NASIL KURTULACAĞIZ VEYA NE YAPMALI?Prof.Dr.İBRAHİM KAYA

Ana Sayfa » GÜNCEL » NASIL KURTULACAĞIZ VEYA NE YAPMALI?Prof.Dr.İBRAHİM KAYA

14.04.2018 - 9:38

NASIL KURTULACAĞIZ VEYA NE YAPMALI?Prof.Dr.İBRAHİM KAYA

 

NASIL KURTULACAĞIZ VEYA NE YAPMALI?

 

AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana ve özellikle de 2007’den itibaren Türkiye’nin “yeni” bir dönemi yaşadığı büyük ölçüde kabul edilmektedir. Bu yeni dönemi ifade eden kavramın “Yeni Türkiye” olduğu konusunda da önemli bir uzlaşı söz konusudur. Ancak, “Yeni Türkiye’’nin ne olduğu, nasıl tanımlanacağı ve nasıl ifade edileceği konularında bir uzlaşıdan söz edilemez. Kavramı olumlu anlamda kullananlar ile olumsuz anlamda kullananlar arasında bir uzlaşmazlık olduğu gibi, olumsuz anlamda kullananlar (yani muhalif kamp) da yekpare değildir; muhalif kamp, kendi aralarında uzlaşmazlıkları bulunan farklı gruplardan oluşmaktadır.

Yeni Türkiye’ye olumlu yaklaşanlara göre, ülkemiz son yıllarda çok olumlu gelişmeler yaşadı; kendi deyimleriyle, “askeri vesayet bitti; ekonomi büyüdü; devlet, millet ile barıştı”. Yeni Türkiye’yi hiçbir temkinde bulunmadan bu şekilde savunanların ülkede önemli bir “nicel” kalabalığa karşılık geldiğini ve kavramdan aynı şeyi anladıklarını belirtmek gerekir. Yeni Türkiye anlayışına muhalif olanların ise yekpare bir grubu oluşturmadıkları ve kavramdan neyi anlamak gerektiği hususunda hemfikir olmadıkları aşikardır. Yani Yeni Türkiye’ye ilişkin olumsuz algıların bulunduğu muhalif kamp tekil ve tutarlı bir kamp değildir. Ancak, her ne kadar bu grupların aralarında uzlaşmazlık olsa da onların oluşturduğu muhalif kamp “değişim” için büyük potansiyel taşımaktadır. Bu grupların en önemli ortaklığı; Yeni Türkiye’de her birinin içine sinmeyen olumsuz bir şeylerin bulunmasıdır. İşte bu nedenle, Yeni Türkiye’den çıkış – ki bu parlamenter, demokratik, laik cumhuriyetin yeniden inşası anlamına geliyor – aralarında uzlaşmazlıklar olsa da, bu sözünü ettiğimiz kampı oluşturan grupların müşterek hareketine bağlıdır.

Demek ki, “kurtuluş” Yeni Türkiye anlayışına itirazı olan grupların (asgari düzeyde) uzlaşmasıyla yürütülecek bir “hareket” ile gelecektir. Bunun için başlangıç noktası, elbette, Yeni Türkiye’ye dair muhalif kampın içinde yer alan bütün grupların üzerinde hemfikir olacağı bir temellendirmenin yapılmasıdır. Bu noktada sözünü ettiğim muhalif kampta yer alan bütün grupların hemfikir olacağına inandığım bir tanımlama yapacağım:

Yeni Türkiye “modernliğini kaybeden Türkiye’’ dir, yani, Türkiye hızla “modern-dışılaşmaktadır”. Modernliğin kaybı, aynı zamanda “hukuksuz” bir kapitalizmin genişlemesi, bütün yaşam alanlarını kuşatması anlamına gelmektedir. Bu nedenle, Yeni Türkiye modernliği olmayan kapitalizm olarak tanımlanmalıdır.

Bir taraftan kapitalizmin dünyada pek bilinmedik bir formu bu topraklarda kök salıyor, yani kural tanımayan, deyim yerindeyse hukukla oynayan bir kapitalizm gittikçe tutunuyor ve yerleşiyor. Diğer taraftan da modernliğin temel ilkeleri hızla tarih dışına itiliyor: özgürlük ve rasyonellik ilkeleri yaşamdan uzaklaştırılıyor. Hem demokrasi hem de rasyonel olarak yaşamın düzenlenmesi ortadan kaldırılıyor.

Demek ki Yeni Türkiye esaslı bir “gerilemeye” işaret etmektedir ve kurtuluş gerilemeden kurtulmaktır, yani ilerlemeyi yeniden hedeflemektir. Gerilemenin boyutlarının saptanması, nasıl kurtulacağımızın yolunu bize göstermesi açısından gereklidir. Gerilemeyi saptamak için, insanlığın en başından bu yana ve özellikle modern dönemde çözmek zorunda olduğu üç temel sorunsala ve onların ekseninde belirlenen toplum modeline odaklanmak yerinde olacaktır. Bu sorunsallıklar ekonomik, politik ve kültürel sorunsallıklardır. Yani hangi ekonomik model temel ihtiyaçlarımızı karşılama modelidir; hangi politik model birlikte yaşamamızı sağlayabilir ve hangi bilgi/kültür modeli bizim eylemlerimize kılavuzluk edebilir sorularına yanıt bulunması her daim vazgeçilmezdir. Yeni Türkiye eğer bir “gerileme” ise bu sözünü ettiğim üç sorunsala ilişkin verdiği yanıtların geriletici (gerici) olduğu anlamına gelir. Mevcut durumu teşhisimiz çıkış yolu veya kurtuluş ve kuruluş için temel önem arz ettiğinden, sözünü ettiğim üç sorunsala Yeni Türkiye’de bulunmuş çözümlerin (çözümsüzlüklerin) geriletici yönlerine dikkatlerimizi çevirmeliyiz.

 

Modernliği Reddeden Kapitalizm, Çoğunlukçu Demokrasi, İslamcı İdeoloji

 

Ekonomik olarak Yeni Türkiye, modernliği reddeden bir kapitalizmi temel ihtiyaçların karşılanması ve yaşam standardının yükseltilmesi için temel görüyor. Yani modernliği – hukukun üstünlüğünü, liyakati, fırsat eşitliğini, hesap verebilirliği vb – reddeden vahşi bir kapitalizm Yeni Türkiye’nin ekonomik model olarak benimsediği model. Ekonomik sorunsal, bir tür feodal mantığa dayalı talancı kapitalizmle çözülmek istenmektedir. Hukuk kurumunun neredeyse yok sayıldığı “kuralsız” bir kapitalizmdir bu! Politik sorunsal, ki toplum halinde birlikte yaşamanın politik temellerinin nasıl sağlanacağı sorunsalıdır; çoğunlukçu-araçsal bir demokrasi aracılığıyla çözülmek istenmektedir. Yani “bir İslam anlayışının” birleştirici olduğu varsayımına dayanan, farklılıkları “bütüncül” millet anlayışıyla “geçiştiren” bir siyasa modeli önerilmektedir. Kültür/bilgi sorunsalı, ki eylemlerimize hangi bilginin kılavuzluk edeceği sorunsalıdır; İslamcılık ideolojisiyle çözülmek istenmektedir. Yani bilimsel, sanatsal, felsefi bilginin dışında İslami bilginin eylemlerimize kılavuzluk ettiği, etmesi gerektiği varsayımına dayanan bir kültürel saha anlayışı söz konusudur.

Şimdi demek ki Yeni Türkiye’nin aktörlerinin sözünü ettiğimiz üç sorunsalın çözümüne yönelik sahip oldukları anlayışlar modernliği reddeden vahşi kapitalizm, çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve İslamcı ideolojidir. Modernliği reddeden kapitalizm, çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve İslamcı ideoloji, demek ki içinde bulunduğumuz sürecin temellerini oluşturmaktadır.

Bu temeller üzerinde yükselen toplum ise tam anlamıyla “patolojiktir”.

Daha önceleri görülmemiş düzeyde kutuplaşmış, ayrışmış bir toplumda yaşıyoruz ve esasında “toplumun ölümüne” tanıklık ediyoruz.

O halde bu sürecin tersine çevrilmesi veyahut ondan çıkılması yeni bir toplum modelini ortaya koyacak bu üç sorunsalın çözümüne ilişkin bir projeyi gerektirmektedir. Demek ki kurtuluşun veya çıkışın yolu önce projeyi bu sözünü ettiğim üç sorunsala yanıt oluşturması anlamında inşa etmeyi zorunlu kılmaktadır.

 

Ne Yapmalı?

 

Üç sorunsal açısından da Yeni Türkiye bir “gerileme” olarak anlaşılmalı. Gerileme eğer ‘’Aklın’’ bir kere daha boyunduruk altına alınmasına işaret ediyorsa – ki etmektedir – çıkış için atılacak her adım elbette ‘’Aydınlanma’’dan yana olacaktır. O halde; çözüm Yeniden Cumhuriyet inşasıdır. Bunun için atılmasına ihtiyaç duyulan ilk adım üç sorunsal açısından “ilerici”, “aydınlanmacı” ve dolayısıyla “halkçı” bir projenin kurulmasıdır.

Yeniden Cumhuriyet inşası için üç sorunsal açısından şunları söylemek gerekir: ekonomik sorunsalı çözmek için kamuculuğun ağırlıklı olduğu bir ekonomik model sunmamız gerekiyor. Politik sorunsalın çözümü için politik sahanın önemine vurgu yapan, kamusal sahanın önceliğini önemseyen, cumhuriyetçi bir siyasa temelinde toplum halinde birlikte yaşamayı benimsediğimizi beyan etmemiz gerekiyor. Kültür-bilgi sorunsalının çözümü için ise bilimsel-laik bilgiyi ve genel anlamda Aydınlanmayı temel olarak benimsediğimizi ilan etmemiz gerekiyor. Bu temeller toplum halinde birlikte yaşamanın önemli bir modelini ifade ediyor; halkçı, kamucu, sınırları hukuka riayet etmekle belirlenen ekonomi; sorumluluk üstlenen katılımcı yurttaşların ortak sorunları ortaklaşa çözmelerini öngören siyasa; ve bilimsel bilgiyi eylemlerimizde kılavuz olarak gören kültürel model. Çıkış yolu dolayısıyla ekonominin bütün yaşam alanlarına nüfuzunu önlemeyi hedefleyen bir ekonomik modeli; toplum halinde birlikte yaşamayı cumhuriyetçi temellere dayayan bir politik modeli ve eylemlerimize, gündelik yaşamımıza kılavuzluk edecek Aydınlanmacı bir kültürel modeli zorunlu kılmaktadır.

Peki yeni toplum modelimiz nedir?

Toplumun patolojilerini çözmek; bireysel özgürlüğü askıya alan tondaki kolektivizm ile olamaz. Kolektivist toplum modellerinin insanlık deneyiminde ne tür büyük acılara ve sorunlara yol açtığı bilinmez değildir. Sosyalist veyahut faşist deneyimler bireysel özgürlüğü askıya alan, “dayanışma” adı altında demokrasiyi tarih dışına iten deneyimler oldu. Bireysel özgürlüğü dışlayan ve böylece kolektivizme saplanacak olan bir model kurtuluşu, bırakın yeni “boyunduruklar” oluşturacaktır. Bu demek değildir ki çözüm liberal toplum, ekonomi, birey modeliyle olacak. Aksine çıkışın yolu liberal patolojiyi dağıtmakla mümkündür. Dayanışmayı dışlayan, bireyi kutsayan model kurtuluş yolu olamaz, çünkü bu Aklın boyunduruk altına alınmasında asli faillerdendir.

Toplum modelimizi oluşturacak çözüm; dayanışmayı çok önemseyen ama özgürlüğü de dayanışma adına gözden çıkarmayan cumhuriyetçi modeldedir. Cumhuriyetçilik Aristo’dan bu yana kamusal yaşamın üstünlüğüne inanan, politik sahanın önceliğini benimseyen, erdemliliğe vurgu yapan, yurttaşlığı vazgeçilmez bulan, bireycilikten ziyade dayanışmayı öncelikli gören bir politik modeldir ve toplum halinde birlikte yaşama için hem liberalizme hem de sosyalizme üstündür. Pettit ve Skinner’in cumhuriyetçilik anlayışları bu konudaki temeller açısından değerlendirilebilir. Özgürlüğü de, demokrasiyi de liberallerin ve sosyalistlerin indirgemeci anlayışlarının ötesinde formüle eden cumhuriyetçilik; hem negatif özgürlüğü, hem araçsal demokrasiyi hem de ekonomici kurtuluşçuluğu reddeder.

Laikliğin temeli oluşturduğu bir Cumhuriyet birlikte yaşamamızın temel siyasasıdır.

Bu Cumhuriyet Aydınlanmacıdır; halkçıdır ve devrimcidir.

Kültür/bilgi sorunsalını Aydınlanma ile ekonomik sorunsalı halkçılık ile ve politik sorunsalı laik-kapsayıcı ulus-devlet modeli ile çözecek olan bu Cumhuriyet muhalif kampı oluşturan bütün grupların üzerinde hemfikir olduğu veyahut olacağı ya da olmak zorunda oldukları temeldir.

 

Prof. Dr. İBRAHİM KAYA – Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :