşünüyorlar?

Belki de bir kapının aralığına sıkışmış gibi hissediyorlardır kendilerini.

Yaz boyunca ve kış başlayıncaya dek akşam saatlerinde ailece gittikleri, belki de burada kendilerini özgür hissettikleri tek yere, parka gidemeyişleri içlerine dert midir şimdilerde ?

Ülkelerine göre ölüme daha mı uzak sayıyorlardır kendilerini ?

Oysa ölüm her yerde bulabilir hepimizi, güvende değiliz hiçbirimiz ve virüs karşısında çaresizce eşitiz …

Bunu biliyorlar mıdır?

Aklımda cevaplarını hiç öğrenemeyeceğim sorular…

Komşudan gelen sesleri duyuyorum yine.

Kendi kendime mırıldanıyorum: “Ah Mukaddes, ah!!!”

 

Öznur Eren Kanarya

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :