ÖNCE 16 YILDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN 22 BİN İŞÇİNİN HESABINI VERİN BAKALIM

Ana Sayfa » SICAK ANALİZ » ÖNCE 16 YILDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN 22 BİN İŞÇİNİN HESABINI VERİN BAKALIM

01.05.2018 - 18:33

ÖNCE 16 YILDA İŞ KAZALARINDA ÖLEN 22 BİN İŞÇİNİN HESABINI VERİN BAKALIM

 

 

İktidarın toplumu dilediğince biçimlendirme noktasında en başarılı olduğu yöntem, kavramların içini boşaltarak onlara işine gelen türde anlamlar, içerikler yükleyerek gerçeği ötelemesi, kafa karışıklığı ve bilgi kirliliği yaratmasıydı.

Bunun dünyadaki en iyi uygulamasını Amerika gerçekleştirdi.

ABD Irak’ta 1 milyon sivili katlederken oraya demokrasi götürdüğü yalanını sürekli yinelendi. Bu yalan öylesine işe yaradı ki, ardından Arap Baharı senaryosu da benzer bir biçimde uygulamaya sokuldu. Libya, Mısır, Tunus ve son olarak Suriye, emperyalizmin demokrasi ve insan hakları gibi kavramların ardına sığınarak, oralarda at koşturduğu bir hale dönüştü. Çünkü petrol her şey demekti, demokrasi ve insan haklarıysa ona ulaşmak için yalnızca birer basamaktı.

İktidar 2002’de aynı söylemlerle yola çıktı. Başta Ahmet-Mehmet Altan, Oral Çalışlar, Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Murat Belge, Hasan Cemal, Nuray Mert olmak üzere eski kaşar solcuların, dolara endeksli liberallerin ‘’Yetmez ama evet, neyse ki sivilleşiyoruz ’’ haykırışları eşliğinde bugünkü baskıcı yapının temel taşları elbirliğiyle döşendi.

Sonuçta faşizme ramak kala, bir dönemecin ağzına geldik dayandık.

Dönemeç 24 Haziran.

Erdoğan eğer burayı da aşarsa onu tutacak pek bir şey kalmayacak.

AKP şimdi seçim manifestosunu duyurmaya hazırlanıyormuş.

Temel söylem daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük üzerine işlenecekmiş.

İnsan, toplumu aptal yerine koymanın bir sınırı olmalı diye düşünüyor.

Niye?

Çünkü rakamlar yalan söylemez. Sen bilgi kirliliği ve yalan haber üzerinden kodladığın bir medya gücü ile istediğin pembe tabloyu yaratabilirsin ama bir de rakamların dili var. Dökelim o halde:

16 yılda Zonguldak, Soma, Ermenek, Şırnak başta olmak üzere yurdun dört bir yanında 22 binin üzerinde işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Savaştan beter bir tablo bu.

Buna bağlı olarak son beş yılda (2013-2017)en az 580 kadın işçi, iş cinayetlerine kurban verildi.

Ülkemizde kadın işçilerin yüzde 90’ından fazlası sendikasız, yüzde 75’i kayıt dışı çalıştırılıyor.

Türkiye’de çalışan işçileri yalnızca yüzde 12’si sendikalı.

Sürekli hale dönüştürülen OHAL koşullarında KHK’lerle 111 bin kamu emekçisi işinden atıldı.

DİSK’in yaptığı bu araştırma sonuçlarına göre (TÜİK’in verileri gerçeği asla yansıtmıyor) işsizlik oranı yüzde 18.3 yani yüzde 20’lere dayanmış durumda.

Esnek çalışma biçimleri AKP iktidarları döneminde yaygınlaştırıldı ve yasal statüye kavuşturuldu. Kamuda çalışan taşeron işçileri kadro beklerken taşeron sistemine bile rahmet okutacak bir uygulama hayata geçirildi.

Şimdi soru şu: Bu vahşet tablosu demokrasi ile yönetilen bir ülkede görülebilir mi?

Peki çalışma yaşamına yönelik veriler, rakamlar bir faciayı ortaya koyarken bu ülkenin en büyük işçi konfederasyonu olan Türk İş niye sesini soluğunu çıkarmaz? Onu da açıklayalım: Türk İş’in şimdiki Genel Başkanı Ergün Atalay, Tekel Direnişi sırasında konfederasyonun başındaki isim olan Mustafa Kumlu’nun sağ koluydu. Direnişi kırmaya çabalayan hükümete en büyük destek onlardan gelmişti. Erdoğan’ın, Mustafa Kumlu ve Ergün Atalay’ı Dolmabahçe’deki çalışma ofisine çağırarak ‘’görüş alışverişinde’’ bulunduğu, bunun sonucunda Türk İş’in tepe yönetiminin direnişin nasıl kırılacağı konusunda kendisine yol gösterdiğine ilişkin haberler gazetelere kadar düşmüştü. Bizzat Başbakan’ın açıklamalarına dayandırılan gizli görüşmenin bilgileri ortalığa dökülünce Ergün Atalay ‘’Evet, sözü edilen kişiler biziz.’’ demek zorunda kalmıştı. Tekel Direnişi işçi hareketinin en büyük eylemlerinden biriydi ve o kararlılık Türk İş yönetiminin ayak oyunlarıyla bozguna uğratılmıştı. Direniş bittiğinde istifa etmek zorunda kalan Mustafa Kumlu’nun yerine, doğal olarak Ergün Atalay gelmişti. Atalay’ın, Soma faciasında madene işçilerin tepkileri nedeniyle tek başına gidemediğini, olay bölgesinde Erdoğan’ın arkasına sığınarak dolaştığını yazılı ve görsel basından takip etmiştik. Aşağıdaki fotoğrafta, Binali Yıldırım’ın arkasında yürüyen kırmızı kazaklı ‘’sendikacı’’ madene ancak polis koruması altında girebilmişti.

Türk İş’i arka bahçesi haline dönüştüren iktidar bu süreçte aslında yalnızca sendikaları değil, çalışanların, üretenlerin bütün örgütlü yapılarını iğdiş etti.

Demokrasinin harcını oluşturan sivil toplum örgütlerinin ‘’Padişahım çok yaşa’’ konumuna gelmeleri faşizme ramak kala savının kuvvetli dayanaklarından biridir.

24 Haziran’a sayılı günler kaldı ve bugün 1 Mayıs.

İktidarın daha çok demokrasi, daha çok özgürlük sloganıyla seçim meydanlarına çıkacağı haberleri ortada dolaşırken insan sormadan edemiyor:

16 yılda iş kazalarında ölen 22 bin işçinin hesabı verilmeden daha çok demokrasi, daha çok özgürlük olur mu?

Ziyaretçi Yorumları

İlgili Terimler :