MUSTAFA DOĞAN YAZDI- GAZİANTEP’İN KAHRAMANLARI: KARAYILAN

Ana Sayfa » GÜNCEL » MUSTAFA DOĞAN YAZDI- GAZİANTEP’İN KAHRAMANLARI: KARAYILAN

02.09.2018 - 12:12

MUSTAFA DOĞAN YAZDI- GAZİANTEP’İN KAHRAMANLARI: KARAYILAN

KARAYILAN

Mehmet 1888 yılında bugünkü Pazarcık(K.Maraş) ilçesi Höcükler Köyü Elifler Mezrasında doğmuştur. Babası Atmalı Aşireti reisi idi. Kabalar Oymağındandı. Mehmet 16 yaşında iken babasını kaybetmişti. Ermeniler köye baskın yapıp babasını öldürmüşlerdi. Mehmet kendi çabasıyla okuma yazma öğrenir, aşiret ona Molla Mehmet demeye başlar. Aşiretin tek okur yazarıydı.

Molla Mehmet vakti gelince askere gider. Askerlik yeri Doğu Cephesi idi. Okur yazar olması nedeniyle kısa sürede önce onbaşı, sonra çavuş olur. Askerlik süresi dolduğunda Balkan Savaşı nedeniyle terhisler durdurulmuştu. Balkan Savaşı bitiminde bu kez doğuda bulunan( 9. 10. ve 11.) kolordularda terhisler durdurulur. Çünkü Enver Paşa ,  Ruslara karşı Sarıkamış Harekatı hazırlığını başlatmıştı.

Sarıkamış Harekatı 22 Aralık 1914’te başlar. Daha 2. günde ikmal ve ulaştırma güçlükleri kendini gösterir. Ruslar erzak ve malzeme taşıyan 4 büyük gemiyi Zonguldak limanına varmadan batırmışlardı.   Cepheye yeni gelenlerin hiç birine yeni  giysi verilememişti. Çoğu kaputsuz ve ceketsizdi. Ayaklarında memleketlerinden gelirken giydikleri eski çarıkları vardı. Ağır hava koşulları düşmandan da ağır basar. 3-4 gün geçmeden açlık had safhaya ulaşır . Soğuk ve açlık derken ilerleyen birkaç  gün içinde tifüs gibi salgın hastalık da başlar. Asker soğuktan donan elleriyle kaşınamıyordu bile. Askerin çoğu Ruslarla çarpışmadan,  ağır hava koşulları yüzünden ölür.

29 Aralıkta gerileme başlar. Enver Paşa 10. günde cepheyi terk eder. Yenilgi başlar ve 15. günü savaş sona erer.  Sağ kalan  tüm askerler  nereye gittiğini bilmeden yollara düşerler. Yollarda donmalar başlamıştı. Dinlenmek için oturan bir daha kalkamıyordu, uyuyup donuyordu.

Bazı kaynaklar şehit sayısının 90 bin olduğunu yazar. Ancak Molla Mehmet hâlâ yaşıyordu.  Gözlerini açtığında kendini bir karakolda bulur. Kendine gelince  jandarmalar çok sevinir. Çünkü onlar,  onu donmaktan kurtarmışlardı. Onu karakola yakın bir yerde düşe kalka yürürken bulmuşlardı. Zaten Harbiye Nazırlığı bu durumlar için doğudaki tüm karakollara telgraflar çekerek çevreyi gözetlemelerini emretmişti.  Ayaklarında ağır yaralar oluşmuştu.  Karakolda ilk tedavisi yapılıp Erzurum hastanesine taşınır. Erzurum hastanesi hınca hınç yaralı doluydu.  Hastane yetkilileri hastaların bir kısmını Malatya Hastanesine sevkeder. Molla Mehmet bunların içindeydi. Uzun bir tedavi süresinden sonra kendisine savaşın bittiğini, memleketine dönebileceğini söylerler. O da köyüne döner.

Aşireti çok sevinir,  düğün bayram ederler,  çünkü reisleri gelmişti. Ancak hiçbir şey  Mehmet’in umurunda değildi. O kabüs üstüne kabüs görüyordu.  Aşireti  bu davranışlarına anlam veremiyordu. Veremezlerdi de. Çünkü onlar Sarıkamışı görmemişlerdi. Onlar, parça parça olmuş, üst üste yığılmış,  çukurları ağzına kadar doldurmuş ölüleri görmemişlerdi. Onlar, kokusu insanı boğan ölülerin üstünden,  yol kenarlarında yorulmuş güçsüz kalmış, biraz dinlenmek için oturduğu yerde donan askerlerin arasından geçmemişlerdi

Molla Mehmet’in ailesinin maddi durumu fena değildi. Küçük ve büyük baş hayvan sürüleri vardı. Ancak aşireti yoksuldu. Türk-Kürt, Sünni-Alevi karışımı bir aşiretti. Ahmet Arif’in “Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız. Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu” dizelerinde belirttiği realite burada görülüyordu. Özellikle kız alıp vermelerden kalabalık ve sıkı bir akrabalık bağı oluşmuştu.Aşiret mensupları ırgatlık, rençberlik dahil, mevsimine göre ne iş bulurlarsa orda çalışıyorlardı. Çalışma yöreleri genellikle Antep ve çevresiydi. Mayıs-Haziran ayları Antep köylüklerinde hasat zamanıydı. İş çoktu. Ağustos sonuna kadar diğer çevre illere pamuk toplama işi için giderlerdi.

Antep’in her tarafı bağlıktı. Binbir çeşit üzüm yetişirdi. Bir çok çeşidi sadece Antebe mahsustu. Hönüsü, sergi karası ve dökülgen en meşhurlarıydı. Çoğundan özel şaraplar üretilirdi. Dökülgen şarabı altın sarısı ve asiditesi  çok düşük olan özel bir şaraptı. Antep’te bağ sağımı eylülde başlardı.  Atmalı aşiretine yine çok iş çıkardı.  Aşiret yıl sonuna kadar çalışıp geçimini böyle sağlıyordu.  Molla Mehmet ise kendi  işlerine bakıyordu.

17 Aralık 1918 tarihinde İngilizler Antebi işgal edince tüm işler aksadı.  Aşirette sıkıntı başladı. O günlerde eşkiyalık başını almış yürüyordu. Kendi  hemşehrilerini,  komşu köy ve mezraları soyanlar vardı. Molla Mehmet bu tür işe yanaşmadı. Ancak  5 Kasım 1919 da, Fransızlar, işgali İngilizler’den  devralıp Antebe girdikten  sonra, ganimet  için düşman ikmal konvoylarına baskın yapmayı kabul etti. Ama eline silah almayacaktı. Çünkü hâlâ silahtan ve savaştan nefret ediyordu. O günler bir türlü aklından çıkmıyordu. Allahüekber dağı  eteklerinde iki insan boyu karın içinde, yalınayak, başı kabak, pantolonu yırtık, kaputsuz, ceketsiz, koyunları bit dolu, donmuş elleriyle kaşınamıyanları bir türlü unutamıyordu.

Baskınlar sırasında o uzaktan uzağa izliyordu. Çalı-çırpı, kayalık ne bulursa gizleniyordu. Aşireti onu korkaklıkla suçluyordu. Hatta “bir fare kadar korkak” söylentisi  vardı.

Gaziantep’in Sarıgülü, Antebe mahsus  hoş kokulu bir çiçektir. Birkaç fidan bir araya geldiğinde bir çalı görüntüsü verir.  İşte Molla Mehmet’in düzlükte en çok gizlendiği yer bu çalılıkların arkası idi.

“Düz ovada gül fidanıydı

Karayılan’ın Karayılan olmazdan önceki siperi” KUVVAYİ MİLLİYE DESTANI-NAZIM HİKMET

Birgün çalı dibindeki taşların arasından bir karayılan kafasını çıkarır. Mehmet’le göz göze gelir. Ama aynı anda bir serseri kurşun hayvanın kafasına isabet eder. Molla Mehmet şaşırır kalır.

 

“Gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzü koyun

ak bir taşın ardından

kara bir yılan

çıkardı kafasını.

Derisi ışıl ışıl,

gözleri ateşten al,

dili çataldı.

Birden bir kurşun gelip

kafasını aldı.

Hayvan devrildi kaldı.

 

Karayılan

Karayılan olmazdan önce

kara yılanın encamını görünce

haykırdı avaz avaz

ömrünün ilk düşüncesini

“”ibret al deli gönlüm

demir sandıkta saklansan bulur seni

ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.” KUVVAYİ MİLLİYE DESTANI-NAZIM HİKMET

 

Molla Mehmet ,  akşam aşiret büyüklerini toplar, gördüklerini anlatır. Yılanın ölümünden ibret aldığını, saklanmanın bir faydasının olmadığını, yılana isabet eden kurşunun her an ona da isabet edebileceği  şeklindeki  inancını  ve duygularını anlatır. Herkes şaşırır, çeşitli hurafeler uydurulur.  Sonunda,  sen artık o karayılanın da canını taşıyorsun, sende de  karayılanlık var derler. Ve aşiret ona artık KARAYILAN lakabını takmıştır.

(YAZIMIZIN BURAYA KADARKİ BİLGİLERİN  BİR KISMI, 1981 YILINDA GAZİANTEP ( E-TİPİ) CEZAEVİNDE SİYASİ BİR TUTUKLUDAN ALINMIŞTIR. (O tarihte 94 yaşında olan bu şahsın adı unutulmuştur) KARAYILAN’LA BERABER SAVAŞAN VE AYNI AŞİRETTEN OLAN BU ŞAHIS 1939 YILINDA İSTANBUL’DA ADİ BİR SUÇTAN TUTUKLU İKEN KALDIĞI  CEZAEVİNDE NAZIM HİKMET’LE TANIŞMIŞ.  NAZIM HİKMET O SIRADA KUVVAYİ MİLLİYE DESTANINI YAZIYORMUŞ. YANINDAKİLER NAZIM’LA ONU TANIŞTIRIP NAZIM’IN ONU DİNLEMESİNİ İSTEMİŞLER. ONU DİNLEYEN NAZIM HİKMET ÇOK ETKİLENİR VE DÜNYA ŞAHESERİ BİR ŞİİR YAZAR. BU ŞİİRİ DE KUVVAYİ-MİLLİYE  DESTANININ BAŞINA KOYAR.)

“Ve biz bunu böylece duyduk

ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen

Karayılan’ı

ve Anteplileri

ve Antep’i

aynen duyup işittiğimiz gibi

destanımızın birinci babına koyduk. “ KUVVAYİ MİLLİYE DESTANI-NAZIM HİKMET”

Antep halkı Fransızların Türk halkına Adana’da yaptıkları zulüm ve işkenceyi iyi bildikleri için işgale tepki gösterdiler. Fransızlar bu duruma aldırmadıkları gibi resmi binalara Türk bayrağının çekilmesini de yasakladılar.Kapılara, bölgenin adının “KLİKYA” olarak değiştirildiğini bildiren yazılar astılar. Klikya, 1210 yılında Selçuklular tarafından dağıtılan Ermeni İmparatorluğunun  adıydı.

 

 

KARAYILAN HALEP’TE

 

 

Antep’te huzursuzluk had safhaya varır. Münferit de olsa, küçük çapta da olsa Antepliler direnme emarelerini göstermeye başlarlar.

Bu durumu gören Karayılan, bir karar alır. Elde avuçta ne varsa satıp, silah ve cephane alıp, savaşmaya karar verir. Annesi  evdeki altınları satmasına engel  olmak isteyince Karayılan ona önce Sarıkamışı ve Rusları, sonra Fransızların ve Ermeni  komitacıların bu ahalide neler yapabileceklerini anlatır. “Eğer bunları bilseydin sen de durmaz giderdin”  der.  Annesi  kocasını öldüren Ermeni Komitacılarını duyunca artık sesini çıkarmaz. Karayılan silah ve cephane tedariki için Maraş ve Halep’e gider. Çok geçmeden tedarikini  tamamlar ve adam toplamaya başlar. Aşireti de destek verince güçlü bir çete kurar. Önce, o sırada Pazarcık’ta bulunan Kuvvayi Milliye Komutanı Özdemir Bey ile buluşur. Kuvvayi Milliye’nin emrinde olduğunu bildirir. Özdemir Bey ona bazı eşkiyaların isimlerini ve düşman ikmal konvoylarına ait yolların haritalarını verir.

 

Ve Karayılan Efsanesi başlar.

Önce,  çevrede terör  estiren, bölgedeki  halkın korkulu rüyası , can, mal, ırz ve namus düşmanı, eşkıya Bozan Ağa’yı ve avanesini imha eder.  Karabıyıklı’da,  Fransız cephane ve erzak ikmal konvoyuna,  ilk ve kesin darbeyi  vurur. Fransızlar bir daha bu yoldan geçemezler. Ve Maraş’taki Fransız İşgal  Birliğin’de  cephane ve erzak  sıkıntısı başlar. Dülükbaba  köyünde işgal birliği kuvvetlerine yaptığı baskın ve Büyükaraptar’ı  (bu günkü Yeşilce)  Fransız birliğinden  temizleyen  Boyno Memik mücadelesine verdiği destekle  dillere destan olur. “ KARAYILAN” ı  duymayan kalmaz.

Karayılan Antebe gelir ve Antep Müdafai Hukuk Cemiyetine kaydolur. O artık, bir HALK HAREKETİ  olan ve Hasan İzzettin Dinamo’nun KUTSAL  İSYAN  adını verdiği,  Mustafa Kemal  Paşa’nın Erzurum Kongresi ile başlattığı  ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIK SAVAŞI’mızın bir askeri idi. Çünkü Antep Müdafai Hukuk Cemiyeti  bu HALK HAREKETİ’nin  Antep’teki şubesi  idi.

Şahin Bey’in Antebe gelmesiyle birlikte Karayılan, Cemiyet Başkan Yardımcısı olur. O artık Maraş yolu sorumlusu olarak düşmana aman vermez. Çetesine katılım gün geçtikçe daha da artar. Çete reisleri içinde en güçlü çeteye o sahipti ve yalnız o, savunma hattı konusunda Şahin Bey’le hem fikir olur. Ancak olaylar çok hızlı gelişir. Nisan ayı başlarında beklenen Fransızlar erken yola çıkarlar. (M.Kemal Paşa’ya gelen istihbari bilgi, “ hem Yunan ve hem de Fransız ordularının, Ankara’da buluşmak üzere harekete geçmeleri, nisan ayı başlarında ve eş zamanlı olacak” şeklindeydi. İhtimal, Yunan orduları da,  bu sebeple erken davranıp 1 nisanda İzmir’e çıkmışlardı.)

Şahin Bey  şehit olduğu gün(28 Mart 1920) Karayılan, Cemiyet Başkanılığı ve Genel Cephe Komutanlığı görevlerini üstlenir. Aynı gün savunma hattı kurulur. (Bazı kaynaklar hattın önce bugünkü Başkarakol mevkiinde oluştuğunu,  sonra bugünkü Hürriyet Caddesine taşındığını belirtirler)  Önceden Antebe  yerleşen Fransız İşgal Birliği aynı gün şehri terk eder ve şehri kuşatan  yeni orduya katılır. Hattın batısı Fransız’ların ve birlikte getirdikleri Ermeni Komitacıların, doğusu ise Anteplilerin kontrolündeydi.  Karayılan stratejik  tepeleri Fransız’lardan önce ele geçirir. Savunma  tepelere yayılır. Tepelerde amansız çarpışmalar olur. Tepelerin kontrolü  Anteplilerde kalır. Şehir sürekli  top ateşine tabi tutulur. Antep harabeye döner. Antep halkı, yıkıntıları barınak yapar, ama teslim olmayı  asla kabul etmezler.

Karayılan, Şahin Bey’den 1 ay 27 gün sonra (24 Mayıs 1920) Sarımsak Tepedeki çarpışmada şehit olur. Bu kısa süre içinde verdiği mücadele dillere destan olur. Ölümü önce gizlenir. Ve hemen Şıh Camiinde defnedilir.( Mezarı hâlâ ordadır.) Ancak, Antep’liler mücadeleye devam ederler.Fransız komutanlar, başta komutan ABADİ olmak üzere, Antebi geçemiyeceklerini anlayınca Fransa’ya bir mektup yazarlar. “Küçücük bir kasaba olan Antep’te Verdün Savunmasına benzer bir savunmayla  karşılaştık. İlerde daha bin tane Antep vardır. Klikya İmparatorluğu sevdasından vazgeçelim.” Üç komutan mektubu imzalar ve imza sahiplerinden Mösyö Andre (ihtimal, sivil görevli) bu mektubu Paris’ e götürür. Antep halkının mücadelesini ve tüm ordunun imha olabileceği kuşkusunu Fransız yetkililerine anlatır ve iknaya çalışır. Mösyö Andre’nin bu çalışması çok uzun sürer. Bu süre içinde ise Antep’te  savaş devam eder.

Ancak  7  Şubat 1921 de Özdemir Bey’in emriyle, artık mücadele gücü tükenmek üzere olan  çeteler hep birlikte bir yarma hareketi ile kuşatma dışına çıkarlar. Kalan grubun yaşlılarından oluşan bir heyet şehri  Fransızlara teslim eder. Şehri  teslim alan Fransızlar bir kez daha şaşırırlar. Şehir tamamen harabeye dönmüştü. Ve, Antepliler teslim olmamış, sadece harabe bir şehri, açları, hastaları ve yaşlıları teslim etmişlerdi. Bu durumdan etkilenen ve kendilerini artık şehrin sahibi olarak gören Fransızlar halka, kamyonlarla ekmek dağıtır. Açtıkları portatif sağlık merkezlerinde tedavi hizmetlerini başlatırlar. Halk, hasar görmeyen binalara yerleştirilir.

Aylar sonra  Mösyö Andre başkanlığında bir heyet Barış Antlaşması yapmak üzere Ankara’ya  gelir. Hiçbir devletin henüz tanımadığı Ankara Hükümeti ile 20 Ekim 1921’de  Ankara  Anlaşması  imzalanır. (Bilahare  Mösyö Andre, bu çabasından dolayı Nobel Barış Ödülü alacaktır.)

Anlaşma gereğince güney illerin tümü Fransızlar tarafından aşamalı olarak boşaltılır.( Bu arada daha önce 8 Şubat 1921 tarihinde TBMM Antebe GAZİ’lik ünvanını  vermiş ve Antep artık- GAZİANTEP- olmuştu.)

11 ay 20 gün süren bu savaşta,  Antep’te 6317 insan (kayıtlı olanlar) şehit olmuştu, Fransız topçusu  8500 binayı  yerle bir etmişti. Ve Fransız’lar hiçbir bedel ödemeden ve de hiçbir şey olmamış gibi, sadece  ordularını imha olmaktan kurtarmanın sevinciyle,  ellerini kollarını sallayarak Gaziantep’ten  çekip gittiler.

Gaziantep’in kurtuluş günü kabul edilen  25 Aralık 1921 günü Türk Askeri Gaziantep’e girer.

29.09.2017

Mustafa DOĞAN

19.Dn.G.Antep MV

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :