KORONADAN SONRASINI MERAK EDENLERE…SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- SÜRECİN AYRINTILARINI İYİ OKURSAK NEREYE DOĞRU GİTTİĞİMİZE DE ANLARIZ

Ana Sayfa » GÜNCEL » KORONADAN SONRASINI MERAK EDENLERE…SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- SÜRECİN AYRINTILARINI İYİ OKURSAK NEREYE DOĞRU GİTTİĞİMİZE DE ANLARIZ

23.03.2020 - 21:22

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
KORONADAN SONRASINI MERAK EDENLERE…SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI- SÜRECİN AYRINTILARINI İYİ OKURSAK NEREYE DOĞRU GİTTİĞİMİZE DE ANLARIZ

 

 

 

Ülkemizde de yönetimin ciddiye almaya başladığı korona sürecinde karşılaşılan sahnelerin biri ile geçen hafta sonu yüzleşmek zorunda kaldık. Benden daha genç olanlardan,  yani 65 yaşındakilerden başlayarak, hükümetin aldığı kararla bir anda “ yaşlı “ ilan edildik.

 

Halbuki daha düne kadar, sağlık hizmetlerindeki gelişmeler yanında diyet uzmanlığının giderek yaşamımıza daha çok giriyor olması nedeniyle, bize hep insan ömrünün uzadığı, hatta 70’li yaşların artık “ üst-orta yaş grubu “ olduğu gibi sözler söyleniyordu.

 

Ancak hükümetin aldığı bu karardan sonra,  kendi adıma söylemem gerekirse, o “ hoş “ sözlerin, aslında avutucu “ boş “ sözler olduğunu anlamış oldum. İçim biraz burkuldu ama belki de iyi oldu. Ne de olsa gerçekle yüzleşmek her zaman daha iyidir.

 

Şimdi bunları bırakıp, isterseniz gelin, korona sürecinin geldiği şu aşamada aklımıza şimdiden takılan bazı sorular üzerinde hep birlikte düşünelim. Ne de olsa,  65+ grubu  olarak, “ prangalı “ olmasak da eve bağlanmış durumda olduğumuz için vakit de bir hayli bol.

 

İsterseniz kısa kısa notlarla baştan başlayalım.

 

Geçen yılın son ayında Çin’den gelen bir virüs salgını haberleri dünya medyasına yansıdığında pek dikkat çekmedi. Çünkü o günlerde uzakdoğudan gelen en ilginç haber Hong Kong’da sürmekte olan  halk hareketlerinin adeta  isyan boyutuna ulaşmış olmasıydı. İsyanın nedeni de, Hong Kong’daki bazı suçluların Çin’e iade edilmesine halkın giderek artan tepkisi ile sokaklara dökülmesiydi. Bir süre sonra Pekin’in güdümündeki Hong Kong hükümeti, verdiği ödünlerle protestoları söndürme yoluna gidince, bu haberler neredeyse gündemden düştü.

 

Bu defa ocak ayının sonlarına doğru,  Çin’in Hubei eyaletinin başkenti Wuhan’da ortaya çıktığı anlaşılan bir virüsün neden olduğu salgının haberleri giderek dünya medyasında yer bulmaya başladı. Normal koşullarda bile haber almanın güç olduğu bilinen Çin’den sızdırılan bu haberler,  konuya yakın olmayan  insanların, o günlerde “ korona “ sözcüğü ile tanışmasına neden oldu. Böylece, salgına neden olduğu ifade edilen virüsün adı öğrenildi.

 

“ O  günlerde “ derken, çok değil sadece iki ay öncesinden söz ediyorum. Başta basın-  yayın olmak üzere sosyal medyada, salgının orijini Çin’in Wuhan kentinden sızdırılıp görselleştirilen haberlerde, salgına karşı Çin yönetiminin aldığı sert önlemler acımasızca eleştiriliyordu. Hatta salgının farkına varıp halkı uyaran doktorun tutuklandığı, sonra da görevi sırasında kaptığı virüs nedeniyle öldüğü haberleri eşliğinde Çin yönetimi gerekli ve yeterli önlemleri zamanında almamakla ağır bir şekilde suçlanıyordu.

 

Sorunun sadece iki ay içinde dünyanın büyük bölümünü tehdit eden “ küresel salgın” haline gelebileceğini, sokaktaki insanlar olarak, bizler öngöremezdik  ama söz konusu ağır eleştiri ve suçlamaları yapanların başında gelen ABD başkanı Trump da mı göremedi ? Sadece o değil!

 

İki üç ay sonra bugün, salgın nedeniyle Çin’den fazla kayıp veren ülkeler haline gelen  İtalya, İspanya’nın yönetimleri yanında, son bir haftadır tv’lerde her gün yanındaki adamlarıyla boy gösterip, salgının ülkesindeki durumunu anlatmaya çabalayan İngiltere Başbakanı Boris Johnson da mı bilemezdi?

 

Hadi “ onlar siyasi ayak oyunlarıyla çok meşgul oldukları için bilmiyorlarmış” diyelim ama,  son günlerde sosyal medyaya yansıyan bilgi ve görüntülerden anlaşıldığına göre bilen insanlar varmış. Hem de birçok ülkedeki iş insanlarından tutun da, bu konunun “ uzmanlarına” kadar !

 

İyi de, ülkelerinin yönetimlerini, zamanında yeterli düzeyde neden uyarmamış bu insanlar ?

Veya  uyarmışlarsa, uyarıları neden dikkate alınmamış?

Sorularının yanıtları  henüz açıklığa kavuşmuş görünmüyor. Bu gidişle, açıklığa kavuşmasını da kısa zamanda beklememek gerekir. Belki de ipin ucu, bazı komplo teorilerinde söylendiği gibi, kim bilir nerelere uzanıyor? Hani “ yaşarsak belki görürüz “ denir ya; aynen öyle!

 

Neyse “ komplo teorisi “ deyip sözü uzatmadan bu yazımda değinmek istediğim iki başlığa döneyim. Bunların biri, son günlerde batılı gelişmiş ülkelerin bazılarında ekonominin bir hayli yavaşlatılmış görüntüsü üzerinde; diğeri de bu süreç nedeniyle alınan önlemleri kendi siyasi konumlarını korumak için istismar etmeye başlayan bazı liderler hakkında olacak.

 

29/30 Bunalımı ve Yeni Görüş ( New Deal )

 

Korona yüzünden başta ABD olmak üzere gelişmiş ekonomilerinin girdiği süreç bazı iktisatçılara göre kısmen de olsa 29/30 yıllarında New York Borsasının çöküş günlerinin ardından yaşanan Büyük Çöküş’ü hatırlatıyor. Gerçekten süreç hatırlandığında bazı benzerlikler görmemek mümkün değil. Dönemin ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt, krizden çıkış için yürürlüğe soktuğu New Deal ( Yeni Görüş) adı verilen beşer yıllık planlarla kamu harcamalarını arttırarak istihdamı genişletme yoluna gitmişti.

 

Korona’nın neden olduğu karmaşanın benzer sonuçları doğurabileceği kaygısını duymamak mümkün değil. Nitekim şimdiden birçok şirketin operasyonlarını küçültme  ve kapatmaya yönelmesi ne kadar devam edeceği tahmin edilemeyen bu süreçte işsizliğin bir hayli artacağını gösteriyor. Bu nedenle ABD’den başlayarak birçok ülkede büyük miktardaki kamu kaynaklarının piyasaya aktarılacağından söz ediliyor.

 

Ancak bazı yorumcular,  29/30 bunalımında gündeme getirilen programın o günkü koşullarda yeterli olmadığını, ABD ekonomisini yeniden ayağa kaldıran esas nedenin, Roosevelt’in programının 1938’de sona ermesinin ardından patlayan 2. Dünya Savaşı’nı finanse eden büyük harcamalar  olduğunu ifade ediyorlar.

 

O yüzden “ Korona’dan Sonrası “ olarak adlandırılabilecek yeni dönemde, eğer emperyalizmin son aşaması olarak 70’lerden beri yaşanan ve 2008 krizi ile dünyayı kasıp kavurduktan sonra  duvara toslayan neo-liberal dönemi küresel çapta rasyonel bir şekilde sonlandıracak bir yol ve yöntem bulunamazsa, 29/30 krizinden sadece on yıl sonra patlayan büyük savaş gibi bir felaket hiç olasılık dışında sayılmamalı.

 

İstismarcı Siyasetçi

 

Herhangi bir parti üyesi olmadan en az yarım yüzyıldır merakla izlediğim siyaset dünyasında gördüğüm onurlu siyasetçileri dışarıda tutarak söylemek zorundayım ki; siyaset doğası itibariyle “ istismar “ pratiğine çok uygundur.

Nitekim ünlü Arjantin’li yazar Alberto Manguel, “ Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir “ adlı kitabında yer verdiği Ankara için şöyle der:

”Ankara’ya karakterini veren belki de politikadır, hükümetin bürokratik politikası. İnsan etkinliklerinin en iki yüzlü, en gelip geçici, en az insani olanı “.

Niyetim elbette siyaseti ve siyasetçiyi aşağılamak olamaz. Sadece bir tespit yapmaya çalışıyorum. Nitekim bu çerçevede size iki dünya siyasetçisinden  söz edeceğim. Bunların ilki siyaset sihirbazı olarak bilinen İsrail Başbakanı Netanyahu; diğeri de Macaristan Başbakanı Viktor Orban.

 

Washington Post’un bugünkü sayısında Ishaan Tharoor yazısında bu iki siyasetçi hakkında bakın neler yazmış?

 

“ Dünyanın birçok ülkesinde koronanın pandemik yıkıcılığı yüzünden, bir taraftan  virüs kapanların ve virüs yüzünden yaşamını kaybedenlerin sayıları artarken, diğer taraftan aynı ülkelerde insanlar evlerine çekilip kendilerini koruma altına almaya çalışıyor. Birçok ülkede hükümetler virüsün yaygınlaşmasını durdurmak için yol ve yöntemler ararken bazı liderler kendi siyasi çıkarları için pandemiyi istismar etmekten çekinmiyorlar. Bu türün en göze batan temsilcisi olan İsrail başbakanı Netanyahu, korona virüsünün İsrail’de yeni hükümetin kurulmasını geciktireceği için, uzun süredir hakkındaki rüşvet soruşturmasını yürüten başsavcıyı etkilemesini sağlamak üzere Adalet Bakanı’na yalvarmış. Aynı türün diğer örneği olan Macaristan Başbakanı Viktor Orban da, korona virüsünün ülkesinde yayılmasından sorumlu tuttuğu sığınmacılar hakkında parlamentodan çıkaracağı kararları eleştirecek muhalif yazarların, resmi yetkilileri görevlerini yapmaktan alıkoymak suçlaması ile  beş yıl hapis ile cezalandırılmasını öngören yasa çıkarmaya karar vermiş. Bazı yorumculara göre, Orban’ın bu son hamlesi, son on yıldır ülkede zaten bir hayli etkisizleştirilmiş olan  demokrasiyi tamamen rafa kaldırmak anlamına geliyor. Uluslararası Af Örgütü’nün Macaristan’daki yöneticisi David Vig gözlemlerini şöyle dile getiriyor: İktidar adım adım çıkardığı mevzuatla, kamu kuruluşlarının personel, örgütsel ve finansal otonomisini ortadan kaldırarak; politik karar yetkisini tamamen başbakana bırakmış durumda. “

 

Bu iki ülkeden birinin, üyelik için “ temsili demokrasi” rejimleriyle yönetilme koşulu olan AB’nin üyesi olduğu unutulmamalı. Ancak  AB ülkelerinin tamamına yakınında, demokrasinin sadece 75 yıllık bir geçmişi olduğu ve 2.Savaş öncesinde bu ülkelerin tamamının koyu otokratik rejimlerle yönetilerek sonunda dünyanın başına büyük bir felaket getirdiği de hatırlanmalı.

 

Bunlara bakarak dünyanın, “ Koronadan Sonra “ başlığını hak edecek yeni döneme girme olasılığının bir hayli yüksek olduğu anlaşılıyor.

Ancak yeni dönemde karşılaşılacak sorunları şimdiden belirlemek ise hiç kolay olmayacak.

Ayrıca yeni dönemin sorunlarından evvel, bizatihi  korona krizi sürecinin belirsizliği de ilk büyük sorun olma niteliğini ne kadar sürdürecek? Şimdilik en önemli sorun bu!

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :