MİLLET İTTİFAKININ TEMELİ ‘’İNSAN ODAKLI YURTSEVERLİK’’TİR-ENİS TÜTÜNCÜ

Ana Sayfa » İÇ ve DIŞ SİYASET » MİLLET İTTİFAKININ TEMELİ ‘’İNSAN ODAKLI YURTSEVERLİK’’TİR-ENİS TÜTÜNCÜ

06.05.2018 - 7:40

MİLLET İTTİFAKININ TEMELİ ‘’İNSAN ODAKLI YURTSEVERLİK’’TİR-ENİS TÜTÜNCÜ

.

 

24 Haziran baskın seçimleri için AKP, MHP ve BBP’nin kurduğu “Cumhur İttifakına” karşılık; CHP, İP, SP ve DP’nin oluşturduğu“Millet İttifakı” YSK başvurusuyla artık resmiyet kazandı.

Söz konusu Millet İttifakı, Türkiye’nin bekası açısından yaşamsal önem taşıyan bir adımdır. Çünkü bu adımın temelinde, müdafaası Hukuk ve Kuvay-ı Milliye anlayışı yatmaktadır.

Bilindiği gibi Atatürk, kendi el yazısı ile Türk Milleti’ni şöyle tanımlamıştır: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir.

Atatürk’ün bu tanımlaması hiçbir dinsel, mezhepsel ya da etnik farklılık gözetmeksizin, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm yurttaşlarını ayrımsız kucaklayan, “İnsan Odaklı Bir Yurtseverlik” anlayışını ifade etmektedir. Atatürk’ün söz konusu yaklaşımı birleştirici ve kaynaştırıcı bir çatı kavram olarak benimsenmiştir.

Gerçek apaçık ortadayken kimileri Türk Milleti kavramını kullanmaktan ısrarla kaçınmaktadırlar. Bunlar bir yandan Fetö’yü suçlarken diğer yandan Türk Milleti yerine ümmet kavramını öne çıkararak onun ümmeti parçalamak istediğini ileri sürebilmektedirler.

Türk Milleti kavramını kullanmaktan kaçınanlar şunu bilmelidirler ki, söz konusu tanımlama iki güçlü temel taşın üzerine oturtulmuştur. Bunlarda birincisi Atatürk’ün insana verdiği değer, ikincisi ise onun yurtseverlik anlayışıdır. Bu iki temel taş, kökleri geçmişe uzanan inanç dünyamızla, kültürümüzle, geleneklerimizle, folklorumuzla, hayata ve insana bakış açımızla sıkı sıkıya ilişkilidir.

Örneğin Atatürk insana ‘’Evrende Yaratılan En Yüce Varlık’’ olarak yaklaşmış ve “Önce İnsan” demiştir.

Gerçekten O’nun bazı arkadaşları o süreçte, kurdukları yeni devletin bir arma ile temsil edilmesi konusunu kendi aralarında tartışmışlar ve sonunda bunu Atatürk’le paylaşmışlardır. Yapılan çalışmalardan seçilen kimi örnekler kendisine gösterildiğinde O, beğenmemiş ve arma konusundaki düşüncesini şöyle ifade etmiştir:

‘’Bunlardan hiçbiri bugünkü dünyamızın koşullarında kurulan bir devletin arması olamaz. Devlet armasını sembolik bir insan başı ile temsil etmeli.’’

‘’Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır. Siz bana bir zekâ sembolü arayınız…! Sembol… sembol… sembol, insan zekâsıdır sembol…!’’

Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “insan başı” ile temsil edilmesini istemesi, O’nun insanı, evrende yaratılmış en yüce varlık olarak gördüğünün somut kanıtıdır.

Bu görüşün insan varlığı hakkında yıllar sonra ulaşılan (Yeni Varlık Bilimi-Yeni Ontoloji) bilimsel araştırma sonuçlarıyla tam olarak örtüştüğünü de hayranlıkla tespit etmekteyiz.

Yeni Varlık Bilimince insan “yaratma melekesi/edimi” ile tanımlanmaktadır.

Bu çerçevede insan, evrende mevcut tüm varlık kategorilerini kapsayan; onların inorganik, organik, psişik ve tinsel yapılarıyla bütünleşen, çok boyutluluğa (bireyselliğe, toplumsallığa ve evrenselliğe) sahip en yüce varlıktır. Çok boyutluluk insanda ‘’Kurma/Tasarlama Etkinliği – Yaratma Edimi’’ şeklinde ortaya çıkıyor. İnsan ancak bu niteliklerle donandığında, insansal bir yapıt, bir sanat eseri meydana getirebiliyor. Bu süreçte kendi sınırlarını hatta evrenin boyutlarını aşıyor, evrenin değerlerini çoğaltıyor ve büyütüyor. Böylece her insan kendisinde, evrenin bir boyutunu yansıtmaya çalışıyor.

Yeni Varlık Biliminin insan varlığıyla ilgili ortaya koyduğu söz konusu bilimsel gerçeği(kurma/tasarlama etkinliği ve yaratma edimi) yıllar öncesinde fark eden Atatürk bunu tek tümcede özetlemiştir:

“Her Şeyin Kaynağı İnsan Zekâsıdır”.

Atatürk’ün “Önce İnsan” anlayışını dile getiren çok sayıda örnek söz konusudur:

‘’Böyle mi olmalıydı…? Ne gerek vardı buna…? Zavallı insanlık!…’’

Atatürk Dumlupınar savaş meydanını gezerken karşılaştığı feci manzara karşısında, gözlerinden yaşlar süzülürken söylemiş bunları.

‘’Savaş zorunlu olmadığı sürece bir cinayettir.’’

‘’İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak, son derece üzüntü veren bir yoldur. İnsanları mutlu edecek tek vasıta onları birbirine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını sağlamaya yarayan hareket ve enerjidir.’’ (Ankara, 26 Ekim 1931)

‘’Türk siyasetinin esaslı ilkeleri, barış ve insan severliktir. Biz bunlar için çalışıyoruz.’’ (Ankara, 5 Kasım 1931)

‘’İnsanlar arasında kin ve hırs denilen olumsuz duyguları boğmak, öldürmek gerekir. Onun yerine, insan denilen varlığın büyüklüğü fikri ve bu büyüklüğü sevmek esası konulmalıdır. ‘’(İstanbul, 27 Mayıs 1935)

Atatürk’ün “Önce İnsan” anlayışı, İslam ve tasavvuf dünyasında seçkin bir yer tutan ‘’Anadolu Felsefesi’’nin değerlerini esas almaktadır.

Bilindiği gibi ‘’Anadolu Felsefesi ve İnsancıllığı’’nda, “Önce İnsan ve Sevgi” düşüncesine dayanılmış ve hiçbir ayırım gözetmeden tüm insanların birliği ve kardeşliği ön planda tutulmuştur. İnsanlar arasında din ve etnik farklılık, zenginlik veya sosyal statü bakımından ayrımcılık yapılmasının, Allah’ın varlığı İle hiçbir şekilde bağdaşamayacağı (Mevlana) savunulmuştur.

Öte yandan ikinci temel taşı oluşturan yurtseverliğe gelince, Atatürk bunu “Yaşanılan Coğrafya, İnsan ve Sevgi Bütünselliği’’nin bir sonucu, hatta bir gereği olarak görmüştür.

Örneğin:

‘’Ben bu toprakları seviyorum, yurdumun topraklarını, dağlarını, taşlarını… Göğünü havasını seviyorum memleketimin… Köylüsünü, çiftçisini, ırgatını, işçisini, balıkçısını, çobanını, sanatçısını, askerini, gencini, ihtiyarını, bütün insanlarını seviyorum memleketimin…’’ (Ankara,1937; Gökçen, Sabiha)

‘’Türk milletinin her bir kişisi birtakım farklarla ve fakat genel olarak birbirine benzer. Bazı yapılış farklarını ise doğal bulmak gerekir. Çünkü  başka  başka iklimlerin etkisi altında, başka başka cinsten yerlilerle binlerce yıl yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan toplumunun bugünkü çocuklarının tamamı tamamına birbirine benzemeleri mümkün müdür?  Türk Milletini yalnız bir bölgede, iklimi aynı, dar bir alanda meydana gelmiş sanmak doğru değildir…’’ (Ankara: 1929, Afet İnan)

‘’Türkiye halkı soy veya din ve kültür yönünden birleşmiş, birbirine karşı, karşılıklı saygı ve fedakarlık duygularıyla dolu ve kaderleri ve menfaatleri ortak olan bir sosyal toplumdur. Bu toplumda soy haklarına, sosyal haklara ve çevre şartlarına saygı, iç siyasetimizin temel noktalarındandır.’’ (1 Mart 1922)

‘’Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir soyun evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bizim yeni işimiz budur: Bu damarlar birbirini duysun ve birbirini tanısın. Bu dediğim şey gerçek olacak; çünkü gerçektir. Bu dediğim şey olduğu zaman, başka bir alem görülecek ve bu alem dünyaya hayret verecek, ışığı ve feyzi insanlığa saçacaktır…” (26 Eylül 1932, Diyarbekir Gazetesi)

Özellikle son örnekteki “hep bir soyun evlatları, aynı cevherin damarları” ibaresinde, anlaşılacağı üzere bir bütünsellik söz konusudur. Buradaki soy, cevher ve damar tanımlamaları, kanımızca her hangi bir etnik yapıyı değil, kendiliğinden (bizatihi) insan soyunu, yani insan varlığını ifade etmekte ve “insanın evrende yaratılmış en yüce varlık” olduğu düşüncesini yansıtmaktadır.

Ne var ki Emperyalizm, söz konusu damarların birbirini duymasını ve birbirini tanımasını sürekli engellemeye çalışmıştır. Kimi zaman din ve mezhebi, kimi zaman etnik farklılıkları kullanmıştır. Günümüzde de bunları nasıl acımasızca kullandığına hemen her gün tanık olmaktayız.

Sonuç olarak:

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti denir” tanımlaması hiçbir dinsel, mezhepsel ya da etnik farklılık gözetmeksizin, Türkiye Cumhuriyetinin tüm yurttaşlarını ayrımsız kucaklayan, “insan odaklı bir yurtseverlik” anlayışını ifade etmektedir. O nedenle Atatürk’ün bu tanımlaması, söz konusu anlayışı esas alan birleştirici ve kaynaştırıcı bir çatı kavram olarak benimsenmiştir.

Bu bağlamda Atatürk’ün, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü ile gurur duymalıyız. Çünkü bu sözün, “Ne Mutlu İnsanı Bilene ve Yurdunu Sevene” anlamını da içerdiğini bilmekteyiz.

ENİS TÜTÜNCÜ- önceki dönem milletvekili

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :