LATİN AMERİKA’YA İLİŞKİN BİLMEDİĞİNİZ HER ŞEY VE DAHA FAZLASI BU ANALİZDE-SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI: BREZİLYA’NIN YENİ BAŞKANI BOLSONARO İLE VENEZUELA’NIN BAŞKANI MADURO’NUN KAPIŞMASI

Ana Sayfa » GÜNCEL » LATİN AMERİKA’YA İLİŞKİN BİLMEDİĞİNİZ HER ŞEY VE DAHA FAZLASI BU ANALİZDE-SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI: BREZİLYA’NIN YENİ BAŞKANI BOLSONARO İLE VENEZUELA’NIN BAŞKANI MADURO’NUN KAPIŞMASI

17.01.2019 - 18:50

Sönmez Çetinkaya

Sönmez Çetinkaya

yazarın tüm yazıları
LATİN AMERİKA’YA İLİŞKİN BİLMEDİĞİNİZ HER ŞEY VE DAHA FAZLASI BU ANALİZDE-SÖNMEZ ÇETİNKAYA YAZDI: BREZİLYA’NIN YENİ BAŞKANI BOLSONARO İLE  VENEZUELA’NIN BAŞKANI MADURO’NUN  KAPIŞMASI

Bu yazımda, bize uzak Güney Amerika kıtasının iki önemli ülkesinin birinde yeni seçilen, diğerinde ise tekrar seçilen iki Başkan arasında ortaya çıkan kapışma ve bu kapışmanın arka planını anladığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım.

İki önemli Latin Amerika ülkesindeki bu kapışma, bir ölçüde uluslararası güç mücadelesinin yansıması olarak, ilginç yeni sonuçlar üretmeye aday gibi görünüyor. Bu aktarımımda, başta Washington Post başyazarı Ishaan Tharoor’un 11 Ocak’ta yayımlanan analizi yanında, başka bazı kaynaklardan yararlandım.

Aşırı muhafazakar görüşleri, bağnazlığa yatkınlığı, solu lanetlemesi ve eski diktatörlük dönemine nostaljik yaklaşımları ile Bolsonaro’nun  kıtanın en büyük demokrasisini hızla geriye götüreceğinden endişe ediliyor.

Elbette memnun olanlar da var. Başta Beyaz Saray, Bolsonaro’nun seçim zaferini coşku ile karşıladı. Çünkü, eski bir asker olan Bolsonaro’yu kendileri gibi milliyetçi olması nedeniyle, yarım kürede potansiyel ortak olarak görüyorlar.

Venezuela’nın öyküsü ise başka. Yeniden seçilen Maduro, geçen hafta ikinci dönemine başladı. Şimdiye kadar solcu bir demagog olmanın ötesine geçemeyen Nicolas Maduro’nun ülkeyi soktuğu kriz giderek ‘insani çöküş’e doğru yol alırken, ülkenin siyasi izolasyonu da derinleşiyor. Çünkü Latin Amerika’nın birçok ülkesi Maduro’ya sırtlarını döndüler ve seçimin meşruluğunu reddettiler.

Bunlar arasında, başta Arjantin Başkan’ı Mauricio Macri olmak üzere, Kolombiye Başkan’ı İvan Duque ve Ekvador Başkan’ı Lenin Moreno olmak üzere bölgenin önemli ülkeleri de, Maduro’yu sosyal medya hesaplarında yayınladıkları mesajlarla açıkça kınadılar.

Bilindiği gibi, Maduro’nun ilk dönemi, Latin Amerika tarihinde görülmemiş bir iç patlama şeklinde ortaya çıkıp, büyük bir insani yıkıma neden oldu. Ülkede savaş veya doğal afet olmaksızın, ekonomi % 50 oranında daraldı. Bir zamanlar kıtanın en zengin ülkesiyken, kötü beslenme, önlenebilir hastalıklar ve şiddet adeta epidemik hale dönüştü. Sonuçta üç milyon insan ülkeyi terkedip göç yollarına düştü.

Rusya ve Çin’den aldığı büyük borçlarla Maduro, Küba’nın büyük siyasi etkisi altında hilelelerle kazandığı seçimin ardından, rejimini hala Sosyalist Devrim olarak adlandırmaya devam ediyor. Bu arada Trump yönetimi de, rejime uyguladığı ambargo listesini bir hayli genişletti.

Diğer taraftan başta Meksika olmak üzere bir düzine Latin Amerika ülkesi, Maduro’yu görevi bırakıp, adil seçimler yapılana kadar, yönetimi muhaliflerin kontrolündeki Meclis’e bırakmaya çağırdılar. Bu ülkelere, kıta ülkesi olmamasına karşın Kanada da katıldı.

Ancak bu çağrılar karşışında eğilmeyen Maduro, feragati halinde ortaya çıkması muhtemel bir sürü tehlikeden söz ederek, ikinci dönemi için yola koyuldu.

Destekçileri olan Bolivya’nın solcu başkanı Eva Morales ve ülkesinde muhalifleri kanlı bir şekilde bastıran Nikaragua Başkan’ı Daniel Ortega’nın bulunduğu, başkanlığı yeniden devir alma töreninde, başta “öcü” ilan ettiği Trump ve düşmanlarına saldırıya geçti.

Onlara şöyle seslendi; Venezuela, ABD Emperyalizmi ve onun uydu ülkelerinin ilan ettiği savaşın merkezinde yer alıyor. Biz Venezuelalılara düşen görev, yabancı müdahalesi olmadan bu sorunu çözmektir.

Maduro bu konuşmasında, Bolsonaro’ya da saldırdı. Onu faşist olarak damgaladı. Geçen ay da Dışişleri Bakanı, Bolsanoro’yu, faşistlik ve Latin ülkelerinin çıkarları aleyhine çalışmakla suçlamıştı. Öncesinde de, Brezilya’nın ateşli Dışişleri Bakanı Ernesto Aranjo; “bütün ülkeler bir araya gelip Maduro’yu durdurmalı ve Venezuela’yı özgürleştirmelidir” demişti.

Bu söz düellosunun kısa zamanda  bitmeyeceği anlaşılıyor.

Çünkü Bolsonaro, seçim kampanyası boyunca, Venezuala’yı 

” afet ülkesi ” olarak göstererek, halkına, kendisini seçmeyip

tekrar solcuları iktidara getirmeleri halinde Brezilya’nın da aynı hale düşeceği şeklinde, tehdit kokan sözümona uyarıda bulunmuştu.

Ancak unutulmamalı ki; küresel finans krizi ve siyasi skandallar yüzünden iktidardan düşene kadar, Brezilya’da Solcu İşçi Partisi iktidarı, 20 milyon Brezilyalı’yı açlık ve sefaletten kurtarmıştı.

Öyle anlaşılıyor ki; Bolsonaro, iyice sinmiş Maduro’ya saldırmayı, meşruiyetinin aracı yapmayı sürdürerek, Güney Amerika solcuları arasında popülerliğini hala sürdüren Chavezm’ciliğin en katı muhalifi olarak siyasetteki yerini korumak istiyor.

Öyle ki; Bolsonaro , bölgenin diğer ülkelerinden destek alarak, Maduro’yu Uluslararası Ceza Mahkemesine göndermeyi bile planlıyor. Gözlemciler, böyle bir sonucun hiç de ihtimal dışı olmadığını vurguluyorlar. 

Venezuela, Brezilya ve Kolombiya’daki iki sağcı hükümetle çevrilmiş durumda. Meksika’nın önceki dışişleri bakanı Jorge Castenada’ya göre, sabırları tükenen bu iki ülkenin orduları, ABD’nin açık olmayan desteğiyle Venezuela’ya bir “kıskaç harekatı” girişiminde bulunabilirler. 

Böyle bir çatışma hayaletinin  ironik tarafı ise, her üç ülkenin de otoriterlik açısından benzerlikler sergilemeleri! 

 Anlaşılan o ki; Latin Amerika’nın, benim hatırladığım kadarıyla, yarım yüzyılı aşan süredir “ABD’nin arka bahçesi” olma zafiyeti nedeniyle kurtulamadığı istikrarsızlığı büyük ölçüde devam ediyor. Doğal kaynakların zenginliği de bu olguyu değiştirememiş görünüyor.

1989 öncesi SSCB’nin kısmen de olsa müdahil olduğu bu süreçte, artık ABD emperyalizmi tek etkin güç olmuş gibi duruyor. Ancak şimdilik ekonomik yumuşak güçle bölgede etkin hale gelen Çin’in, Rusya ve Türkiye ile birlikte siyaseten Maduro’ya destek olması kayda değer. 

Çünkü, Çin’in başta Brezilya olmak üzere, Latin Amerika’nın birçok ülkesi ile büyük ticari ve finans ilişkilerinin yakın gelecekte hangi sonuçları üreteceğini kestirmek güç.

Bekleyip, göreceğiz.

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :